şükela:  tümü | bugün
  • yazlik mekani yenikoy iskelesinin tam yaninda bulunan restoran bar. mekanda bulunan kisiler vapurdan net olarak gorunmektedir. ancak mekanin isletmecileri deniz tarafina maymunlara fistik atmayiniz levhasi dikmeyi unutmuslardir.
  • nisantasi ndaki yeri urban bug lounge olduktan sonra, caddebostana tasinmistir suleyman nazif lounge ismiyle.
  • istanbul'un işgaline ilişkin olarak yazdığı kara bir gün yazısı ile işgale tepki vermiş bir edebiyatçı ve gazeteci. ayrıca idarecilik de yapmıştır. çağdaşı yazarlardan abdullah cevdet ile arası iyi değildir. (bkz: ben bu vatanın öküzüyüm)
  • yenikoy kiyisinda cok sahane bir cafe/lounge'un ismidir. yastiklara gomulmek ve bogazi seyredalmak sevap olarak islenmektedir bu mekanda.
  • (bkz: kara bir gün)
  • üstad malta'da sürgündür. enver paşa'nın babası da malta sürgünleri arasındadır. birgün der ki enver paşa'nın babasına, "seni bir ingiliz kadınla evlendirelim". "niye?" diye sorulması üzerine, "bir türk kadından olan çocuğun koskoca devlet i ali osmani'nin batmasına sebep oldu. ingiliz kadından doğacak çocuğun da güneş batmayan impartorluğu batırsın bari"
    (hatırladığım kadarı ile böyle birşeydi. kaynak aklımda değil))
  • benim hatırladığım hikaye de benzeri ama ayrıntılar farklı.enver paşa'nın babası süleyman nazif'e "ben hayatımda hiç harama uçkur çözmedim" der.imparatorluğun batışından enver paşayı sorumlu tutan nazif de ona şöyle cevap verir: "keşke helaline de uçkur çözmeseydin".
  • ben 1869-1927 diye biliyorum. buyuk ihtimalle hicri-miladi takvim cevriminden dolayi dogum yili 1869 veya 1870'ten biri olabilir...

    diyarbakirlidir. diyarbakir vilayet matbaasi müdürlügü ve diyarbakir gazetesi'nin bas yazarligini yapmis, ii. abdulhamit yönetiminden kaçarak paris'e gitmis ve orada mesveret gazetesini çikarmistir.

    yurda dönüsünde 12 yil bursa'da zorunlu oturma cezasina çarptirilmis, mesrutiyet'ten sonra basra, kastamonu, musul, trabzon ve bagdat valiliklerinde bulunmustur. 1915'te istanbul'a yerleserek halk, ileri ve hadisat gazetelerinde yazmistir... istanbul'un isgalini protesto amaciyla yazdigi "kara bir gün" yazisi ve ayni yönde verdigi konferanslar nedeniyle malta'ya sürülmüs, 1922'de yeniden istanbul'a yerlesmistir.
  • //(...) bâbîalî vak'asından bir kaç gün evvel (cenyo)da o*, sâtı' bey ve ben kahve içiyorduk. bir anlık önümüzden süleyman nazif geçti; beni selâmladı, ben de onu selâmladım. fikret'in beti benzi birdenbire değişti, bana karşı bir anda bîgâne oluverdi, konuştuğumuz bahsi kesti, yutkundu, şaşırmış bir hâldeydi; sinirinin galeyânına dayanamadı, acı ve yabancı bir bakışla bana döndü: "bu adamı tanır mısınız?" dedi, tevfik fikret'in bu hâlinden muztarip ve bu cür'etinden biraz da münfaildim. soğuk bir cevap verdim: "evet tanırım" dedim. taarruzkâr lisânını arttırarak: "bu adamın elini sıkar mısınız?" dedi. artık izzet-i nefsim yaralanmıştı: "evet, elini sıkarım; geçen gün elini sıkarken dikkat ettim, temizdi, zannederim elleri pis değil, sabunla yıkanıyor." dedim.

    durup dururken bir kavga sâhasına girmiştik, sâtı' bey muztarip ve şaşkın bir halde bu mübâhaseyi dinliyor ve müdâhale edemiyordu.

    tevfik fikret dedi ki: "demek ki zât-ı âlînizce böyle bir adamın elleri maddeten temiz olunca sıkılır!"

    "- evet bence öyledir... bence el sıkmak sırf sûrî bir nezâket meselesidir. nâgihânî olarak takdîm olunduğumuz insanların elini, nezâket mecbûriyeti ile, derhal sıkarız; çünkü ahlâkları hakkında tedkîkatta bulunmağa vaktimiz yoktur. maamâfih ben ahlâkını beğenmediğim adamların da elini sıkarım, çünkü ahlâksızlığın elden sirâyet edeceğine îtikaad etmem, sâniyen ahlâk cezası verecek kadar sert değilim." dedim.

    bu son sözden tevfik fikret fevkalâde alındı. kahvelerimizi ödedik. soğuk bir ayrılışla ayrıldık. tevfik fikret'le son görüşüşümüz olduğuna kanâat hâsıl etmiştim. o ve sâtı' bey, bu hâdiseden sonra yolda yakup kadri'ye tesâdüf etmişler. tevfik fikret hâdisenin elîm têsîri ile ona da süleyman nazif'e dâir sert şeyler söylemiş ve gitmiş.

    cenyo'daki selâmlaşmadan sonra tevfik fikret'le benim aramda geçen bu mübâhasenin süleyman nazif farkına varmış. ondan sonra bana ne geçtiğini kerrât ile musırrâne sordu. söylemedim. senelerden sonra süleyman nazif'le bir akşam yani birahânesi'nde bira içiyorduk, tekrar ısrâr etti, söylemeğe mecbûr oldum, merâkı geçti, lâkin tevfik fikret'e karşı kîni de geçmişti.

    cenyo hâdisesiyle tevfik fikret'i bir daha görmiyeceğimi zannediyordum. bir iki arkadaş söylediler ki, hâdiseye rağmen, lehimde teveccühkârmış. kendisini tekrar görmeğe gittim. aramızda daha sıkı bir dostluk başladı. birkaç defâ şiir tecrübelerimi görmek istedi. (bkz: yahya kemal beyatlı/#6062902) (...)//

    yahya kemal beyatlı ("tevfik fikret" bölümünden)

    iç. "yahyâ kemal / edebiyâta dâir", istanbul fetih cemiyeti no: 63 / yahyâ kemal enstitüsü no: 13 / yahyâ kemal külliyâtı no: 9, 3.b., istanbul-1990, s. 7-8.

    ayrıca,

    (bkz: cenyo) (bkz: #2895597)