şükela:  tümü | bugün
  • eski ahitten kur'ana kadar minyonlarca kutsal kitabı okurken başucunuzda bulundurmanız tavsiye olunan eser.
    gılgamış'tan bir alıntı da var içinde ki en sevdiğim:
    "ikimiz bir olunca bize ne olabilir ki"
  • sumerolog muazzez ilmiye çığ ın yapıtı.
    (bkz: muazzez ilmiye çığ)
  • bu kitap okundugunda, insanlik olarak bugünkü medeniyet seviyemize duydugumuz güvenin ve bundan kaynaklanan kibirimizin, ortacagda dünya´yi evrenin ortasina koymamiza yol acanin benmerkezciligimiz ve kendimizi begenmisligimizden baska bir sey olmadigini görülüyor. sümerlilerin binlerce yil öncesine ait dünyasiyla bizim simdiki dünyamiz özünde (teknoloji olarak degil tabi ki ama bir insanin nasil yasadigi ve nelere nasil deger verdigi yönünden) cok az farkli olmasina ragmen bizler hala bu gezegende yasanmis en uygar hayatlari yasadigimiz inancina sahip olabiliyoruz.
  • türk yazınındaki en tuhaf eserlerden biridir bu. muazzez ilmiye çığ'ın yazıları ve kitapları maalesef bu konudaki evrensel açığı doldurmaya yetkin olamazken (bilimsel kaynakların kullanımı vs. gerekli eleştirilerin yeri burası değil), bu yapıtı tuhaf bir şekilde birebir kaynaklara yani tabletlere dayanan bir bilim-kurgu denemesi olması açısından kayda değer. muazzez ilmiye çığ'ın bu eserinin yabancı dillere çevrilmesi ve yazarının tanıtılması gerekiyor bence. kitabın sonunda yazarın ilhamının kaynağını da öğreniyoruz, şöyle diyor yazar son-söz niyetine:

    "aziz atamız dilleri dilimize benzediğinden türklerin atası olabileceğini varsaydığı sumerlilerin dil ve kültürlerinin ülkemizde araştırılmasını istiyordu. üstelik onların en az 4000 yıl önce yazıp bıraktıkları onbinlerce tablet istanbul arkeoloji müzeleri deposunda işlenmeden duruyordu. bunun için batı'dan hocalar, uzmanlar getirterek bu yolu açtı bize...

    ünlü yazarımız orhan pamuk'un beyaz kale romanını okumam bana bir ufuk açtı. o, kitabını hakiki bir yazmadan almış gibi, fakat çeşitli bilgilerden yararlanarak yazmıştı. halbuki bende 4000 yıl önce yazılmış orjinal belgeler vardı. 55 yıldan beri onlardan edindiğim bilgileri bir sumerlinin yaşamöyküleri olarak anlatırsam geniş bir ortama ulaşabileceğimi düşündüm ve onu yazmaya başladım... ben ne bir roman, ne de öykü yazarıyım. bütün amacım, bildiğim konuları akılda kalacak şekilde gençlere ve ilgililere sunmaktı... böylece her yönünden birer örnek sunulan sumer kültürünü halkımıza, gençlere ve ilgililere tanıtabilirsem, hem ulu atamızın bir isteğini kısmen yerine getirdiğimi, hem de bu alanda bana açtığı yol için, ona olan şükran borcumu biraz olsun ödediğimi düşünerek huzur duyacak, mutlu olacağım." (m. i. çığ, sumerli ludingirra: geçmişe dönük bilimkurgu, sf.139-140, kaynak yay. 6. basım, 2004)

