şükela:  tümü | bugün
  • 1957 doğumlu, estonya/tallinn'den bir yönetmen. georgica (1998) adlı muhteşem eseriyle tanıdım kendisini. hakkında pek malumat yok.

    filmografisi:
    varesesaare venelased (belgesel) (2012)
    kirjad ınglile (2011)
    jonathan austraaliast (belgesel) (2007)
    somnambuul (2003)
    georgica (1998)
    ainus pühapäev (1990)
  • bu kadar muhteşem bi yönetmenin daha yeni tanınıyor olması acı verici.
  • sulev keedus'ı biraz daha yakından tanımamızı sağlayacak bir röportajı:

    alıntıdır: kaynak

    --- spoiler ---

    fransızcadan çeviren: ali hasar

    sulev keedus sizi fransa'da georgica ile keşfediyoruz. kişisel yolculuğunuzu anlatır mısınız?

    ilk belgeselimi 18 yıl önce çektim. tanınmamı sağlayan behind the forest adında bir kısa metrajdı. başka bir kısa metraj çekmeme imkân tanıdı bu, sonra da skandal olan bir müteakip çalışmaya; dönemin siyasi ideolojisine yakın durmadığımdan ötürü estonya televizyonundan kovuldum. kendimi sokakta bulduktan sonra, bile isteye kaldım sokakta bir film çekmek uğruna, sonra birkaç senaryo yazdım ve moskova'da sinema okudum. eğitimimi the only sunday'i çekerek tamamladım. o dönem, 1991'de, estonya 50 yıllık işgalden sonra tekrar bağımsız oldu.

    vergilius'un aynı adlı eserinin (georgica) okunması filmin çıkış noktası mıydı?

    bir gün köhne bir evin çatı katında bir kutu buldum. içinde bir dağ manzarasında topraktan evlerin önünde pelerinli insanları gösteren fotoğrafik plakalar bulunuyordu. içlerinden biri siyah elbiseli bir insandı; bu kişi yüzyılın başında doğu afrika'da misyoner olmuş bir estonyalıydı. bu klişeler filmin çıkış noktası oldu, son olarak da vergilius'un eseri ortaya çıktı.

    georgica'nın girişinde dikkati çeken, zaman üzerinde gerçekleştirdiğiniz bilhassa fevkalade yaklaşım; böylelikle şiirsel ve zamandan münezzeh bir evren inşa ediyorsunuz. bize biraz çalışma biçiminizden bahsedebilir misiniz?

    bir sahneyi çekmek için zamana ihtiyacım oluyor, zira belirli bir hakikati, oyuncular ve teknisyenlerce paylaşılması mücbir bir uyumu hissetmeden önce film çekmeyi kendimde görmüyorum.

    georgica'nın yapısı gayet basit, çünkü asıl eylem zamanın gerçek akışını takip ediyor. jakub ve maecenas'ın geçmişi benzer yörüngeleri izliyor, tâ ki karşılaşıncaya ve bir oluncaya dek.

    önceden belirlenmiş bir senaryodan mı yola çıkıyorsunuz ya da oyuncularla çekim sırasında doğaçlama bir çalışma mı yapıyorsunuz?

    eğer bir senaryo önceden hazırlanmışsa, bir film çekmek beyhude olur. iyi bir çevirim senaryosu yapım, çekim, montaja göre gelişir, sonra da birkaç kısım çıkarılır.

    bir oyuncu neden film çekildiğini anlamadığında ya da canı sıkıldığında doğaçlama yapar. bir rolün doğuşu bir çocuğun doğuşuna benzer. doğaçlama yapılamaz ama bir yaratılışın doğal ve temel sonucu olmak zorundadır.

    oyuncular sıra dışı. onları nasıl buldunuz?

    hem çok yönlülük ve kararlılık özelliklerine sahip hem de işlerini sevebilecek, onlardan nefret edebilecek, bütün ekip soluğunu tutsa da odaklanabilecek oyuncular bulduğum için talihim yaver gitti.

