şükela:  tümü | bugün
  • newcastle united taraftarlarının sunderland deplasmanında 'we saw you crying on netflix' şeklinde tezahürat yapmalarına sebep olan belgesel.
  • şahsıma football manager ‘de sunderland kariyeri açtıran netflix belgeseli.
  • müthiş bir belgesel olmuş. insanlar futbolu neden seviyorlar, bir takıma bağlılık nedir, bir takımın bir şehir ve insanları için önemi nedir, bir kulüp nasıl işletilir gibi soruları olan kişiler bu soruların ve benim şu anda yazamadığım daha fazlalarının cevaplarını bu belgeselde bulabilirler. emeği geçen herkesin eline sağlık. izleyin, izlettirin.
  • belgeseli izlemeden önce biraz mesafeliydim. çünkü genelde bu tarz yapımlar alınan skorlar, o skorların medyadaki yansıması ve bir kaç maç içi görüntü dışında bir şey vadetmezler. ama bu belgeseli çekenler, kurgulayanlar işin bu kısmını çok güzel baharatlandırmışlar. sonucunda da tam manasıyla,

    kötü yönetilen ve çürümekte olan bir futbol yapısının otopsisi ortaya çıkmış.

    özellikle transfer sürecinde direktörün yaşadığı zorluklar çok ilgimi çekti benim. ve üzerinde durduğu bir konu var ki biz hiç bahsetmiyoruz:

    --- spoiler ---

    ''sadece futbolcu alırken değil, futbolcu gönderirken de mali olarak güçlü olmanız gerekir. biz bırakın futbolcu almayı, elimizdekileri gönderemiyoruz da''

    --- spoiler ---

    futbolcuların olaya yaklaşımları, röportaj veriyormuş gibi değil de tamamen doğal bir akışta kameraya konuşmaları, en önemlisi konuşma ve düşünme yeterlilikleri, oyuncuların ''önümüzdeki maçlara bakacağız'' tarzında klişeye düşmemeleri. antrenmanlar arasından haller. takım kötü giderken kulüp çalışanlarının yüzündeki ifade, her şey çok iyi yakalanmış, hikayeye oturtturulmuş.

    bu açıdan futbolla ilgilenen, ilgisini bazen abartan kişilerin mutlaka izlemesi gereken yapımdır. çünkü özellikle bizim futbol ikliminde belgesele yansıyan şeylerden pek bahsedilmiyor, medya bu kadar derine inemiyor. haliyle taraftar tutumları ve eleştirileri çok yüzeysel oluyor. iklim bu kadar yüzeysel olduğunda da bir gelişimden bahsedemiyoruz.

    mesela fenerbahçe'nin seçim süreci sonrası yaşadığı süreçte hemen hemen aynı süreç. seçimden sonra yeni bir bahar havası, öyle bir algı... haliyle düşüşü, yenilenmesi, yapılanması olması gerekenden daha sert oldu. bu açıdan netflix türkiye fenerbahçe'nin şuanki durumunu ön görseydi bence yapımın hemen türkiye ayağını da tasarlarlardı ve çok da güzel olurdu.

    ayrıca medyadaki ''bizim taraftarlarımız dünyanın en iyileri, şöyle bağlı, böyle duyguluyuz, dünyanın hiçbir yerinde böyle taraftar yok'' diyen kişilerin de mutlaka izlemesi gereken, izledikten sonra da takımdaşlık nedir, takım tutmanın mantığı/anlamı ve o insanlar için önemi nedir yeni bir söylem ortaya çıkarmak gerekiyor. bu belgesel üzerinden ingiliz futbol kültürü ile coğrafya ve insan problemlerinin hallerine, paralelliklerine bakıp bir de bizim ülkenin genel iklimine bakınca resmen ağlayasım geldi benim.
  • ilk olarak yukarıdaki birkaç yazarın da belirttiği gibi belgeselin adı başlıkta yanlış yazılmış. doğrusu için (bkz: sunderland til i die) ancak bu başlık daha aktif olduğu için bilgilendirmeyi buradan yapmak daha makul.

