şükela:  tümü | bugün soru sor
  • başlatılacak kentsel dönüşüm projesi, yüzlerce aileyi sokaklarından, hatta semtlerinden büsbütün koparacak. ne adına mı? “tarihi ve kültürel mirası korumak”!
    peki korunan hangi kültür ve tarihtir?
    80’lerde tarlabaşı’ndaki binaları, “kalkınmaya engel olacaksa yıkılmalarında sakınca göremiyorum. hem bunlar tarihi eser değil, öyleyse de ermeni, rum mimarların yapıları…” diyerek türk bayraklı buldozerlerle yıkanlar;
    90’larda hasarlı surların yıkılmasını savunup, buna karşı çıkanları “bizans yanlısı” olmakla suçlayanlar;
    bugün “o sokaklar”da namuslu bir insanın korkusuzca dolaşamayacağını söyleyerek yola çıkanların kafasında nasıl bir tarih ve kültür kavramı var?
    dün bir şeyleri “öteki” olduğu için korumayı üstüne vazife görmeyen zihniyetin bugün üstüne titrediği şey ne olabilir?
    ilginçtir, dün erdoğan’ın "bizden değildir" diye önemsemediği surları bugün ardılı topbaş umursayacak, onların dokusuna uygun bir yapılaşma yaratmak için, fatih sultan mehmet’in bile yerinden etmediği romanları yerinden oynatacak. şüphesiz herşey yine “halk için halka rağmen” yapılacak.
    aba altından sopa gösterilerek yol verilen romanlara uygun görülen gaziosmanpaşa gettosudur. canlandırılmak isteyen tarihse bir daha geri dönmemek üzere yok edilmek üzeredir. bir paravan yapacaklar. western filmlerinin iki boyutlu dekorlarını andıran, “hijyenik” sokaklar, aksesuardan ve sahte bir nostalji duygusundan müteşekkil bir tarih yaratacaklar. oysa tarih, dökülen sıvaların altından çıkan onlarca renkli boyada yatmaktadır. tarih, bu mecrada akmış 1000 yıllık roman macerasıdır.
    merkez, her zaman kendini tanımlamak ve kuvvetlendirmek için birilerini dıştalar. habitat için sokak köpeklerini, güvenlik için tinercileri, namuslu mahalle için travestileri, tarihi korumak için romanları kovalar, göz önünden kaldırıp ücralara atar.
    kuşkusuz ki bunlar tozları halının altına süpürmek gibidir; eğer otoritenin gücü yetiyorsa bu “pislikleri” topyekün itlaf edecektir. eğer gücü yada cesareti kafi gelmezse, en azından hadlerini ve yerlerini bildirecektir. yarın süpürülen, sürülenin biz olmayacağını kim garanti edebilir?
    tartışılmaya değer tek tehcir yüzyılın başında yaşanan değildir. resmi ideoloji, tarih tezini bugün de yazmaya, kendini dayatmaya devam etmektedir. bakın, yanıbaşımızda…
  • sulukule, güvercin pazarında dandik bangoyu milli piyango kuşu diye kakalayan agadır.
    ergenliğimizde, bir bakışıyla yüzümüzü kızartan genç kadındır.
    "bizim beygir nalları dikti, şimdi topkapı'da döner oldu bea" diyen karpuzcudur.
    mahallenin etrafından geçerken kulak kesildiğim, uzaktan nazlı nazlı inleyen gırnatadır.
    "bizim maalle" diye evde şarkı söylerken, yan daireden "aşaaki maalle" diye cevap veren komşumdur.

    sulukule, istanbul'un en güzel mahallelerinden birisidir. onu yıkmaya çalışanların, bu gezegende ne işi var, ne yapmaya çabalıyorlar bilmek isterim...
  • artık insansızlaştırılmış bölgedir. bundan sonra 2 katlı villalar yükselecek sulukule'de. 2 katlı villalar yıkılan hayatların üzerine bina edilirken birden bire çok sevdiğim ve sulukule yıkılmasın diye kafa yormuş, emek vermiş, köşesinde oturmak yerine bütün gücüyle başka bir kentsel dönüşümün mümkün olabileceğini göstermeye adamış bir abimden mail geldi. "acil!acil!acil!" koduyla...

