şükela:  tümü | bugün
  • tarihte benim bildiim iki kere olan miting..
    birincisinde halide edip adivar onderliinde bir milli mucadele cagrisi olmustur bu miting..

    ikincisi 28 subat surecini hazirlayan hadiselerin basinda gelen bir mitin olmustur..
  • sultanahmet meydanı'nda çok büyük katılımla yapılan mitingtir. işgal güçlerinin izmir'i işgalini kınama amaçlıdır. istanbul'daki işgalci askerlerin gözünü korkutmuştur, milli mücadelede de ateşleyici bir rolü olmuştur.

    bu mitingte en ateşli konuşmayı yapan o zamanlar genç bir kız olan halide edip*'dir.

    konuşmasının metni şöyledir:

    "kardeşler, vatandaşlar,
    yedi yüzyılın şerefi, göğe yükselen bu minarelerin tepesinden osmanlı tarihinin yeni faciasını seyrediyor, bu meydanlardan çok zaman alay halinde geçmiş olan büyü katalarımızın ruhuna hitap ediyor, başımı bu görünmeyen ve yenilmez ruhlara kaldırarak diyorum ki: 'ben islamiyet'in bedbaht bir kızıyım. ve bugünün talihsiz fakat aynı derecede kahraman devrinin* anasıyım. atalarımızın ruhları önünde eğiliyor, onlara bugünün yeni türkiye adına hitap ediyorum ki: silahsız olan bugünkü miletin kalbi de onlarınki gibi yenilmez kudrettedir. allah'a ve haklarımıza iman ediyoruz.

    kardeşler, evlatlar, size dünyanın verdiği hükmü dinleyiniz: avrupalı itilaf devletlerinin tecavüz siyaseti bazen hıyanetle ve daima haksız olarak türkiye'ye çevrilmiştir. eğer ayda ve yıldızlarda da türkle müslüman bulunduğunu söyleseler oralara da istila orduları gönderilirdi. nihayet hilali parçalamak için ellerine bir fırsat geçmiştir. bu kararlarına karşı bizi tutacak hiçbir garplı kudret yoktur. bu meselede, bu insani olmayan karara katılmayanlar da aynı derecede belki de daha da meuldürler. onların hepsi insan haklarını ve millet haklarını müdafaa için bir mahkeme kurmuşlar fakat orada yenilenlerin parçalanması hükmünü vermişlerdir. türklere günahkar diyen bu kimselerin kendileri o kadar günahkardırlar ki okyanusların suları onları temizleyemez.

    bir gün gelecektir ki daha büyük bir mahkeme, milletleri tabi haklarından mahrum bırakanları mahkum edecektir. o mahkeme bugün bizim aleyhimize olan devletlerin fertlerinden teşekkül edecektir. çünkü her ferdin içinde ezli bir hak duygusu vardır ve milletleri meydana getirenler de fertlerdir.

    kardeşler, evlatlar, beni dinleyiniz. sizin iki dostunuz vardır: müslümanlar ve haklarımız için sesini her gün yükseltecek olan medeni milletlerin fertleri. birincisi bugün sizinle beraberdir. ikincilerse bizim şaşmaz gayemizin hakkını er geç anlayacak olan fertlerdir. hükümetler düşmanımız, milletler dostumuz ve kalbimizdeki haklı isyan kuvvetimizdir. bütün milletlerin haklarını kazanacağı gün çok uzak değildir. o gün geldiği zaman bayraklarınızı alınız, bu maksat için canlarını veren kardeşlerimizi ziyaret ediniz. şimdi yemin edin ve benimle birlikte tekrarlayın: yüreğimizdeki mukaddes heyecan, milletlerin hakları ilan edilinceye kadar devam edecektir."
  • kemal tahir, esir şehrin insanları’nda ihsan karakterinin ağzından bu mitingi şöyle anlatır:

