şükela:  tümü | bugün
  • yaptığınız ya da yapmadığınız bir şey hakkında insanların sizi suçlu bulması, sorumlu tutması durumu. her ne kadar olay hakkında düşünüp bazı şeyleri daha kolay görmenizi sağlasa da genelde suçlanan kişi savunma mekanizmalarını harekete geçirir direk. ayrıca haksız yere yapıldığında çok üzebilir insanı.
  • gözünüzü seveyim bunu bana yapmayın.

    bir şey yapmamış olmama ya da gerçekten istemeden yapmış olmama rağmen ara ara tanımadığım kişiler yapıyor bunu bana. elim ayağım birbirine giriyor, ağzımı açıp düzgün cümle kuramıyorum resmen. öyle geveleyince de sanki hakikaten gördüğüm muameleyi hakedecek bir şey yaptım zannediliyor. daha bir iki saat önce olan olayı anlatayım size;

    tüm günü pastil ve sprey desteğiyle geçirdikten sonra anca boğazımı toparlamışım, arabayı kanyon levent'e koyup konsere gideceğim. tüm gün calışmanın ve inceden hissettiren hastalığın yorgunluğu ile park ederken bir arabanın plakalığına çarptım. böyle durumlarda genelde olan benim arabaya olur ama yine de indim karşı arabaya baktım. bir şey göremeyince koştum kendi arabamın tamponuna. tampon da arabanın geri kalanı gibi toz toprak içinde tabii. ıslak mendille silip inceledim, bu arada da kendime kızdım falan. sonra diğer arabaya bir daha bakmaya karar verdim. bu arada bir kadın oradan "ayıp değil mi hem çarptın hem de kaçacaksın!" diye olaya karışmaz mı... şahin'le ferrari'ye çarpan şaşkın şoför gibi kala kaldım. konuşamıyorum, zorlarsam da garip garip kelimeler çıkıyor ağzımdan. böyle olunca aklımdan geçmemesine rağmen kadının dediğini yapacakmışım gibi oldu (ki ahlaken kesinlikle yapmayacağım bir hareket olsa da en ahlaksız adam bile plakalık kırıldı diye kaçış moduna girmez, ne gerek var).

    sonra kadın "ben vatandaşlık görevimi yapıyorum, beni engellemeye geliyorsun" diyerek güvenliğe gitti. ortalık ufak çaplı ayağa kalktı. kadını tam manası ile dikkate alan yoktu neyse ki ama son golünü "umarım yaşın tutuyordur, ehliyetin vardır" diyerek attı. benim tepem de işte o noktada attı. 24 yaşında, başarı derecesiyle yüksek lisans bitirmiş, çalışan bir insanım yahu ben. babasının arabasını kaçıran liseli muamelesi gördük akşam akşam. o an hiç yapmamam gereken bir şey yapıp gideceğini söyleyen kadına basıp gitmesini söyledim. gerçi hakikaten basıp gittiği için iyi de yapmış olabilirim. boğazımın iki gram kredisi var zaten. neyse, tabii güvenlik görevlilerini peşime takıp otoparka indirdim ve adamlar sahneyi görünce şok oldu. kırılmış bir plakalık ve büyük bir sessizlik. plaka da yerinde duruyor yani, kırılma da öyle bir kırılma.

    en son güvenlik şefiyle yukarı çıkarken adam bana "sizin için yapabileceğim bir şey var mı deliogul bey?" falan diyordu. kadının velvelesi yüzünden hem güvenlik ekibi hem de ben zaman kaybetmiştik (konseri kaçırdım) ve tek özür dilemesi gereken kişi "basıp gitmişti." neyse ki gitmişti. ilk uçakla istanbul'u terketse güce denge gelir, bir ömür mutlu yaşarız. kendisi baştan aşağı negatif zira.

    suçlamayın beni, olay yok yere büyür. çok utanıyorum çünkü benim kişiliğimi bilmeyen biri beni yanlış değerlendirip suçladığında. utanınca da saçmalıyorum. yahu, ben garip bir utanç hissi yüzünden belki de hayatının aşkı olan kişiye kendisini düzgün ifade edememiş, fırsatların en büyüğünü tepmiş bir insanım. böyleyim yani.
  • zamanında az buçuk göze batmış ve çoktan aylar öncesinde kalmış şeylerin görgü tanığı tarafından habire gündeme getirilmesi ve en azından bundan sonra göze batması istenmeyen şeyler yüzünden aynı kişi tarafından "benden mi utanıyorsun" şeklinde bir cümle duymaktır. nasılsın ironi ?
  • kendi kendisini suçlamak, suçlu hissetmek söz konusu olduğunda: suçurganmak.

