şükela:  tümü | bugün
  • anadolu türk edebiyatının ilk örneklerini vermiş edebiyatçılardandır. ayrıca mevleviliği bir tarikat olarak kuran kişidir.
  • maarif diye bir kitabı var. okuduğum kadarıyla faydalı bir eser.
  • mevlâna'nın oğlu sultan veled,mevleviliğin kurallarını belirlemiş ve anadolu'da yayılmasını sağlamıştır.

    eserleri ;

    -şiir-

    divan-ı türki-i sultan veled (basımı 1925)
    divan-ı sultan veled (basımı 1941)
    sultan veled'in türkçe manzumeleri (basımı 1958)

    -düzyazı-

    ibtidaname (1291) : mevlâna ve yakın dostları hakkında bilgiler içerir.
    rebabname (1301) : tasavuffi nükte ve öğütler.
    intihaname : tasavuffi öğütler.
    maarif : mevlananın görüşlerini vaaz biçiminde anlatan kitap.
  • mevlânâ celâleddîn muhammed rûmî'nin ortanca oğludur. 1226 (h.623) senesinde karaman'da dünyâya geldi.mevlânâ celâleddîn muhammed rûmî hazretlerinin, bu oğluna şefkati ve merhameti çok fazla idi. geceleri teheccüd namazına kalktıklarında, çocuk olan sultan veled ağladığı zaman, annesini uyandırmaz, oğlunu kucağına alırdı. çocuk, hikmet-i ilâhî kucağa alınır alınmaz ağlamayı keser, teskin olurdu. sultan veled, çocukluk yıllarında bile babasını çok sever, onun yanında kalmayı annesine tercih ederdi. mevlânâ da onu çok sever ve dîn-i islâma hizmet eden büyük âlimlerden olması için çok duâ ederdi.

    mevlânâ, bir gün oğullarından sultan veled'i sağ tarafına,alâeddîn muhammed'i sol tarafına almış oturuyordu. bu sırada yeşil elbiseli nûr yüzlü iki kişi gelip, selâm verdiler. mevlânâ'dan izin alarak, sultan veled'i alıp götürdüler. bir saatten sonra, tekrar gelip sultan veled'i teslim ettiler ve; "yâ hazreti mevlânâ! bu güzel yavrunuz, neslinizi devâm ettirecektir. dünyâda pekçok kimselerin hidâyete gelmesine, doğru yola kavuşmasına sebeb olacak, dîn-i islâma uzun yıllar hizmet edecektir." deyip, ayrıldılar.

    mevlânâ, sultan veled'e küçük yaşından îtibâren ilim öğretmeye başladı. onu zâhirî ve bâtınî ilimlerde yetiştirdi. tasavvuf yolunda mârifet, allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarına âit bilgiler sâhibi eyledi. sultanveled gençliğinde, her ilimde pek yüksek derecelere kavuştu. bununla ilgili olarak mevlânâ, oğluna buyurdu ki: "ey oğlum sulanveled! benim dünyâya gelmemin sebebi, senin dünyâya gelmen içindir. kalbim mârifetler, allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarıyla ilgili bilgilerle doludur. bu bilgilerin cümlesini sana öğretmekle vazifeliyim." bir defâ da; "oğlum sultan veled, çok tâlihli ve bahtiyâr biridir. ömrünün, hep rahat ve huzûr içinde geçeceğini ümîd ediyorum." buyurdu.

    sultan veled, her bakımdan babasına çok benzerdi. onu tanımıyanlar, mevlânâ'nın kardeşi zannederler, oğlu olduğunu tahmin edemezlerdi.