    hocanın açıklamasından anlaşılıyor ki bloodthorn'un "kurgu değil, direk yazılmıştır" ifadesi de pek geçerli değil. zaten kitabın adında geçiyor "geçmişe dönük bilimkurgu" diye. ayrıca tabletler olduğu gibi aktarılmıyor, yani bir tablet çevirisiyle karşı karşıya değiliz. her bölümün sonunda aktarılan tablet numarasından anlaşıldığı kadarıyla (tabletleri okumadım haliyle), söz konusu tabletlerde anlatılan hikâyeler yeniden kurgulanmış. genel ve tek tek tabletlerde işlenen tema yapıta yansıtılmış ve bir kurgu oluşturulmuş. ben bunun da, kitabın adında da geçtiği gibi, bir kurgu olduğunu düşünüyorum. bu konu üzerinde bu kadar ciddiyetle durmamın nedeni, direkt anlatım ile kurgu arasında kocaman bir fark olmasıdır. çünkü "hoca kurgu sunmuyor, direkt anlatıyor" dendiğinde ben tablet çevirisini anlarım. oysa anlatılan hikâyelerin yeniden elden geçirildiği (ve hocanın da bunu kitabın adına yansıttığı) düşünülürse "kurgu yoktur" demek, mümkün olmuyor. "kurgu var, ancak kaynaklara dayanıyor" demek daha uygun.

    bu kadar bahsettikten sonra tapınaktaki sevişme bölümünden alıntı yapmazsam olmaz. şunu da belirteyim hemen, sümerliler döneminde başörtülü fahişelerin tapınakta sevişiyor olmalarıyla ilgili yapılan tartışmanın bir pınarı da burada.

    "... başını bir örtü ile sarmıştı. yanlarından siyah lüle lüle saçları görünüyordu. birden aklıma geldi; kutsal fahişelerin sokakta başlarını örtmelerinin zorunlu olduğunu biliyordum. 'demek tapınağın içinde de başlarını örtüyorlarmış' diye düşündüm içimden... ellerinin derimin üzerinde sıcaklığını hissettikçe içime ılık ılık bir şey akıyor gibi olmaya başlamıştı. bir ara kendimi tutamamış ve bütün gücümle ona sarılarak rasgele öpmeye başlayıvermiştim. artık açılmış, her şeye hazır duruma gelmiştim. ondan sonrası bir rüya gibiydi..." (sf. 109)
  • bu kitabı okurken geçmişe gidiyorsunuz. hem de geçtiğimiz yüzyıl, geçtiğimiz çağ gibi değil gerçekten geçmişe. ve biliyorsunuz ki anlatılanlar gerçek. sümer medeniyeti diğer medeniyetlerle karışıp özünü unutmasın diye yazılmış medeniyet notları.

    etrafta gördüğümüz hiç bir şeyin tanık olmadığı bir dönem. karartılmış bir odada okuma ışığı altında ya da medeniyetten uzak, zamansız bir manzaraya karşı okunması gereken medeniyet kitabı.
  • muazzez ilmiye çığ'ın, ismi 'ludingarra' olan sümerli bir öğretmenin kendi yaşam öyküsünü anlattığı tabletlerden çevirisi olan kitaptır. kendi ulusunun değerlerinin unutulmakta olduğunu düşünen ludingarra ulusunun bulduklarını, başardıklarını, geçmişini, geleneklerini, ne kadar uygar olduklarını, gerek sümerliliklerini unutmaya başlayan gençlere gerek daha sonra gelecek kuşaklara yazılarıyla bildirmek için bu yaşam öyküsünü yazmaya karar vermiş. böylece her tarafa, herkese, her çağa ulaşacağımı umut etmiş.

    kitapta ilginç bir kaç bilgi var, onları da buraya eklemek istiyorum:

    bazı kanun maddeleri var (tablet 12'de):

    eğer bir adam, bir adamı büyücülük yapıyor diye suçlarsa, büyücü, nehir tanrısının adaletine bırakılacak, nehre atılacak. eğer nehir tanrısı onu temize çıkarır öldürmezse, suçu atan adam ona 3 gin gümüş ödeyecek.

    eğer bir adamın karısı için birisi, "başka adamla yatıyor" derse kadın nehre atılacak. eğer nehir tanrısı onu temize çıkarırsa, suçu atan kadına üçte bir mana gümüş verecek.

    eğer bir adam kendi düzeyinde bir adamın ayağını silahla kırarsa 10 gin gümüş ödeyecek.

    eğer bir kimsenin kölesi evin hanımı gibi davranıp beye veya hanıma küfrederse, onun ağzı bir ölçü tuzla ovulacak.

    eğer bir adam bir adamın kölesinin kızlığını "düşmanlık olsun" diye bozarsa, sahibine 5 gin ödeyecek.

    bir adam kız olarak aldığı eşini boşarsa 1 mana gümüş ödeyecek. eğer dul olarak aldığı eşini boşarsa yarım mana gümüş verecek. eğer evlendiklerini kanıtlayacak bir sözleşme belgesi yoksa, adam kadına bir şey vermeyecektir.