    "ortak alan (mutfak v.b )işlevi görebilecek orta büyüklükte bir çadır ile çay,şeker kuru gıda ihtiyacı da var. imkanı olan arkadaşlar benimle irtibata geçebilir. tel no: ..."

    ey "komşusu aç iken kendisi yok yatmayan"(!) yüce büyüklerim, dilek çağlarlar adında bir sulukuleli 7 günlük bebeğiyle evsiz kaldı. o 7 günlük bebeğiyle dışarıda yatıyorken dişçi bir belediye başkanının cüzdanı şişiyor! cüzdanı bütün süratiyle şişmeye devam eden bir belediye başkanına sınır tanımayan otonom plancılar adında bir grup bir proje hazırladı ve hazırlanan proje kapsamında sulukule'de dönüşümün nasıl gerçekeleştirilebileceğini anlattılar, dinlemediler! cüzdanlar şişmeliydi, şişmekte cüzdanlar...

    "yürü ya kulum" dedi kabile reisi ve kulu yürüdüğü yerleri yerle yeksan eyledi...7 ev daha yıkıldı...

    ne oldu sulukulelilere?

    umurunuzda mıdır bilmiyorum, beyhude bir çabadır belki de ama anlatmazsam anlamamakta ısrar ettikleriniz gölgede kalacak. anlamamakta ısrar ediyorsunuz çünkü yılanlar henüz size dokunmadı, sizlere dokunmayan yılanları her yerel seçimlerde besleyip büyüttünüz. bir "yürü ya kulum" da siz çektiniz ya, artık koşuyor kullarınız sandığınız efendileriniz...

    sulukulelileri taşoluk'ta yapılan toki konutlarına yolladılar. aylık 300 ytl kira ile 10 küsur yıl sonra ev sahibi etmeyi fetvaladılar. sulukuleliler gitti o evlere. çok katlı binalarda mutlu olmak rolünü temsillemeye çalıştılar ama başaramadılar. mutlu olamadılar! çünkü örneğin ilk defa kullandıkları doğalgaz'ın faturası 1 ayda 800 ytl'yi bulunca aylık kazançları olmak şöyle dursun tek dertleri günü kurtarabilmek olan ve bazı günler aç yatan bu insanlar taşoluk'tan çıkıp sulukule civarına, karagümrük'e, balat'a filan yerleştiler. akraba yanlarına yani. şimdi sulukule'den darbuka sesi duymayacaksınız içiniz rahat olsun. göbek atmayacak kimse öyle omuzlarındaki dünya yükünce ağırlığa rağmen...içiniz rahat olsun, "yürü ya kulum" dediklerinizin geçtiği yerlerdeki bütün "zararlı otlar" kökünden hallolacak. kabile reisinin "ucube" olarak nitelendirdiği sulukule ve sulukuleli artık daha fazla başınızı ağrıtamayacak.

    bir keresinde sulukule'yi yıkan ve asıl mesleği dişçilik olan fatih belediye başkanı mustafa demir'le erbatur çavuşoğlu arasında şöyle bir dialog geçmişti;

    e.ç. : şimdi ben sizin dişinizi çeksem olur mu?
    m.d. : ama siz dişçi değilsiniz ki!

    mustafa demir, bu cevabıyla zaten bir dişçinin belediye başkanı olamayacağını da söylemiş oluyordu. mustafa demir sanırız dişçiliği döneminde geliştirdiği bir sezgiyle kentin bazı bölgelerini "berbat bir ağız kokusu" olarak görüyor olmalıydı. hemen o "ağız kokusu"na sebep olan dişe hissetme duyusu kazandıran sinirleri aldı ve içini gösterişli bir dolguyla doldurdu.

    sukululeli sulukule'den kovuldu ve pek yakında 2 katlı villalar yükselince sulukule'de cüzdanı şişkin yağlı göbekli amcalara yağ çekmek suretiyle yepisyeni villalar servis edilecek.

    işleri güçleri ceplerine para doldurmak olan gözü dönmüş rantçı belediye başkanlarının isimlerini ağzımıza aldıkça ağzımızdan kesif bir koku yayılıyor...bu ağız kokusunu gideremiyor olmak ne acı!
  • anlamadığım mevzu ömrü boyunca göt korkusundan bu semte giremeyecek olan adamlar buradan sulukule hakkında atıp tutuyor. şimdi oradaki rant mevzusunu es geçiyorum. suriçi sakini olarak yazıyorum bunları. suriçi'nde, sulukule'ye 15-20 dkk uzaklıkta oturan biri olarak söylüyorum ki oradaki insanların yerlerinden edilmesi iyi oldu. bunca zaman kendilerine çeki düzen vermediler. hırsızlık, gasp, adam yaralama bunlardaydı. geceyi bırak, insan gündüz vakti bile girmeye korkardı bu semte. gelin buralara millete sulukule ile ilgili yaşadığınız bir macera var mı diye sorun. emin olun sulukule'den saraçhane ye kadar her mahalleden bir kaç kişiyle konuşsanız bile topladığınız bilgiler gigabyte seviyelerinde olur. çocukken mahallede top oynarken sulukule'den çocuklar gelir, biz çil yavrusu gibi dağılırdık. dağılmasak ya paramızı zorla alırlardı ya da o an elinde ne varsa onu almaya çalışırlardı. o insanlar televizyonda görüldüğü gibi kendi hallerinde eğlenen, neşeli insanlar değil. tabii burada yanlış anlaşılma olmasın. bütün sulukule'liler böyleydi demiyorum ama malesef çoğunluğu bu durumdaydı. bir ara beko-arçelik servisinde staj yaptığım zamanlarda balat'a, sulukule'ye servise çok gittim. aga o evlerin hali insanların cahilliğinden veya maddi durum yetersizliğiyle açıklanamaz be abi. neyse burada daha yazmayayım benden bu kadar