    sultan veled anlatır: "babam hazret-i mevlânâ, birini göndererek beni yanlarına istemişler; hemen huzûr-i şerîflerine çıktım. bana, tepemden ayağıma kadar dikkatle bakarak, öyle bir teveccüh buyurdular ki, bir hoş olup kendimden geçtim. bir müddet sonra kendime geldiğimde, tekrar nazar edip teveccüh buyurdular. bu defâ ölecek gibi oldum. yine kendimden geçtim. ayıldığımda tekrar teveccüh ettiler. kendimden geçtim. ayıldığımda babam; "ey sultan veled! önceki teveccühümde, sende öyle bir güzellik ve üstün mertebe gördüm ki, şu ânda hiç kimsede böyle bir mertebe göremiyorum. ikinci teveccühümde başında gâyet güzel süleymânî taç gördüm. son teveccühümde, kulağında küpe gördüm ki, ay ve güneş gibi etrâfa ziyâ veriyordu." buyurdu. birinci nazarlarının îzâhı; bana ihsân ettiği, tasavvuf yolunda kavuşturduğu yüce mertebelerdir. ikinci nazarlarının îzâhı; kendilerinin, bizim ve bütün talebe arkadaşlarımızın başında bulunmasıdır. üçüncü nazarlarında gördükleri kulağımızdaki küpe ise; oğlumuz ârif çelebi'nin büyük bir âlim ve velî olacağına işâretti."

    sultan veled anlatır: "daha beş yaşında idim. bir gün babamın, talebelerine şöyle dediğini duydum: "ben yedi yaşında iken, nefsim tamâmiyle rûhuma tâbi oldu. nefsî isteklerimden kurtuldum." bunu dinleyen talebelerden biri; "efendim! biz, sizi devamlı nefsinizle mücâhede eder hâlde görüyoruz. bu sözünüzü nasıl anlamak îcâbeder?" dedi. bu suâle; "nefs, yaratıkların içinde en ahmak olanıdır. hep kendi zararını ister. onun yakasını bırakmağa gelmez. çünkü, en büyük düşman nefstir. büyüklerimiz, ölünceye kadar nefsle mücâdele etmiştir. biz de onlara ittibâ edip uyarak, son nefesimize kadar riyâzet ve mücâhedeye devâm ederiz." diye cevap verdi.

    sultan veled, evlenme çağına geldiğinde, babası ona, en çok sevdiği talebelerinden selâhaddîn-i zerkûb'un kerîmesi, fâtıma hâtunu nikâh etti. fâtıma hâtun dahî, mevlânâ hazretlerine çok hürmeti olan, çok sâliha, keşf ve kerâmet sâhibi bir hanım idi. onlardan, evliyânın büyüklerinden ulu ârif çelebi gibi bir muhterem zât dünyâya geldi.