    (bkz: suçlama)
  • son zamanlarda insanların birbirini suçlamasına daha sık tanık oluyorum.

    artık şahsıma dokunmayan oluştur. yüzümün derisi mi kalınlaştı, fazla umursamaz mı oldum bilmiyorum. suçlanırken içime bir şefkat güdüsü oturuyor; karşıdakini beni suçlamaya iten sebepleri basitçe seçebiliyorum. haklı olup olmaması da sakinliğimi kolay beri bozmuyor. sonuçta haklıysa almam gereken dersler var demektir ve ders aldıysam benden şanslısı yoktur. haksızsa onun alması gereken dersler var demektir lakin suçlar vaziyette zihni öğrenmeye pek açık olamaz.

    her şekilde insanın hataları ile yüzleşmesi kadar anlamlı bir şey yoktur. bazıları zorluk der, acıdan dem vurur. evet ıstırap da insanı geliştirir; ama burada asıl payda acıların kişiyi hatalarını neden ve sonuçları yönüyle kavramaya itişidir. gün yüzüne çıkan hata ve altındaki defolu motivasyonlar ansızın sönüp gitmeyecektir lakin onlara dair duraksız bir farkındalık gelişmiştir bir kere zihinde.

    hiçbir gelişim keyifli değildir. bir bebeğim doğum öncesini, sonrasını, büyümesini düşünün. türlü acı deneme/yanılma formunda gelir başına. sayısız defa ağlar, kendinden utanır.

    ruhsal gelişim de böyledir, keyifsiz olmak zorunda değil elbette, ama keyifli asla değildir. göz yaşı olmadan meditasyon olmaz, bazen yumruklar sıkılmadan, ciğerler şişmeden öğrenme olmaz. bu ögeler yoksa gelecekte şiddetli bir fırtına, bir tufan var demektir. aydınlanma ferahlık ve dinginlikten gelecek olsaydı ciddi anlamda dünya yaşanabilir bir yer olurdu; zira tüm insanlar rahatlığın, eğlence ve keyfin peşinde. öz-eleştiri, hatta öz-yıkım olmadan kavrayış doğmaz.

    insan yeteneklerini geliştirerek acıdan kurtulur; tüm kudret doğru şekilde dengelendiğinde... evet orada artık acı, keyifsizlik yoktur. orada acı ve keyiften azade tatsızlık vardır.*
  • insanı betonarme yapıyor; nervürlü demirle güçlendirilmiş ve iyi sulanmış çimento, çakıl ve su birleşimi.

    bunu yazarken ben de suçladım yalnız. kişi suçlanmış oldu. son derece gerzekçe.
  • insanın hayatı boyunca karşılaşacağı bir gerçek.
    hep suçlanırsın. ailen suçlar, arkadaşların suçlar, öğretmenlerin suçlar, eş sahibi olursun eşin suçlar. bir zaman sonra suçlanmaya alışırsın kendini suçlarsın.
    kendini o kadar çok suçlarsın ki, kimseyi suçlamamaya başlarsın. insanları anlamaya, olduğu gibi kabul etmeye çalışırsın.
    sonra zannedersin ki, herkes seni de olduğu gibi kabul edecek. ya bunu bilerek hayatında sana yer verecek, ya da vermeyecek.
    ama işler böyle yürümez. insanlar senden yapamayacağın şeyler beklerler. bu sefer de yapamadıkların için suçlanırsın.
    suçlandıkça iyice içine kapanırsın. kimseyle konuşmaz, kimseye anlatamazsın. yarı ölü yaşamak gibi bişeydir.
    bu sefer de insanlar senin bu halinden hoşlanmaz senden uzaklaşırlar. yapayalnız, kimsesiz kalırsın.
    çevrenize bakın, arkadaşlarınıza bakın. belki de yarı ölü insanların içinde onları görmeden yaşıyorsunuzdur.