    edit: bir topluluk uzun süre ikamet ettiği yerde biraz kendine çeki düzen verir, ben n'apıyorum der. tamam insanların sana davranışından yakınırsın, devletin sana el uzatmadığından yakınırsın ama bunun çözümü insanların malına mülküne zarar vererek, oradan geçenlerin arkasından ''uop baksanıza laan'' diye bağırmak değildir. daha geçen o civarlarda arkadaşların başına musallat oldular. adamlar haplanmış ve 5-10 dkk önce dayak yemiş ama buna rağmen millete salça olmaya devam ediyor. o değil hani karşılık falan verirsin ama bunun sonrasıda var. yanında gezen adam orada toplanmış adamlardan birini tanıyor. hani sen adama karşılık verecek olsan adam bir şekilde bulur seni. adamlar böcek gibi. 1-2 kişi takılmıyor ki.

    dediğim gibi rant meselesini es geçerek yazdım çünkü rant konusu apayrı bir mevzu. o konuda yazılanlar ve karşı çıkılan noktalarda çoğunluk haklı ama kardeşim tutupta sen oralarda yaşayanların kimseye zararı yok, kendi hallerinde yaşayan insanlar diyemezsin. ancak çocukluk anıları için ''vay be ne güzel zamanlardı. dert yok tasa yok'' der ve hatırlarsın. haber için kamerayla o semte gidildiğinde tabii ki millet yaptığını, ettiğini anlatmaz. sen 5 dkk lık bir haber izleyip aha ne güzel eğleniyorlar kendi hallerinde diyorsun. bir iki amcaya soruyorlar ve devletten yakınıyorlar falan. öncedende dediğim gibi oradaki herkes anlattığım türden insan demiyorum ama eğri oturup doğru konuşmak gerekiyor. tamam yaşını başını almış adamlar tabii ki doğruyu yanlışı tartacak olgunlukta olduklarından normaldir ama 20 yaş ve altı insanların durumu çok kötü. aha daha geçen birinden dinledim. adam oradan geçerken bir kadın bunu eve davet ediyor. bu adamda abazalığından giriyor ve gözünü açıtığında başka bir yerde beş parasız uyanmış. malum mahalle kültürü bir şekilde 10 apartman ileride oturan adamı tanımasan bile yaşadığı olayı duyuyorsun. o değil aklı sıra aktarılan bilgilerin başına ''biz gülüyorduk'' kelimelerini ekleyerek laf soktuğunu zannedenler var ki daha ne diyeyim. herhalde bıçağın sivri ucunun böbrek bölgesinde dolaşırken ki verdiği korkuyu hiç hissetmemiş arkadaş.
  • akp'nin tefeci politikalarına maruz kalan sulukule halkı eline 15 bin lira tutuşturularak gasp edilen topraklarından kovulmuştu. evler şimdi 950 bin liraya satılıyor. bu fark kimin cebine giriyor?! bunların hesabını soracak birileri çıkmayacak mı?!

    --- alıntı ---

    romanlardan istimlak tehdidiyle metrekaresi 500 liradan 15-50 bin tl arası rakamlarla satın alınan dairelerin yerine inşa edilen ve yapımı süren dairelerden 116 metrekarelik bir daire “istanbul’un göbeğinde villa” sunumuyla, 950 bin liradan satışta. projenin geleceğine dair belirsizlik eski-yeni sakinleri birlikte mağdur ederken, yeni binalar için emlakçılara verilen satış ilanları 450-500 bin liradan başlıyor.

    http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/21513856.asp

    --- alıntı ---
  • rantsal dönüşümün utançlarla yıkmaya devam ettiği yaşam alanı.

    sulukule platformu'nun açıklaması:

    "..sulukule “ucubesi”, işyerlerinin yerle bir edilmesi, yaşam ekonomisinin yok edilmesi, insanların sokaklarda sürüklenerek hortumlarla dövülmesi, kadınların zührevi hastalıklara sevkedilmesi, müzik aletlerinin sokaklarda parçalanması ve çocukların bu şiddetin ortasında büyümeye mahkum edilmesi sayesinde yaratıldı sayın başbakan!