    sultan veled'in gençliğinde, konya'ya şems-i tebrîzî hazretleri gelerek, mevlânâ ile tanıştılar. tasavvufla ilgili ilimlerde mevlânâ ile pekçok sohbet ettiler. öyle ki, bâzan sabahlara kadar sohbetin devâm ettiği günler olurdu. başbaşa yaptıkları bu sohbetlerde, sultanveled de bulunur, onlara hizmet ederdi. berâber oldukları zaman, onların odasına sultan veled'den başka hiç kimse giremezdi. bu hâl, günlerce devâm etti. bâzı hasedcilerin sözlerinden dolayı, şems-i tebrîzî konya'yı terkedip şam'a gitti. onun ayrılığına dayanamayan mevlânâ, oğlu sultan veled'i şam'a göndermeye karar verdi. oğlunu çağırıp; "süratle şam'a varıp, filanca hana gidersin. şems-i tebrîzî hazretlerinin o handa bir genç ile sohbet ettiğini görürsün. o genci küçümseme sakın! o, allahü teâlânın sevdiği evliyânın kutublarından biridir. selâmımı ve duâ isteğimi kendilerine bildir. içinde bulunduğum şu vaziyetimi, hasretimi dile getir. buraya acele teşriflerini tarafımdan istirhâm et!" dedi. sultan veled, hemen hazırlıklarını tamamlayıp yola çıktı. şam'da babasının târif ettiği handa, şems-i tebrîzî'yi bir gençle konuşuyor buldu. durumu, dilinin döndüğü kadar anlattı. konya'da bu hâdiseye sebeb olanların tövbe ettiğini ve mevlânâ'dan özürler dilediklerini de sözlerine ekledi.bunun üzerine şems-i tebrîzî, tekrar konya'ya gitmeye karar verdi.hemen yola çıktılar. sultanveled, şems hazretlerini ata bindirdi, kedisi de arkasından yaya olarak yürüyordu. şems-i tebrîzî, sultan veled'in ata binmesi için ne kadar ısrâr ettiyse de, o; "sultânın yanında hizmetçinin ata binmesi, bizce yakışık almaz. hizmetçilerin, efendisinin arkasında yürümesi gerektiğini öğrendik." diyerek, ata binmedi. sultan veled, konya'ya yaklaştıklarında babası mevlânâ'ya haberci gönderip, konya'ya girmek üzere olduklarını bildirdi. mevlânâ hazretleri müjdeyi getirene o kadar çok hediye verdi ki, o kimse zengin oldu. konya'da tellâllar bağırtılarak, şems'in konya'yı teşrif etmek üzere olduğu bildirildi. konya'nın başta sultan olmak üzere, ileri gelen vezîrleri, hâkimleri, zenginlerinin yanı sıra, bütün halk yollara döküldü. büyük bir bayram havası içinde, mübârek velî şems-i tebrîzî hazretlerini karşılamaya çıktılar. öğleye doğru şems-i tebrîzî ilesultan veled göründüler. sultan veled, atın yularından tutmuş, şems de atın üzerinde, başı önünde ağır ağır ilerliyorlardı. bu manzarayı seyredenler büyük bir heyecâna kapıldılar. mevlânâ koşarak ilerledi, atın dizginlerine yapıştı. göz göze geldiler. şems'in attan inmesine yardım eden mevlânâ, üstâdının ellerini sevinç gözyaşları arasında doya doya öptü. bu arada yanık sesli hâfızlar, kur'ân-ı kerîmi okuduktan sonra, sıra ile şems-i tebrîzî hazretlerinin ellerini öptüler, sonramevlânâ'nın medresesine geldiler. şems-i tebrîzî, sultanveled'in kendisine gösterdiği hürmeti ve yaptığı hizmetleri mevlânâ'ya anlattı. bundan çok memnun olduğunu bildirerek; "benim bir serim (başım), bir de sırrım vardır. başımı sana fedâ ettim. sırrı mı da oğlun sultan veled'e verdim. eğer sultan veled'in bin yıl ömrü olsa da hepsini ibâdetle geçirse, ona verdiğim sırra yânî evliyâlıkta ilerlemesine sebeb olduğum derecelere kavuşamaz." dedi.

    sultan veled, bir gün babası mevlânâ'ya, halvete girmek, yalnız ibâdete çekilmek istediğini arz etti. babası ise; "benim çektiğim riyâzet ve mücâhedeler, nefsin istediklerini yapmamak ve nefsin istemediklerini yapmak hep sizin içindir. siz zahmet çekmeyin." buyurdu. sultan veled de, müsâade olursa bu işi yapmak istediğini tekrarladı. bu ısrâra karşı babası müsâade etti. bunun üzerine sultan veled, bir odaya girerek, kapıyı kilitledi. içeride günlerini; namaz kılmak, kur'ân-ı kerîm okumak veallahü teâlâyı zikretmek ile vakit geçirmeye başladı.her üç günde bir, mevlânâ ileselâhaddîn konevî, halvet odasının kapısına gelip, sultanveled'in hâlini kapıyı açmadan murâkabe ederler, kalb yoluyla durumunu anlarlardı. bu şekilde tam kırk gün geçti. kırk gün sonra halvetten çıkardılar. mevlânâ oğluna, halvet esnâsında müşâhede ettiği şeylerden suâl edince, sultan veled; "halvete girdiğim üçüncü günden îtibâren, önümden dağlar gibi azametli nûrlar durmadan geçerdi. bu nûrların içinden "....allah (şirk ve küfürden başka dilediği kimselerden) bütün günahları magfiret buyurur" meâlindeki âyet-i kerîmesi okundu (zümer-53). ayrıca kırmızı, yeşil ve beyaz levhalar görürdüm. üzerinde "şirkden başka her günah affedilir yazılıydı." diye anlattı.