    spoiler işlerine girmeden birkaç kelam etmek gerekirse çekim kalitesi, doğallığı, hikayesi ile gerçekten çok başarılı bir belgesel. biraz da olsa futbola ilgi duyan kişilerin izlemekten zevk alacağını düşünüyorum. spoiler vererek incelemeye geçelim

    --spoiler--
    belgesel pl'den düşen sunderland takımının tekrar premier lige çıkma hayallerinin anlatılmasıyla başlıyor. burada hepimizin sunderland hakkında bir şeyler bilmeyeceği düşünülmüş olacak ki -doğal olarak- kulüp ve bu durumun sebepleri hakkında birkaç bilgi veriliyor; mali sıkıntılar, teknik direktörler vs vs.

    ardından kulübe büyük bir risk alarak gelen simon grayson ile birlikte sunderland'ın premier lige çıkmak için verdiği mücadele başlıyor; fakat işler beklenildiği gibi gitmiyor ve kötü sonuçlar peş peşe gelmeye başlıyor. eksik bölgelere yapılması gereken transferlerin gecikmesiyle birlikte lig yükselme beklentisindeki kulüp kendini küme düşme hattında buluyor. tabi ki bu durumun faturası teknik direktör grayson'a kesiliyor.

    yeni bir teknik direktör arayışına giren sunderland galler milli takımıyla büyük başarılara imza atmış chris coleman ile anlaşıyor. kendisi sunderland taraftarını heyecanlandıran bir isim çünkü kulübe gelmesinin imkansız görüleceği kadar başarılı ve zor bir teknik adam. bu gelişmeden sonra kulüpte bir heyecan fırtınası başlıyor ama maalesef bu heyecan da alınan kötü sonuçlardan sonra azalıyor. taraftar, faturayı oyunculara kesmeye devam ederken ara transfer dönemine giriyoruz. bence burada coleman ve yönetimin birlikte yaprıkları çok büyük hatalar var. ilk olarak takımdaki en etkili forvet olan grabban'ı takımdan göndermeleri. chris kendisini maçlarda çok erken almaya başlıyor. bu durum zaten kiralık olarak takımda bulunan ve 12 gol ile takıma katkı veren grabben'i çileden çıkartıyor. o da kiralık sözleşmesini feshedip takımdan ayrılıyor. yerine alınması gereken forvet transferleri de yaz transfer döneminde olduğu gibi son saatlere bırakılınca aceleci transferler peşi sıra geliyor. burada fatura yönetimle birlikte "cimri" kulüp sahibi ellis short'a da kesilebilir elbette.

    lig arasından sonra da sunderland için işler hiç iyi gitmiyor. bir takım düşünün ki 1 sene boyunca kendi sahasında maç kazanamasın. bir takım düşünün ki çıktığı her maçta gol yesin -ki bunların çoğu maçın hemen başında yenen basit goller- bu durumlar yetmezmiş gibi daha önce sarhoş bir vaziyette söyledikelri nedeniyle sabıkalı olan darron gibbson alkollü araç kullanırken bir kazaya sebep oluyor ve kulüple bağlantısı kesiliyor. bence yine burada yönetimin yani başkan martin bain'in hatalı kararları önemli çünkü böyle sabıkalı bir oyuncuya -personele- daha büyük yaptırımlar uygulamazsanız daha kötü şeylere davetiye çıkartırsınız. ama durun! çünkü aksilikler daha bitmedi, birçok iyi oyuncunun art arda sakatlanması zaten rotasyonu dar olan kadroyu iyice içinden çıkılmaz bir hâle sokunca kötü sonuçlar devam ediyor. sonra bildiğimiz senaryolar mağlubiyet, mağlubiyet "daha iyi olacağız" sözleri vesaire.

    fakat bu sözler de sonuca ulaşmıyor ve premier lig hevesiyle sezona başlayan sunderland bir kez daha küme düşüyor. büyük bir yıkım ve sorumlu yine teknik direktör olarak görülüyor. ağır tepkiler gelince kulüp onunla da sözleşmeyi feshediyor. kulüp sahibi ellis short daha önce yapması gerekeni yapıp kulübü satıyor ve son maçta sunderland yeni sahiplerinin önünde şampiyon wolves'i 3-0 yenerek sezonu noktalıyor.