    (1 gin, 8 gramdan biraz fazla,
    1 mana, 450 gram kadar.)

    ludingarra bu maddelerin altına şu notu eklemiş:
    "gördüğünüz gibi bundan hemen hemen iki yüz yıl önce evlenmelerin yazılı bir sözleşmeyle yasallaşması zorunluymuş; o günden beri de, bu kural devam ediyor. ama bir kadın, 'istediğim erkekle istediğim gibi yaşayacağım, ayrılma parası falan istemiyorum' derse ona kimse karışamaz. bir de evliliklerde kadının kız olması, ona bir üstünlük getiriyor. şimdi de öyle."

    ayrıca, "belediye başkanının başına gelenler." isimli hikayenin yazıldığı tablet, sultantepe'de yapılan bir kazıda iö. 8. yüzyılda yaşamış bir rahibin arşivinde bulunmuş. buradan hareketle, sümerler'den 1000 yıl sonra bu hikayenin devam ettiğini, edebi eser olarak okunduğunu görüyoruz. ludingarra'nın, annesi için yazdığı şiir de, yazılışından 500 yıl sonra, sümerlerin tümüyle ortadan kalkmış olduğu bir zamanda, anadolu'da yaşayan hititler ve suriye'de bulunan ugaritler, bu şiiri edebi bir yapıt olarak ülkelerine getirtip kendi dillerine çevirisini yapmışlar ve kütüphanelerinde korumuşlardır. oralarda yapılan kazılarda bunlar bulunmuş.

    (bkz: tarih /@lonelycowboy)
    (bkz: sözlük yazarlarının okuduğu kitaplar /@lonelycowboy)
  • geçmişe dönük bilim kurgu. sümerli öğretmen ludingirra'nın sümerlerin yıkılmasından takriben 250 yıl önce yazdıklarından oluşuyor. (muazzez ilmiye çığ ludingirra'nın ölümünden sonra yaklaşık 250 yıl daha sümer devletinin devam ettiğini belirtiyor.)

    tam bir milliyetçi olan ludingirra'nın anlattıklarından milattan öncesinin çoğumuzun düşündüğü kadar ilkel olmadığı anlaşılıyor. mahkemeler, resmi nikahla şahitler huzurunda evlilik, özellikle 'bilginler mahallesi'nde her evde kütüphanenin bulunmasından insanların yazıtlara ve bilgiye verdiği değer görülüyor. istikrarsız yönetim yapısı ve zamanla yabancılar tarafından yönetilmeye başlamasıyla sümerler (bkz: karabaşlılar)tarih sahnesinden silinirken ludingirra, unutulmasından korktuğu kültüründen ve yapılan ilklerden bahsediyor.

    özetle içinde çokça bilgi barındıran okunası bir kitap.
  • yeni okumaya başladığım ama kendi şüphelerimin jimi the kewl tarafından doğrulanmasıyla tabletlerin birebir tercümesi olmadığını kesinleştirmemle biraz hevesimin kaçtığı kitap.