    “sulukule ucubesi”, kendinden menkul bir ucube değildir! ne bu insanlar “ucube” doğmuştur, ne de mahalle “ucube” olarak tasarlanıp inşa edilmiştir. mahallenin bu hale gelmesi bizzat yönetimlerin ayıbıdır ve bu “ayıp”lar silsilesine bir yenisi daha eklenmek üzeredir.

    bu ayıbın adı ranttır, bu ayıbın adı koca bir kültürü yok etmektir, bu ayıbın adı sürgündür..."

    http://www.ntvmsnbc.com/news/439919.asp
  • yeni şafak adlı kağıt topağına göre "mülkiyet hakkı, insan hakları, şehir hak ve hukukuyla kültürel haklara saygılı dünyanın en sosyal projesi" sulukule'de hayata geçmiş de haberimiz yokmuş. siz bahsi geçen "haberi" okuyun, ben devam edeyim: http://yenisafak.com.tr/…esi/?t=10.11.2008&i=149027

    mülkiyet hakkı, aynen serbest dolaşım hakkı gibi, boş bir laftan ibarettir*. benim hiçbir arkadaşım şu güne kadar "dün paris'te kahvaltı yaptım, akşam jamaika'da takıldım" benzeri bir cümle kurmadı, çevrem de geniştir bu arada... mahalleyi harabeye çevirmişsiniz, insanların evlerini başlarına yıkmışsınız, buna rağmen mülkiyet hakkından bahsediyorsunuz. utanmak nedir bilmiyorsunuz, ona şüphe yok...

    sanırım makalenin yazarı kişi, restorasyon kelimesinin ne anlama geldiğini de bilmiyor. zira restorasyon için bir "şeyi" yenilemek gerekir. hatırlatmakta fayda var, sulukule yıkılıyor, sulukule sakinleri, sulukule'den atılıyor! dünyanın ilk roman yerleşim yerlerinden birisi olan, tarihi bin yıl kadar öncesine dayanan devasa bir kültürü yok ediyorlar, bunu kimse bize yaşam koşullarını iyileştirmek olarak yutturamaz...

    sulukule roman kültürünü geliştirme ve dayanışma derneği başkanı şükrü pündük, bir sohbet esnasında şunu söylemişti, makale yazarı** genco sabancı bu sözleri iyi dinlesin isterim:

    "beni dövebilirsiniz, bana sövebilirsiniz, benim evimi mahallemi yıkabilirsiniz; ama benim müziğimi susturamazsınız"

    * mahalle sakinlerinin koca bir tarih boyunca yaşadıkları sulukule'den taşoluk'a taşınmalarını bir kenara koyalım, bu insanların taşoluk'taki evlerin parasını nasıl ödeyeceklerini biriniz çıksın da anlatsın bana.

    ** atlatma haber, şişirme haber olur da ısmarlama haber olmaz mı, olur bal gibi olur.
  • istanbul kara surlarinin en alcak oldugu noktada kurulmus,adini lykos deresinin sehre buradan girmesinden dolayi almis ilginc bir semttir.

    oncelikli tanimlari muzisyenlik olan bolge halki iclerinden pek cok taninmis sanatci cikarmis,uzun yillar sehrin eglence anlayisinda degisik konseptiyle yerini almistir.

    halki cogunlukla muzisyen ve dansozlukle istigal eden bolge halkinin oncelikli olarak eglence yeri olarak kullandiklari evleri kapatilmis.issiz birakilmis.pesinden kucuk kizlarini pazarliyorlar yaygarasi patlatilmis en nihayetinde kentsel donusum kapsamina alinmis guzide semttir.

    istanbula gelisleri turklerin anadoluya girisinden daha onceki donemlere kadar uzanan roman vatandaslar,bolgedeki tum yasamlari boyunca sehrin en alt seviyesini olusturmus roma doneminden beri baskalarinin yapmayacagi isleri yapan kitle olarak kullanilmislardir.yanilmiyorsam cellatlik isleride bunlardan birisiydi.