    mevlânâ hazretleri vefât ettikten bir hafta sonra, onun halîfesi, vekîli olan hüsâmeddîn çelebi, talebeleriyle birlikte sultan veled'e gelerek; "artık bizleri irşâd etmeye, ilim öğretmeye başlamanızı istirhâm etmeye geldik. zîrâ, mübârek hocamızmevlânâ'ya lâyık halîfe olacak ancak siz varsınız. bizler, gece ve gündüz cân-u gönülden çalışıp, size hizmet etmekle şereflenelim." dedi. bu şekilde hocasına ve oğluna sadâkatını ve muhabbetini arzeyledi. babasının halîfesinden bu gözyaşartıcı sözleri işiten sultan veled hazretleri; "cânım efendim! siz, muhterem babamın sağlığında onun halîfesi idiniz. vefâtından önce sorulduğunda, sizi, kendisine halîfe bıraktığını buyurmuştu. bu sebeple siz, bizim hocamızsınız. bu vazife size verilmiştir. başta kendim ve oğlum ârif çelebi size tâbiyiz, ne emrederseniz yapmaya hazırız" dedi.

    hüsâmeddîn çelebi, 1284 senesine kadar talebeleri irşâd eyledi. onlara doğru yolu gösterdi. ehl-i sünnet îtikâdını her tarafa yaydı. 1284 (h.683) senesinde vefât edince, yerine sultan veled halîfe, vekîl olup, bu vazifeyi üstlendi. hayâtının sonuna kadar sünnet-i şerîfi yayıp, bid'atleri ortadan kaldırmaya çalıştı.

    sultan veled zamânında, mustafa isminde zâlim bir kimse vardı.malı, mülkü ve akrabâlarının çok olmasından istifâde ederek, bâzı kimselere eziyet ederdi. bunu sultan veled'e şikâyet eylediler. sultan veled onu huzûruna çağırıp nasîhat ettiğinde, kaba sözlerle îtirâz etti. mustafa'nın bu kaba sözlerine sükût eden sultan veled hazretleri, o çıkınca; "bunun bir hafta ömrü kaldığı hâlde, hâlâ yiğitlik taslayıp sıhhatine güveniyor." buyurdu. mustafa, dergâhtan çıkıp evine giderken, nereden geldiği belli olmayan bir ok, göğsüne saplandı. bir hafta sonra öldü.

    sultan veled hazretlerinin oğlu ulu ârif çelebi anlatır: "babam bir gün hastalandı.hastalığın ağırlığından, sık sık vefât edeceğini söylerdi. bir gün vâlideme vasiyetini yazıp verince, vâlidem; "efendim! mübârek hatırınızı hoş tutunuz, bu hastalıktan siz vefât etmezsiniz. âhirete sizden önce ben giderim. beni kendi elinizle toprağa verdikten sonra, iki defâ daha evlenirsiniz. ikisinden üç oğlunuz olur." dedi. vâlidem kerâmet ehli bir kadındı. söylediği gibi oldu."

    sultan veled, 1312 (h.712) senesinde seksen dokuz yaşında iken ölüm hastalığına yakalandı. hastalığı sırasında, yedi gün konya'da zelzele oldu. herkesin telâşa düştüğünü görünce onlara; "üzülmeyiniz ve telâş etmeyiniz. bu, benim vefât edeceğimin haberidir. zâhiren aranızdan ayrılacağım fakat bâtınen sizinle berâber olacağımdan hiç şüpheniz olmasın. allahü teâlânın velî kulları, vefât ettikleri hâlde, rûhları ile izin verilen her tarafı dolaşır, darda kalanlara, dost ve yakınlarına yardımda bulunur." buyurdu.receb ayının onuna rastlıyan cumartesi gecesi, kelime-i şehâdet getirerek fânî hayâta vedâ etti.

    sultan veled hazretlerinin vefâtından sonra, nereye defnedileceği hakkında görüş ayrılığı çıktı.çelebi celâleddîn; "bunun için mevlânâ'nın rûhâniyetinden yardım isteyelim. nasıl işâret buyurulursa, o şekilde hareket edelim." dedi. hâl ehli olan velîler, mânâ âleminde sultan veled'in, babasımevlânâ ile yanyana yattıklarını gördüler. bunun üzerine kabrini mevlânâ'nın hemen yanına kazarak, defneylediler. onun defninden sonra, türbenin üzerinde yedi gün kaybolmadan duran, minâre gibi göklere uzanan büyük bir nûr hâsıl oldu. herkes, bu nûru hayretle müşâhede etti.