    birkaç aylık araştırmanın ardından, çekimden 2 gün önce karar kıldım.

    georgica, arka planda kültürlerin çatışması problemini ele alıyor. manevî değerlerin kayboluşu ve hiç olmadığı kadar dine gebe kalan bir afrika'ya ilişkin bu değerlerin kayboluşu noktasında batı'yı ikaz etmiyor musunuz?

    tanzanya'da bir köyün ileri geleniyle karşılaştık. estonya'nın nerede bulunduğunu sorarak bir bastonla kuma avrupa haritası çizdi. bizim bir milyondan az olduğumuzu öğrendiğinde ulusumuzun yok olmaması adına en genç eşini bize sunmayı önerdi. eskilerin gelenekleri ve bilgeliği, topluluk bağlılığını sürdürüyor.

    kimseyi ikaz etmiyorum, ancak bu insanlar hakkında bize sunulan yarım yamalak fikirlerden daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorum. daha fazla...

    anı ve georgica'nın ezoterik boyutu üzerine işlediğiniz bu çalışma andrey tarkovski'nin çalışmasını hatırlatmıyor mu? özellikle ayna (zerkalo) ya da iz sürücü'yü (stalker) düşünebiliriz. kendinizi tarkovski'ye yakın hissediyor musunuz?

    bresson, antonioni, tarkovski filmleri elbette beni etkilemiştir, özellikle nostalghia. ama kendimi, derinlemesine rus kültürüyle tarkovski'ye çok yakın hissetmiyorum. öylesine rus ki pek çok çağdaşı tarkovski'yi anlamamalarından ziyade onu adam yerine koymuyor. ayna'nın ilk kısmı hakikate müştak mahir bir sanatçının keşfidir. stalker, estonya'da çekildi, kurban'sa pek çok estonyalının rus işgali sırasında sığındığı isveç'teki gotland adası'nda.

    sinematografi çok şaşaalı, filmin her planı bir tablo gibi hazırlanmış gözüküyor. görüntü yönetmeni rein kotov ile çekimi hazırlarken resimsel ve sinematografik kaynaklarınız neydi?

    estonya'nın kuzey ışığı, doğa ve manzaralar ortaçağ'dan beri pek çok sanatçı ve besteciye ilham olmuştur. bu saklı doğa bizim düşünce biçimimizi şekillendirir. bunun filmde yer alması gerekir. georgica'nın atmosferi senaryoda daha önceden tasvir edilmişti, sanat yönetmeni ve görüntü yönetmeniyle bu fikri geliştirebildiğimiz kadar geliştirmeye gayret ettik. görüntülerin koreografisi, gölgeyle ışık arasındaki uyum, renk hepimiz için temel ilkelerdi.

    film projeleriniz nelerdir?

    şimdilik ismi uyurgezer (somnambule) olan bir senaryoyu yazmaktayım. temel karakterler genç bir kadın ve onun deniz feneri bekçisi babası. hikâye, rus istilasından ötürü estonya halkının kaçışının hemen akabinde, 1944 sonbaharında geçiyor.

    ülkenizin filmlerini fransa'da nadiren görme imkânımız oluyor. estonya sinemasının mevcut durumu nedir?

    estonya'daki 8 yıllık bağımsızlık, sinematografik manzarayı anlamlı bir biçimde değiştirdi. sinemaya ayrılan bütçenin zayıflığı, prodüksiyonumuzu yılda bir uzun metrajla sınırlandırıyor. birçok yönetmen, uzun süre fırsatlarını beklemek zorunda kalıyor. estonya animasyonları ilk uluslararası başarılarına ulaşıyor. estonya'yı içine alan uluslararası birkaç ortak yapımı da sayabiliriz. yeni nesil, estonya filmlerinin bir gün avrupa'da yer edineceğinin ümidi içerisinde.
    --- spoiler ---