şükela:  tümü | bugün
  • sufizm ile ilgilenen insanın alt kümesi, sufizm ile ilgilenen türk kızı'nın üst kümesi. gözlemlerime göre sufizm artık yoga ve tahta eskitme muadili bir gönül rafında muhafaza ediliyor ve sufizm ile ilgilenen kızlar benzer davranışları ifa ediyor. bu konuda başımdan geçen şu hadise aydınlatıcı olacaktır:

    londra'da bir bankada dirsek çürütüyordum. kapitalist düzenin cangılında yağtığım envai çeşit hinlik arasında bir iyilik yapmak, bir hanımı mutlu etmek için ise londra'lı bayanlarla randevulaşmaya başlamıştım. amacım yemek yapabilen, çamaşır yıkayan ve hatasız ütü yapan, genç ve doktoralı zengin bir bayanı mutlu etmek, onun yüzündeki tebessümün müsebbibi olmaktı. ilk randevuma 20 dakika geç kalmıştım. kız afrika kökenliydi ve kültürümüzde yeri olmayan anne temalı şakalar yaptı. bir daha görücü usulü randevulaşmamaya karar kıldım.

    ertesi gün ise sufizm ile ilgilenen, orhan pamuk okuyan bir kız çıktı karşıma. günahkar ve dünyevi hayatımdan bunalıp bu ihsan sahibi, derin tıynetli kızla buluşmak bana cazib gelmişti. buluşma yerine gelmeden leon'a uğradım. leon genelde sadece kadınların bildiği içinde kara kinoa tahılından salata satılan haşmet babaoğlu tarzında bir mekandı. ispanyol kasiyerden bie lamb kofta ("kuzu köfte") isteyip yumuldum. leş gibi soğan be kuzu kokmaya başladıktan sonra artık randevuma hazır olduğumu düşünüp smollensky's in yolunu tuttum.

    smollensky's canary wharf'ın en casual barıydı. terasa yaklaşırken süfli kılıklı bir kızı uzaktan gördüm ve "aha benim kara talihim" dedim. kızla merhabalaştık ve konuşmadan bara yöneldik. "ben alkol kullanmıyorum" dedi, iyi dedim, happy hour'ı 2 dakika ile kaçırmıştık zaten kızın alkol içmemesi hesabı düşürecekti, o yüzden ses etmedim. içkilerimizi aldıktan sonra dışarıda bir masaya oturduk. masaya bir sufi dervişinin kitabını koydu. "allah allah" dedim. "mesnevinin tümünü okumuş bu fakire tebliğ mi edmeye gelmişti bu fani acab'?".

    kızın muhabbeti hiç çekilmiyordu, ben tam gitmeye hazırlanırken, "karnım acıktı" dedi, kalkip pasajın içine girdik. kızı mcdonaldsa götürecek 1 pounda hamburger alacaktım ki bir lokma bir hırka felsefesini içselleştirsin. ama nerde bende o şans.. mcdonalds kapılarını kapatmıştı. pasajda açık fastfood cu kalmamıştı. "hadi carluccio's a gidelim" dedi süfli sufi kız, "la sen ne biçim sufisin, pahalı italyan restoranı la o, ben önünden geçmeye korkuyorum adisyona geçerler deyü" diye cevab verdim. "of kan" dedi "dünyevi hırslarından kurtul, gel hesabı ben ödeyeceğim".

    bu jestiyle kendime gelmiştim. carluccio'da bir şişe pinot grigio açtıktan sonra aperitif olarak kızarmış ekmek, kavrulmuş kara lahana ve kaz ciğeri söyledim. aslında dana carpaccio ve deniz tarağı isteyecektim ama kız bana "oha" diyen gözlerle baktığı için onu ürkütmemek için vites küçülttüm. sonra ravioli, ama böyle ravioli yemedim, inanılmaz bir tereyağlı meyanıyla kaynatılmış, incecik açılmış hamur, içinde taza ıspanak ve ricotta peyniri. üstünde ise parma'dan dün uçakla getirilmiş tuzlu parmesan..

    peki bu hedonist yaşamın sonu nereye gidecekti? londra'nın bulutları arasından güneş hüzmelerini üstüne çeken alnım acab' ne zaman ipek seccadeye değecekti?