şükela:  tümü | bugün
  • istanbul, sultanahmet'te, ibrahim pasa sarayi'nin bugun varolmayan bati kanadi ile binbesyuz yillik iki bizans sarayi arasina ve kismen uzerine oturan bina. 1940larin sonunda sedad hakki eldem tarafindan tasarlandi ve insa edildi, lutfi kirdar doneminde.
    projenin atmeydanina acilan ve uygulanamayan kismi, mevcut bina ile firuzaga camisi arasindaki alani da icine aliyordu ve yukarida sozu edilen bizans kalintilarinin korunmasi da hedeflenmisti; sedad bey'in uktesi.
  • mimari sedad hakki eldem olup, hafiften euphemia martirionu ve antios sarayi'nin uzerinde oldugu gibi bir iddia vardir. bu iddia sasirtici degildir.
  • 'istanbul adliye sarayı' yazar girişinde; canım sultanahmet'in göbeğinde estetikten yoksun, kocaman bir beton yığınıdır... ne zaman birisini sultanahmet'e götürsem ''şu sultanahmet camii, şu alman çeşmesi, şu hipodrom, şu ne idüğü belirsiz bina da adliye...'' dememi sağlayıp göz zevkimize limon sıkar... dışarı kustuğu ukala avukat tayfasıyla da sultanahmet'deki insan profilini çeşitlendirir: bir yanda şortlu, sırt çantalı turistler; diğer yanda küçük dağları ben yarattım havasında, takım elbiseli, bond çantalı, sürekli cep telefonuyla konuşan avukatlar... bu bina tez zamanda haritadan silinmeli ve orataya çıkan geniş alan kültür faliyetleri için değerlendirilmelidir*...
  • istanbul (merkez) adliyesi olarak geçer resmi olarak.
  • duvarlarinda boyasi dokuk olan yerlerine kadar bildigim, haftada en az bir kerer girmezsem kendimi kotu hissetecegim, on kaplan gucunde oldugum yer..
  • sultanahmet'de bulunan bu adliye; eski ,avlulu,pis kokulu,güzel bahçeli olması yanısıra ;arşiv odalarında görevli ile veraset ile ilgili bir evrak arar iken kedi büyüklüğünde fare görmüş,görevli önde ben arkada kapıya kaçarken çarptığım bacak ve lift kopması ve 3 hafta istirahat dönemecini anımsatmaktadır.
  • yıkılarak, altında bulunan lausos sarayı, hipodrom'un tribünleri, aya eufemia kilisesi ve trikdinyum yapısına ait arkeolojik kalıntıların açığa çıkarılacağı rivayet edilen yer. 1933 yılında çıkan büyük yangında eski adliye sarayı yanınca ve araya savaş girince adliyesiz kalan istanbul, 1949 yılında bir yarışma açar. dönemin ünlü mimarlarından sedad hakkı eldem ile emin onat’ın birlikte çizdiği proje bu yarışmayı kazanır. proje düşünüldüğünden hacimli çıkınca, ibrahim paşa sarayı'nın bir kısmının yıkılmasına ve inşaata devam edilmesine karar verilir. bu karar oldukça gürültü çıkarmış ama inşaata devam edilir. temel kazılırken ortaya çıkan kalıntılara rağmen bina yapılır. unesco tarafından "dünya kültür mirası merkezi" listesine alınan sultanahmet mevkiinde büyükşehir belediyesinin öncülüğünde hazırlanan "arkeolojik sit alanı rehabilitasyon projesi" , tarihi eserler üzerinde tazyik yapan ve sit özelliği taşımayan kamu binalarının yıkılmasını öngörüyormuş. adliye sarayı da bu binalardan biriymiş. geçtiğimiz aylarda ise, depremde büyük zarar gördüğü söylenen binanın 6 ay içinde boşaltılarak yerine turistik otel yapılacağı eminönü belediye başkanı tarafından ayrıca açıklandı. son olarak, 33 ayrı adliye binası bulunan kentimizdeki bütün adliyelerin bir çatı altında toplanacağı, anadolu yakası ve avrupa yakası olarak düzenleneceği ve vatandaşa verilen adli eziyetin de böylece son bulacağını açıklayan cumhuriyet başsavcısı, istanbul büyükşehir belediyesine ait çağlayan'daki 42 dönümlük bir arsayı, bayrampaşa cezaevine ait bir arsa ile takas ederek alma aşamasında olduklarını ve projenin inşaat çalışmalarına ocak 2005'te başlanacağını açıkladı. demek ki; ömrümüz olursa bu yıl "sultanahmet adliye sarayı" turistik otel mi olacak yoksa yıkılacak mı, hep birlikte göreceğiz.
  • her karesi cocuklugumda ayri bir aniya sahip olan adliyedir. cocuk bunyeme zamaninda bircok tadi yasatmistir burasi. sabahlari vapur ve eski taksi dolmuslara binip ulastigimiz, portakal suyu kivamini en cok tutturmus yerdir. en alt katta bulunan bufesinde ogle yemegi icin kofte ve defalarca hamburger yemesini cok sevmisimdir. yerdeki ciniler dahil her yer tarih kokar. zaman icerisinde giris kapisi haricinde pek degisiklige ugramamistir. yikilacagini duydugumda ara sira gidip iceride bir bankta oturup anilarimi tazeledigim gunler aklima geldikce bundan mahrum olur muyum diye kendime sormadan edememisimdir.
  • iki ferah şeritli yol genişliğinde koridorlarıyla kocaman bir dikdörtgen ve o dikdörtgenin uzun kenarının tam ortasında bir giriş; girişin hizasında basamaklar, basamaklar, basamaklar ve her katta sağa doğru kapılar; sola doğru kapılar; kapılar, kapılar, kapılar... ve bir kapının önünde oturmuş, bana bilmem ne odasının yerini, yol tarifi için kaldırımdaki yayalara, dükkanının önünde tavla atan bakkal-berber amcalara sataşan sürücüymüşümcesine, "burdan düz devam et, ilerde kime sorsan gösterir" diye tarif eden bir memur..

    en sevdiğim adliye.
  • okuldan mezun olup da bir hukuk bürosunda çalışmaya başlayınca beni ilk iş sultanahmet'e gönderdiler.

    sultanahmet adliyesi'nin nerede olduğunu bilmiyordum. daha önce sayısız kereler gezmek, görmek, takılmak amacıyla sultanahmet'e gelmiş olmama rağmen, nasıl olur da burada bir adliyenin varlığından bihaber yaşamış olduğuma şaşıyorum.

    kimse tarif etmedi yerini. ben de sormadım. stajın ilk günleri işte. insan pek bir ürkek ceylan oluyor.

    sultanahmet adliyesi, olsa olsa sultanahmet'tedir diye, müthiş zekamı kullanarak bir çıkarım yaptım.tramvayla sultanahmet'e gittim.

    indim durakta. etrafa bakındım. bu civarlarda nerede adliye var ki, diye düşündüm.

    sonra gözüme birşey çarptı. elinde evrak çantası olanlar hep belli bir yöne doğru gidiyor. bir baktım, aaa benim de elimde evrak çantası. o zaman ben de oraya gitmeliyim, diye düşünerek takipledim evrak çantalıları. ve böylece içgüdülerimle adliyeyi bulmuş oldum.

    bu adliyenin nerede olduğunu bilmeyenler de bu şekilde öğrenebilirler. zeytinburnu-kabataş tramvayı ile mesai saatleri içinde sultanahmet durağında inip etrafa bakın. evrak çantalıları takip edin. o yol sizi adliyeye götürecek.