şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: itu radyosu)
  • muhtesem bir ses rengine sahip oldugu icin edip cansever hep evine cagirip siirilerini okuturmus suha calkıvik'e. sevdigim bir insandir, sohbeti zengin ve renklidir. ntv'nin ve ntv radyo'nun pek cok tanitim seslendirmesini o yapiyor. itu radyo'sunun medari iftihari. sinema egitimini varsova'da almis, krzysztof kieslowski'den ders alma ayricaligini tadmistir.
  • edip cansever zirvesi'e katilarak sairle olan dostlugunu, anilarini ve siirlerini acti bize. edip cansever'in notlari ve karalamalariyla dolu kitaplarini da getirmisti yaninda, elden ele dolasti, kokladik, oksadik bu kitaplari. okudugu siirle edip cansever'in ruhu dolasti ortamda...
  • üniversite yıllarımda aldığım sinema derslerinden hatırladığım muhterem insan.
    hava güzelse dersi açık havada verirdi.
    onun sesinden ders dinlemek ayrı bir zevkti.

    bir de macar sinemasından bahsettiğini hatırlarım hep.
    ne zaman macar sineması söz konusu olsa aklıma gelen ilk kişi zoltan fabri falan değil, suha çalkıvik'tir.
    şimdi de oradan aklıma geldi zaten.
  • muthis bir hafizaya sahip olan insan.
  • inanılmaz bir fotografik hafızaya sahip olan ve öğrencilerini, onları ayakta bekletenlere fırça atacak kadar çok seven, her konuda muhabbet edilebilen, sesi bir o kadar kalın ve estetik insan. ntv'de ve bir çok reklam filmlerinde onun sesini duymak mümkün.

    (bkz: sinema)
  • işık üniversitesi'nde de sinema dersi vermektedir. yazım yanlışlarını ve telafuz hatalarını düzeltmekten hoşlanır. duyarlı, hoşsohbet, nüktedan, karizmatik insan... arada bir gıcıklıgı tutar.
  • ntv derken içinin sızlayıp sızlamadığını merak ettiğim radyocu
  • biraz daha sıksa nuri bilge ceylan olabilecek kişiymiş. ebeveyni istedi diye inşaat mühendisliğini bitirmiş ama sonra gitmiş doğu avrupalarda sinema eğitimi almış. contemporary cinema dersini the battleship potemkin ile açıp "ayzenştayn yaaaa aynştayn diiiiiiil" diye yönetmeninin isminin doğru telafuzuyla devam ettirir. ballandıra ballandıra odessa merdivenlerindeki kıyım hakkında sayfalarca yazı yazıldığından bahseder. ilk hafta böyle geçer. ikinci hafta ladri di biciclette ile devam eder. bu haftada da "mühendis" i doğru telafuz ettirmeye çalışır öğrencilerine ancak bunun filmle alakası yoktur. meeeendis demekte ısrar eden öğrencileri karşısında "rıdvan dilmen saçları"nı titrete titrete mühendis der. haftalar modern times, citizen kane gibi filmlerle geçer, nice kelimeler telafuz edilir. 80 kişilik cep sinemasında quiz yapar, "aşağıdaki ödülleri festivallerle eşleştirin" e denk düşecek basitlikte şeyler sorar. tek niyeti seçmeli dersten aa alıp ortalamasını yükseltmek olan arkadaşlar berlin'de portakal yetiştirip cannes'da muz dağıtır. hocamız dönem içinde amerika'ya gider ve telafi dersi için taa oralardan buluşma ayarlar. gün gelir taksimde 80 kişilik sınıfın 15 kişisi ile little miss sunshine'a, fountain'a gidilir. filmlerden sonra mühendis ve ayzenştayn demeyi öğrettiği 15 kişi ile imam adnan sokaktaki bir kahveye gidilir. sade nescafesi ve arka arkaya yaktığı sigaralarla "hocccam hoccciiiam bence adam orda bunu dillendirmek istedi diyip eleştirmen kesilen, o güne kadar matrix felsefesinin sözünden dışarı çıkmamış öğrenciler" ini dinler. dönemin sonlarında çayırda çimende yapar derslerini. vizede "bir filmin çok nazik bir biçimde incelenmesi"ni ister ama kopipastiş yapıldığından çıldırır. finalde de 2 saat süre verir, gidip yazın bulun edinin der, dönemi bitirir.

    çok acı bir not: süha çalkıvık'ın derslerinin bitiminde sinema salonu tekrar eski haline çevrilip, tvden canlı canlı kurtlar vadisi izlenecek hale getirilirdi. nasıl yapılırdı bu iş bilmiyorum ama söyleyemedim süha'ya arkasından ne dolaplar döndüğünü. çok çabaladın süha ama olmadı.

    (bkz: yine dene yine yenil daha iyi yenil)
  • attığınız her mesaja anında cevap yazmasıyla da ün yapmıştır.