    “yenilmiş çıkılan bir harpte esir düşen bir subaya harp ettiği hatırlatılmamalı... artık, ne değeri var? yenisine başladık. harp etmek eskiden erkekçe bir işmiş. şimdi insanca bir iş...kadınlar bizden daha iyi dövüşüyorlar. miting yapıldığı zaman burada olup, sultanahmet meydanı’nı görmeliydiniz. siyah çarşaflı bir kadın kalabalığı, memleketin üzerinde bir an, siyah bir bayrak gibi dalgalandı. bazı hareketler, o hareketin şeflerine neden o kadar büyük değer verdirebiliyor, ben işte o gün anladım. miting tepeden tırnağa kahramanlıktı. belki fransa’da, ingiltere’de aynı iş, bu kadar dehşetli, güzel, bu kadar heybetli olmaz. şefler, işte bu halk kahramanlığını temsil ettikleri için, erişilmez görünüyorlar. kişiliklerinde gülünç yönleri olsa bile...benim muharebe edişimle, sizin avrupa’da rahatça yaşamanız şimdi artık, aynı şey... “harpte değildim” diye hiç üzülmeyin. “sultanahmet mitingi’ni görmedim” diye üzülmelisiniz! kadınlar, muhallebici dükkanlarında, tiyatrolarda, kendileri için gerilen kafesleri, tramvaylarda, vapurlarda çekilen perdeleri, bir yıkış yıktılar ki... o gün nedime benden daha erkekti vallahi... o zamana kadar “erkek işlerine aklım ermez” diyen bir kadın... bu sözle biraz da övünen bir istanbul hanımı... şimdi, buraya geldikçe, bana mürekkepten, kağıttan, baskı fiyatlarından, bayii hesaplarından, dahası, dünya siyasetinden söz ediyor.”
  • 15 mayıs 1919'daki izmir'in işgali üzerine türk ocağı ve karakol cemiyeti tarafından sultanahmet meydanı'nda, 23 mayıs 1919, 30 mayıs 1919, 10 ekim 1919, 13 ocak 1920 tarihlerinde olmak üzere dört defa düzenlenmiş mitinglerdir. özellikle halide edip adıvar'ın hem ağlayıp hem de ağlattırdığı duygulu ve muhteşem konuşmasıyla meşhurdur. aynı dönemde fatih, üsküdar ve kadıköy'de de işgale karşı mitingler düzenlenmiştir. yoğun katılımlı olan ve oldukça ateşli geçmiş, milli duyguları fişeklemiş, en kalabalık türk nüfusun yaşadığı kentte, imparatorluk başkentinde olması nedeniyle ayrıca önemli olan mitinglerdir bunlar. istanbul'un işgali'ni hızlandıran olaylardandır.

    bir de nedendir bilinmez, en azından benim lise okuduğum dönemde, türk milli eğitimi tarafından nedense pek önemsenmeyen mitinglerdir. şahsen hiç bunları okuduğumuzu hatırlamıyorum. milli eğitimin istanbul'a yada halide edib'e gıcık kapmasından mıdır nedir...
  • sultanahmet mitingi 23 mayıs 1919'da çoğu kadınlardan oluşan 150-200 bin kişinin katılımıyla, izmir'in işgalini kınamak ve direnişi yaymak için yapıldı. aşağıda okuyacağınız satırlar kemal tahir'in esir şehrin insanları'ndan alıntıdır. miting sonrası evli bir çift arasında geçen diyaloğun, erkek tarafından bir arkadaşına aktarılmasıdır. gerçekten etkileyici bir anlatım. en altta yorumumu yazdım.