    egitim almalari genelde mumkun olmayan,almis olsalar bile kimliklerinden dolayi onemli gorevlere gelememis romanlar cumhuriyet donemindede hayatlarini muzisyenlik,toplayicilik,cicekcilik gibi islerden kazanmislardir.degisen yasam kosullarina ayak uyduramayan vatandaslarimizin simdilerde asil problemi yillardir yasadiklari bolgeden kentsel donusum kapsaminda uzaklastirilmalari.

    kentsel donusum modernlesmektir hatasina bilerek ya da bilmeyerek dusen yerel yonetim bolgeyi islah edip,farkli bir eglence unsuru olarak turizme katki yapabilecekken bolgedeki diger evlerle birlikte yikima baslayarak yerlerine osmanli konaklari konseptli evler yapmaya cok yakinda basliyor.muteahhit firma kiptas yanilmiyorsam ya da fazlardan birinin muteahhidi olmasi lazim.

    gene kentsel donusum somurulerinden birisi olarak sehrin kiymetli bolgesindeki fakir halk,hakkinin asla tam karsiligi olmayan kentin geri kalmis bir bolgesinde yer almaga zorlanirken,sozkonusu bolge simdiden fiyatlarini kat kat yukariya tasimis ve yeni bir rant bolgesi olarak yerini almis durumda.

    ellerinde tam anlamiyla tapulari olmayan romanlar,cesitli vakiflara ozellikle ii.bayazit in torunu neslisah vakfiyesi ancak talan edilmis arsalar,mahallenin yasanamamazligindan kaynaklanan gercek kisilere ait terkedilmis binalar butunu ele alindiginda yaklasik yanilmazsam 100 150 donum gibi bir alan cikar ortaya ve sehrin merkezinde.bunun boyle olacagini duyan rantiye kesimi ayllar oncesinden bolgedeki alinabilecek yerleri toplamaya basladilar bile.aradaki fark roman vatandaslar bolgeden gonderilirken bu arkadaslara buyuk ihtimalle kat karsiligi verilecek yazik tabi adamlara o kadar emek sarfetmisler artik osmanli konaklarinda oturmak onlarin hakki.

    ikide bir ortaya cikip roman havasi atanlarin,aileden gelen romanligini unutmamis havasinda taksimdeki uc tane cicekciyle program yapanlarin cikip bu konuyu ekranlara tasimalari gerekir.
  • roman ayrımcılığı, açılımı ve sonrası
    "bu ülkede hak savunabilmek için orta sınıf kültürel sermayesine sahip olmak gerekiyor. romanlar bu sermayeden yoksun bırakılmışlar; yoksun bırakıldıkları için asimile edilememişler, asimile edilemedikleri için de yoksun bırakılmışlıkları artarak sürmüş. okuldan da, 200 yıldır oturdukları mahalleden de atılırlarken çaresizlikten başka sığınakları yok..."

    kaynak: bianet
  • sulukule susmayacak...
    birkaç yıl önce, dozerler "mahalle"nin kapısına dayandığında, sloganlarımızdan biri buydu...çünkü sulukule sadece bir mekan değil, bir kimlik, hayata karşı bir duruştu aynı zamanda...

    sulukule susmadi...
    sulukule platformu'nun çabaları ve gönüllü kişi ve kuruluşların desteğiyle kurulan sulukule çocuk sanat atölyesi'nde bir yıldır eğitim gören çocuklar, 7 ağustos pazar günü, efsanevi simon bolivar orkestrası ile galata meydanı'nda aynı sahneyi paylaşacak.

    evlerinin yıkılışını, mahallelerinin yok oluşunu gözleriyle gören, an ve an yaşayan sulukuleli çocuklar, kendilerine reva görülen "kader"e, müzik aşkı, yetenek ve hayata tutunma enerjileriyle yanıt veriyorlar.
    şimdi de, venuzuella'nın "kaybedilmiş" sanılan sokak çocuklarından var edilen ünlü simon bolivar orkestrası'yla birlikte bu çok özel konserde yer alacaklar.

    sulukule hiç susmasin...

    bu çocukların yolunda gelin her birlikte tempo tutalım, atölyeye destek vererek, susmak zorunda kalmalarına engel olalım...

    saygılarımızla
    sulukule platformu

    konser programı :
    7 ağustos pazar - galata meydanı

    21.00 - 21.15 barış için müzik
    21:15 - 21.45 caracas brass ensemble (simon bolivar orkestrası)
    21.45 - 22.00 sulukule çocuk sanat atölyesi
    22.00 - 22.40 atalaya percussion ensemble (simon bolivar orkestrası)