şükela:  tümü | bugün
  • asil adi yusuf ali kaya dir.. hem hal hem kaliyle arif zarif bir insan oldugu icin, dinin susu anlamina gelen zeynuddin lakabini almistir.. sonralari, en kaba hareketler karsisinda bile zerafetini korumasi uzerine sumbul adiyla anilmaya baslanmistir..

    1480 de merzifonun borlu kasabasinda dunyaya gelmis, istanbulda egitimini surdurmustur.. cemal halvetiye intisab etmis, ilk kez misirda cami-ul emirde irsada baslamistir.. seyhinin vefati sonrasinda vasiyeti uzerine kizi safiye hanim ile evlenerek postnisinlik gorevini ustlenmistir.. daha sonra istanbula donerek toplam otuzuc yillik irsaddan sonra 1530 da vefat etmistir..
  • merkez efendi'nin kayınpederi olur. (bkz: koca mustafa paşa camii)
  • osmanli sarayinda harem agalarina cicek adi verilirdi. igdis edilmis bu zavallilarin kimliklerinin yok edilmesi bir yana, ustune bir de cicek isimleriyle yeniden adlandirilmalari hem trajik hem ironik bir vakia iken, gunumuzde, iktidarini teslim etmis olanlara- veteriner marifetiyle hal'edilen kedi kopekler de dahil- sumbul efendi dendigi de vakidir.
  • huzur'da mümtaz'la nuran kocamustafapaşa'ya gittiklerinde aralarında şu konuşma geçer:

    "- nasıl bir adamdı bu?
    - bunların hepsi manevi vazifelerine inanmış, muayyen bir ruh nizamından geçmiş, nefislerini terbiye etmiş insanlardı. onun için şahsiyetlerini ölümden ötede bile kabul ettirdiler. sümbül sinan öbürlerinden biraz daha başkadır. evvela büyük bir âlimdi. sonra da şakacı ve hazır cevaptı.
    bir müddet durdu, sonra gülerek ilave etti:
    - hepsinin bir yığın ince tarafı vardır. burada yatan adamın, bilir misin sümbül lakabı nereden gelir? sarığına mevsiminde sümbül takarmış. istanbul mevsimlerini sevebilecek kadar bize yakın..."
  • gel ey salik

    gel ey salik diyem bir söz ki
    hakk’tır işitir hakkı ol kim hak kulaktır

    hadis-i hakk durur hak söz hakikat
    eğer ki söyleyen dildir dudaktır

    şunlar kim geçmedi cân u cihândan
    ne duydu aşkı ve ne duyacaktır

    sorarsan hânekâh-ı aşkı zâhid
    anın karanu yeri bir bucaktır

    kalanlar zühd ü takvâda mukarrer
    sefer ehli değildir oturaktır

    şikâr-ı canı sayd etmek dilersen
    dil-i virâneme gel kim yataktır

    şiâr-ı âşığı benden sorarsan
    cünün u âh u vâh hem ağlamaktır

    gerekmez âşığa keşf ü kerâmet
    ki âşık olana bunlar tuzaktır

    anın aşkında iken gayra bakma
    sakın kim âşığına ol kıyaktır

    şârab-ı aşkı içmiş sünbülî çok
    velâkin mest eden şol son ayaktır

    fahir atakoğlu bu edit:deyiş için bir beste hazırlamıştır ayrıca...
  • istanbul'a gelen güzel dostumu gezdirirken kendimizi önünde bulduğumuz camii, mezarlık yerinin adıdır. eski mezarlar arasında hz. hüseyin 'in iki kızının bulunduğu yer, dışarda teravih namazını kılanların arasında bizi çağırır gibi yanına çekmiştir. yazan yazıya göre burada oldukları sümbül efendi tarafından rivayet edilmiştir.

    dedim ya, ya da henüz demedim daha ; hiç niyetimde yoktu geziyi burada noktalamak.

    ramazan sebebiyle gelmiş kadim dostumu tarihi eminönü samatya civarında gezdirip iftarı (bkz: ali haydar usta) da yapmaktı programım. çünkü ; dünden beri arkadaşım; "samatya neresi? sümbül efendi neresi?" diye sayıklıyor idi. bu lafı üzerine sevdiği bir klasik olan (bkz: ikinci bahar) mekanı ali haydar usta 'da yerlerimizi ayırttım.
    şener şen ve türkan şoray' ın anısı önünde lezzet keyfi yaptık. sürprizim arkadaşımı mutlu etti bende onun mutluluğu ile mutlu oldum.

    tuhaf olay dönüş yolunda gerçekleşti;
    dönüş için hemen dibimizde olan treni tercih etmek istemedik. tarif edilen koca otobüs durağını görmeden geçtik. ki belirtmeliyim içmedik sonuçta iftar yapmış idik. durağı bulduğumuz zaman ise geç olmuştu. otobüs bu saatte zor geçer diyenleri dinleyip yukarı mahalle arasına yönlendirildik.

    tuhaf esprili bir deyiş ile hemde ;
    "o yol çok güzel bir yoldur gidin gidin! "
    dalga mı geçti? deli herhalde dedim. sonuçta evler arasında bir yol, hem insan yer tarif ederken yoldan kime ne, güzel olsa ne?

    ama tedirginliği attı bu espri üzerimdeki.

    yol cıvıl cıvıl idi cidden. mahalle kültürü yaşıyor bu sokakta.
    ana yola ulaştık, çoluk çocuk gecenin bu saatinde lunapark gibi film gösterilen, rengarenk, oyuncaklar ile dolu koca mustafa paşa okulu içinde eğleniyor. eski güzel bir okul. bir süre bu manzara ile neşelendik. gülen çocukların kahkahası neşe veriyormuş demek böyle!

    derken sümbül efendi denilen camii girişi, okulun hemen yanında imiş, önümüze geldi.
    "al, sayıklayıp durduğun yer! " dedim bu komik ve tuhaf bulduğum tesadüf üzerine.

    kendimizi çağrılmış gibi hissettik girdik içeri avluya, eski mezarların arasında. fatiha hediyemizi verip çıktık.

    minibüs ile püfür püfür esinti içinde dönerken, rivayeten esprili bilinen bu şahsın bize yaptığı esprisine gülümsedik.

    hayat ta bir espri, anladığında insan gülüyor.