    sultanveled buyurdu ki: "tasavvuf yoluna girmiş olan kimse nefsine sahib olup, ona muradını, isteklerini vermemeli ki, ahiretde murâdı olan allahü teâlânın nasıl olduğunu bilemediğimiz cemâl-i ilâhîsini görmek nasib olsun. bu yolda bulunanlar, kötü huylarını bırakıp, iyi güzel huylarla bezenerek, allahü teâlâdan feyz ve bereketlere kavuşur."

    sultan behâeddîn veled anlatır: "babam ile bir gün hüsâmeddîn çelebi'nin bağına gidiyorduk. babam beni bir katıra bindirdi. kendisi, diğer talebelerle yaya gidiyordu. ben babamın tam arkasında idim. bir ara babam mevlânâ hazretlerinin mübârek vücûdunu, allahü teâlânın izniyle büyük bir nûrun kapladığını gördüm. etrâfa güneş gibi ışık saçıyordu. hemen aklıma, babamın büyüklüğünü inkâr edenler geldi. "böylelerine şaşıyorum, niçin kötü düşünüyorlar?" diye düşünürken, babam geriye dönerek; "ey behâeddîn! sen babanı inkâr edenleri bırak da, kendi nefsini yola getir. sakın ucb ve kibir hastalığına yakalanmıyasın. herkes yaya yürürken, sen binek üzerindesin. bu kadarcık gönül yüksekliği, insanı ucba, kendini beğenmeye götürür, nefsinin ve şeytanın eline düşürür. onlara hizmet ettirir." buyurdu.*
  • mevlana celaleddin-i rumi'nin oğlu olması, mevlevi tarikatını kurması, yazılı eserler vermesi dışında, türk müziği tarihinin bilinen belki de en eski eserinin sahibidir: devr-i kebir usulunde acem peşrev... bazı eski zaman müzisyenlerinin farabi'den bile eserler çaldığı söylenirse de, kayda geçmiş ilk eserin sultan veled'inki olduğu kabul edilebilir...
  • "men ki sana aşıkvam
    uslu iken delüvem
    delü gibi ırlarvam
    taralalla taralalla " şeklinde son derece enteran bir beyti olan kişilik.
  • mevlana nın, torunu ergun çelebi den başka, oğludur. fatma hatun ile evliliğinden doğan kızı mutahhara hatun, germiyanoğlu süleyman şah ile evlenmiştir. bu evlilik, mevlana soyu ile germiyanoğulları arasında bir akrabalık bağı oluşmasını sağlamıştır. aynı zamanda bu evlilik mevleviliğin 3. büyük merkezi olan kütahya ve çevresinin ilk elden mevleviliği tanımasının en önemli vesilesidir.
  • "nem var verevem yele
    sini dutavam bir gün"

    neyim varsa yele verecek seni bir gun elde edecegim demis bir manzumesinde.
  • karnum açdur karnum açdur karnum aç
    rahmet itgil tangrı baña kapu aç

    uçmak aşından dilerüm bir çanak
    nur hamîrinden iki üç bazlamaç

    rahmetüñ çokdur deñizdür iy çalab
    rahmetüñ eksilmeye sen çok saç

    ger yazukluvan bağışla iy kerîm
    kuluña dutma katı bu kez geç

    sen buyurduñ kuluña gel bir karış
    kim gelem seniñiçün ben bir kulaç

    kim seni bir bilmeye canlar canı
    oldı gâvur boynına asıldı haç

    kim seni göre vü âşık olmaya
    ya eşekdür yâ ki taşdur yâ ağaç

    sen güneşsin gök tahtuñ iy paşa
    çayır u çimen nurından oldı çaç

    kaşlaruñ yâdur gözüñ oklar atar
    göñlüm ol oklariçün oldı amaç

    ol ne kaşdur ol ne gözdür cân alur
    ol ne boydur ol ne yüzdür ol ne saç

    iy veled gözlü cihanda azdur
    gözsüze bakma ırakdan kaç kaç