    "... karıda bir surat. başını bir tülbentle sarmış. bu tülbentle baş sarmak son çaresidir. ya, düşüp hasta olacak, ya da kükreyip dağlara çıkacak. yemeği konuşmadan yedik. kahveyi getirdi. “kahvede içerdim!” dedim.
    karşılık vermedi. kapının yanına çömeldi. bu da iyi belirti sayılmaz. o kadar üşeniyordum ki, bütün huysuzluğuma rağmen, haklı, haksız, hiçbir konuda çekişecek gücüm yok.
    kahveyi bitirip kalktım. yavaşça sordu:
    - nereye, efendi?
    - kahveye.
    - biraz dinler misin beni sen bakayım!
    - ne var?
    - ben bugün sultanahmet'e gittim.
    - iyi.
    - oraya binlerce kadın toplandı. nutuk söylediler.
    - ne nutku?
    - nutuk... biz hepimiz ağlaştık! akıllı kadınlar, kara bayraklar yapmışlar. erkeklere “eğer vatanı kurtarmayacaksanız, örtülerimizi siz örtünün!” diye bağırdılar. biz ağlaştık. sade biz değil, aramıza bir de fransız bahriyelisi karışmıştı. halimizi görünce gâvur askeri de ağladı. “dilimizi anlamayan gâvur askeri imana gelirse...” dedim can başımdan sıçradı.
    - peki!
    - bir de “peki!” diyor, müslümanlar! dönüşte nuri usta'ya uğradım “ne olacak!” diye sordum. anadolu'da dövüşüyorlarmış. burada, harıl harıl hazırlık varmış. sırası gelince sana da açılacaklarmış... sana ne zaman sıra gelecek? şimdiye kadar bize niye sıra gelmedi bakalım? gâvur askeri ağlayana kadar... o kadınlar, o kara bayrakları yapıp sokağa çıkana kadar... söylesene efendi?
    fatma bunları pek yavaş söylediği halde, ben nedense “bağırma yahu!” demişim. sonra yalandan çıkıştım:
    - sen öyle nutka falan kulak asma! hem senin bu işlere aklın ermez...
    - aklım ermez mi? ne demek! hemen şimdi nuri usta'yı bulacaksın... şimdi.
    - ne olacak?
    - hazırlık varmış. hazırlığa karışacaksın... karışmadın mı, bak sonu fena olur.
    - nasıl fena?
    - artık bilmem... seni yorgun sayıyorlar. cephelerde dolanmış da yorulmuşsun. sen cephelerde yoruldunsa, ben yorulmadım.
    - yani, bu sefer de sen mi gideceksin hatun?
    güler gülmez hata ettiğimi anladım. fatma ömründe hiçbir gün olmadığı kadar ciddiydi. kadir'i doğururken bile olmadığı kadar... yüzüme bir an nasıl baktı? işte o öfkeli dişi hayvan bakışını asla unutamam. o bakış, içimde çoktan beri uyuyan dövüşçü erkek ruhunu yakasından tutup sarstı. budala dalgınlıktan ayıldım. merakla, hatta biraz iğrenerek yüzüme bakıyor, karşılık bekliyordu.

    koşup kucakladım. bir ağlama tutturdu. boğulacak... bir taraftan da: “git... hadi... nuri usta'ya! çabuk... bu geceden tezi yok...” diyordu.

    işte, harp ederken sırtımı dayandığım aşılmaz dağ, demin gördüğünüz o küçücük kadındır. kadir'in annesi...
    -kadın falan değilmiş kardeşim, adeta bir “millet”miş. ..."

    şimdi şu satırları okuyunca aklıma ilk olarak, birbirini anlayamayan insanlarımız, uzlaşamayan siyasi partilerin tabanlarını oluşturan yurttaşlarımız geliyor. hadi bizden gözüküp bizi birbirimize düşürenler, bir taraftan vatan, millet, iman edebiyatı yaparken, diğer yandan “şehitlikler temsili, kurtuluş savaşında ölen olmadı” diyebilenler, ingiliz'le baş edilemez diyen, vatanı kurtarmak için parmağını kıpırdatmayan padişah'ı hasretle anıp kadınlarımızın ayağa kaldırdığı milleti zafere taşıyan atatürk'ü soyadıyla anamayan zavallı muktedirler, öte yandan tarihin ilk kürt devletini kurmak için haysiyetli yol aramak yerine, atatürk ingilizler'in adamıydı yalanlarını uydurma gülünçlüğüne düşenlere gülüp geçelim de, bunların uydurmalarına inanıp da birbirine küsen, kutuplaşan, millet olma özelliğini günden güne yitiren insanlarımıza nasıl üzülmeyelim.

    ben herkes kemalist olsun demiyorum, ortak tarihte yalan varsa, bunu bulup çıkarmak ve anlatmak her namuslu yurttaşın görevidir. ancak ortak tarihi, yalanlarla ve tabii ki bilinçli unutturmalarla dolu bir alternatif tarih projesiyle yok etme çabası iyi niyetli olmamanın ötesinde türk milleti'ni yıkma çabasıdır.

    isteyen istediği siyasi görüşü savunsun, ancak yalanlarla ortak değerlerimizi çarpıtmasın, yok etmeye çalışmasın.

    düzeltme: yazım