    belgeselde dikkatimi çeken en önemli nokta aile gibi yapılandırılmış kulüp ortamı oldu. yıllardır bir arada çalışan insanlar, güler yüz, yardımlaşma, sevgi, destek ama sonuca baktığımız zaman bunların tek başına yeterli olmadığını görüyoruz. yıllardır yapılan plansız harcamalara böyle çabalar sonuç üretmekte yetersiz kalıyor.

    bir diğer nokta da kulübe desteklerini her daim gösteren taraftar oldu. küme düşmelerini rağmen -ikinci kez- yılın en iyilerini belirledikleri ödül törenini yapıyorlar. kulüp de taraftarla iş birliği içinde olmak için taraftar forumu düzenliyor. bunlar bizim görmediğimiz ve çok fazlaca özendiğimiz şeyler.

    belgeselde en sevdiğim isim kiralık olarak takıma katılan ve bir omuz sakatlığı sebebiyle uzun süre forma giyemeyen jonny williams oldu. çok iyi bir profesyonel ve çok sıcakkanlı bir insan. o enerjiyi ekrandan bize hissettirmesi çok hoştu. umarım şu an daha başarılı bir kariyere sahiptir, araştırmadım çünkü :(

    sonuç olarak şöyle güzel bir ingiliz futbolu ziyafeti çekeyim diyenler için sunderland 'til i die çok başarılı bir iş. her şeyden öte bir senaryo yazılmışcasına dramatik ve etkileyici sona sahip. netflix kurgulasa bu kadar başarılı bir hiaye yazabilir miydi bilmiyorum.

    --spoiler--
  • (bkz: durduk yere fm kariyeri açtıran belgeseller)

    arkadaş tavsiyesi ile başladım ve bende direkt the damned united etkisi yaptı. yanlış bilmiyorsam ilk kurulan futbol klüplerinden birisi sunderland(1879), belki de ilkidir üşendim bakmaya. böyle köklü bir şehir takımının iki sezon üst üste küme düşmesini anlatıyor. umarım ileride de bir yeniden doğuş belgeseli çekerler.

    an itibariyle son bölüm olan 8. bölümü izliyorum, bitirmeden entry girdim dayanamadım. bu arada belgeselin müthiş bir introsu var.

    edit: imla
  • 3. bölümdeki teknik direktör, başkan ve oyuncuların taraftar derneği ile yaptığı toplantı beni vurmuştur adeta. medeniyetin, fikir alışverişinin ve eleştiri ile nasıl yüzleşebildiklerinin yüzümüze vurulduğu sahne. çok mu uzağız acaba bu kavramlardan olgulardan. .
  • dün netflix'te denk geldiğim, gırgırına izlemeye başladığım ve aynı gün 8 bölümünü de bitirdiğim belgesel.

    ingiltere'ye taşındıktan sonra hemen farketmistim futbolun burada çok farklı bir şey olduğunu. tanıdığım ingilizlerin hemen hemen tamamı farklı farklı ve genellikle daha küçük takımları destekliyor. mahalle ya da şehir takımı kavramı burada çok güçlü.

    edit nisan 2020:
    belgesel baya popüler olmuş yahu. moderatör arkadaşlar başlığı düzeltebilirse memnun oluruz.

    --- spoiler ---

    they pitched a fairytale and then filmed a horror show.

    sezon başında premier leage'e çıkma umuduyla başlayan belgesel, sezon sonu takımın küme düşmesiyle sonuçlanıyor.
    --- spoiler ---
  • izlemez olaydım. beşiktaşlılığın verdiği ızdırap yetmezmiş gibi bir de bu adamlara üzüldüm... futbolla yatıp kalkan birisi değilim ama yine de beğendiğim bir dizi oldu, tavsiye ederim. dizi diyorum çünkü adamlar belgesel diye yola çıkıp tam bir dram dizisi çekmişler.