    türk tarihçisinin en büyük zaafı, belki de okumuş etmiş insanlarımızın çoğunun zaafı, yaptıkları işlere siyasi görüşlerini sokuşturmak, meslekleri aracılığıyla insanları kendi görüşlerine göre yönlendirmek oluyor. muazzez ilmiye çığ, elbette ki önemli bir sümerolog, bundan hiç şüphemiz yok. atatürk sevgisine de amenna.. ama bunu yaptığı her işin içine sokuşturmaya kalkınca, haliyle yaptığı işin içinde beni bir görüşe yönlendirmeye çalıştığını düşünmek, rahatsızlık veriyor. mesela ben şu anda ludingirra'nın tabletlerindeki cümlelerin birebir tercümesini deli gibi merak ediyorum. orjinal çeviriden çok daha fazla şey öğreneceğimi düşünüyorum. ama öyle olamıyor. o tabletleri okuyabilen ve onlara ulaşabilen kişi muazzez ilmiye çığ ve o da bana dönüp "babam beni okula verirken eti senin kemiği benim, dedi" diyor. şimdi ben bilmiyorum ki o tablette o cümle mi yazıyor, gerçekten bu deyimin 3500 yıllık bir geçmişi var mı yoksa muazzez hanım atamızın "bizim atalarımız sümerler olabilir" tezine beni yönlendirmek için minik fantaziler mi kurmuş?

    siyasi görüşünüzü, sevginizi yine yazın, buna karşı değilim, bakın ben de burada yazıyorum..ama işimi yaparken, işimin gereği neyse onu yapın, ben öyle yapıyorum.

    ricacı not: bu tabletlerin doğrudan çevirisini bulan ,bilen varsa allah rızası için el atsın.
  • lise 1'deyken elime geçmişti bu kitap ve kitaba bayılmıştım. kitabı çok övünce bir öğretmenim kitabı ödünç almıştı benden ve bir daha geri gelmedi o kitap bana. neyse ama o zamandan beri*** tabii özellikle de antik mezopotamya ile ilgili okurken falan hep aklımda kitap. çok etkilenmiştim ve hala da çok iyi duygularla hatırlarım (ya da az önceye kadar hatırlardım). neyse bu aralar yine sümerle ilgili okurken dedim "ya ludingirra kadar kıymetli bir kitap nasıl olur da başka dile çevrilip de ilgili çevrelerde yayılmaz, atıf almaz; bu kadar önemli bir metin hakkında nasıl konuşulmaz?!" ve googledan "ludingirra the sumerian" diye arattım bakayım neler yazıyor diye. wikipedia'daki muazzez ilmiye çığ sayfasındaki bibliography kısmı dışında türkiye dışından/türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmayan biri tarafından yazılmış tek bir sitede kitapla ilgili bir bilgi bulamadım. yine "ya nasıl olur?!" derken ekşi'de okudğum iki entry ile gözüm açıldı. her ne kadar amazon'da kitapla ilgili "...sumerli sair ludingirra'nin agizindan, sumer kulturunu anlatiyor. anlatilanlarin tumu, civiyazili belgelerdeki bilgilerdir. eser, bir "kurgu" degil; konuya 56 yilini vermis bir uzmanin ulastigi bilimsel duzeyin ve olgunlugun urunudur..." yani "kurgu değildir" dense de bu cümlenin son kısmı açık açık bildiğin "biraz da olsa kurgu var" demek ve işte bu neyin gerçekten yazılı olduğu, neyin ise muazzez ilmiye çığ tarafından okuyucuyu yönlendirmek üzere bilinçli olarak katıldığı ile ilgili insanın içine bitmeyecek bir şüphe düşürüp kitabın tüm özelliğini yok ediyor. birden bire çocukluk sevdalarımdan biri hayalkırıklığına dönüştü!***

    atalarının kuzey doğudan geldiğini söyleyen, tanrılara pek inanmadığını ima eden vb. ludingirra belki de bunların hiçbirini söylemiyor. belki de atatürk'ün sümer tezine destek olmak için muazzez ilmiye çığ tarafından uydurulmuş bir şey o atalarıyla ilgili bölüm... birden bire bu kadar önemli bir eserin nasıl olup da başka dillere çevrilmediğini ve normal şartlarda asuroloji'de (sümeroloji asuroloji'nin altında bildiğiniz gibi, yanlış yazmıyorum) fırtınalar kopartacak böyle bir metnin neden ilgili profesörler ve araştırmacılar tarafından ilgi görmediğini üzülerek anladım.

    ya türkiye bir kez de hayalkırıklığına uğratmasan be. bir şeyi de olması gerektiği gibi yapabilsek...