şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: iftira) (bkz: suçlu aramak)
  • tüm vücuduna yayılmıs olan siğilleri bir başkasına bulaştırmak suretiyle, kendisinde bir hastalık kalmadığına inanarak orgazmı yaşamaktır. etraftaki bazı görmeyi bilmeyen insanlar ya da bilen ama bilmezden gelmek işine gelenler de "ay ne güzel iyileşmiş yaraların, bütün sorun diğerinden kaynaklanıyormuş bak, onda duruyor izleri" diye kandırır da dururlar hem kendilerini, hem de yüreğinden ve beyninden siğilleri atamamış olan orgazm madurunu.
  • kisinin kendi karar ve davranislarinin sorumlulugunu alamamasidir.. lisede notu a gelince ben aldim, f gelince hoca verdi demek gibi biseydir..
  • egosu sisik insan grubunda zirt pirt gorulebilir davranis bozuklugudur. bu kisiler cok ustun ve hata yapmaz olduklarini dusunduklerinden dolayi her zaman karsisindaki insanlari suclarlar. bu her zaman karsi tarafi suclama aliskanliklarindan oturu de, ozur dilemezler, dileyemezler. ozur dilemeyisleri, -'ben bu davranisi tekrar edecegim sen ne kadar kirilsan da uzulsen de umrumda degil- anlamina geldigi icin de birlikte yasadiklari ve/veya yasamak zorunda olduklari insanlara sinirsiz azap cektirirler. birlikte yasam zorunlu degilse hemen kosarak uzaklasmak en faydali hareket olacktir.
  • çoğu kişinin kolayına geldiği için yaptıkları fiiliyat. bu hareketin temelinde "ben her zaman haklıyım" düşüncesi de yatıyor. binbir türlü hadisenin, ihtimallerin gerçekleştiği ve kesin doğruların hemen hemen olmadığı bu dünyada kişinin her zaman haklı olması, başta kişinin kendi kendisini yalanlamasıdır. o zaman biz niye yaşıyoruz, durmadan yaş alıyoruz? her gün irili ufaklı ama dolaylı ama dolaysız birçok hadise ile karşılaşıyoruz. bununla paralel olarak da düşüncelerimiz gelişiyor, değişiyor ve nihayetinde olgunlaşıyor. ancak çevremde de ne yazık ki gözlemlediğim kadarıyla yaş alınmasına rağmen bu düşünce olgunlaşmasını inkar edenler var...

    olayları sadece ben merkezli bakarsak biz daha çook suçu başkalarına atarız. hiçbir şey sebepsiz olmuyor. "hep haksızlığa uğruyorum" diyorsak lütfen bi düşünelim. acaba biz sözde kendi derdimizle(!) ilgilenirken başkalarını haksızlığa uğratıyor muyuz? empati yapılmasını istiyorken acaba biz yeteri kadar empati yapabiliyor muyuz? hayatta her an her şey olabiliyor. neden-sonuç analizini çok iyi irdelemek gerekiyor ve en önemlisi de başkalarının özellikle yapıcı olmayan eleştirilerini dikkate alacağımıza kendi kendimizi eleştirebilme cesaretini göstermemiz gerekiyor.

    başkalarına suçu atma meselesini ağrı kesicilere benzetiyorum. sorunu ortadan kaldırmıyor sadece kısa bir süre insanın kendisini, ağrıyan yerlerini(!) uyuşturuyor o kadar. sorunu çözmek istiyorsak sorumluluğu üzerimize almalıyız. böylece en azından hayatımız gibi bizi ilgilendiren en temel konuda başrol oyuncusu biz oluruz ve bilirsiniz ki senaryo, başrol oyuncularına göre şekillenir.
  • sanırım üstün dökmendi;

    "çocuğumuz kafasını masaya çarpınca biz masayı döveriz, ah masa sen orada niye duruyorsun diye. çocuk masa orada durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur" demişti.