şükela:  tümü | bugün
  • 2010 yapımı 20 bölümlük kdrama. joseon döneminde sungkyunkwan üniversitesinde geçer. tarihi bir dizi olmasına rağmen bu sadece görünüştedir. diziyi günümüz dizilerinden ayıran tek şey etrafta cep telefonlarının olmaması. zaten dizi ekibi de diziyi gençlere yönelik olarak niteliyor. kısacası tarihi dizilerden köşe bucak kaçanlar bile gönül rahatlığıyla izleyebilir.

    park min young'ın canlandırdığı kim yoon hee (dizide daha çok geçen adıyla kim yoon shik) erkek kardeşi ve annesine bakmaktan sorumlu bir kızcağızdır ve evet doğru tahmin bunun altından bir erkek kılığına girme öyküsü çıkacak. uzak doğulular sevip, çekiyor. biz de izliyoruz azizim. neyse kızımız edebiyata, bilime yatkındır ama o dönemde kadınların bu tür konularla ilgilenmesi veya üniversitede eğitim görmesi yasak. kızımız da yeteneğini yasadışı yollardan başkalarının yerine sınava girmek suretiyle, para kazanmak için kullanır. ilk denemesinde de tesadüfler onu lee sun joon ile biraraya getirir. bu karakteri ise eski dbsk yeni jyj grubu üyesi, sevimli yaratık yoochun canlandırıyor. tabi ki sun joon onun kız olduğunu fark etmiyor, hatta onu allem edip kallem edip üniversiteye sokuyor, çünkü böyle bir yeteneğin heba olmasına gönlü razı olmuyor. bu arada sun joon'un babasının krala yakın bir bakan olduğunu not düşelim. dizi tabi ki genel olarak bir kızın erkeklerle dolu bir yurttaki hayatını anlatıyor gibi görünüyor ama bununla kalmıyor. bulunması gereken hazineler, gizli görevler, rakipler, düşmanlar, geçmişten gelen sırlar var. iş derinleşiyor tabi ki.

    şimdi dizinin asıl olayına geliyoruz, eğer bu dizide song joong ki'nin canlandırdığı yeorim (dizide bir diğer ismi,go yong ha) karakteri olmasaydı ya da daha da kötüsü yoo ah in şahanesinin canlandırdığı geol oh (dizide bir diğer ismi, moon jae shin) olmasaydı, bu dizi benim için bir kaç bölümde bitebilirdi. bir üst paragraftaki başrol çifti de şirinlik abidesi olsa da, dizinin asıl kozu bu ikili. yeorim, çapkın, süslü, sivri dilli hepsinden öte sevimli mi sevimli bir karakter. yanaklarını sıkmak, en yakın arkadaşı olmak istiyorsunuz ki sizi eğlendirsin. zaten felsefesi de bu, kendisini eğlendirmeyeni yanında tutmuyor.

    bir de karanlık, cool, seksi, iyi dövüşen, siyah giyinen, güzel vücutlu diyerek sonsuza dek övebileceğim geol oh var ki, aman aman. dünyanın en seksi dudakları bu herifçioğlunda değilse ben de ne olayım! adam hormonlarınıza takla attırıyor ya da ben çok etkilendim. bu karakterimizle beraber yakışıklı 4lümüz tamamlanıyor, zaten drama alemlerinde tarihi f4 olarak da anılıyor bu grup. geol oh aynı zamanda yoon hee'ye yanık, bu bilgiyi de es geçmeyelim.

    dizi yer yer çok klişe ama çoğunlukla çok eğlenceli ve farklı*. tarihe böyle esprili bir dille yaklaşmaları, içine gençlik hikayesi katmaları ve başroldeki 4lünün reddedilemez uyumu ve şekerliği diziyi alıp götürüyor. bunun dışında başroldeki kızın saf ve salak olmaması diziyi sevmek için tek başına bile yeterli olabilir. dizi reyting rekorları kırmadı ama az da olsa çok sağlam ve sadık bir seyirci kitlesine sahip.

    dizide bir de hafif bir boys love durumu var, hadi sürpriz olsun izleyenleri spoil etmeyelim. bahsi geçen çift 3 gün önce düzenlenen drama ödüllerinde en yakışan çift ödüllerinden birini aldı, iki erkek bunu alınca şahane görüntüler çıkmış meydana. neyse toparlarsak pek güzel, pek eğlenceli dizi. burdan previewına baksın inanmayan.
  • daha 1 bölüm izledim, kütüphaneci adamın aynı burhan altıntop olduğu kanaatine vardım. ilk defa kore dizisi izlediğimden elemanları ayırt etmekte güçlük çektiğim için 1. bölümden bir şey anlamadım.
  • spoiler içerebilir- biliri fazla, başını sonunu anlatıyorum ona göre.

    sakin temposuyla aslında uzun soluklu dönem dizileri gibi ilerleyen fakat kendini izlettiren bir tarihi-romantik komedi. tek sezon ve bir saati az biraz geçen 20 bölümden oluşuyor. gençleri sıkmayacak şekilde ele alınıp eğlenceyle karışık çaktırmadan kore tarihini öğretmesi takdirlik. ayrıca sahnelerin bakışlar ya da mimiklerle uzatılması kısmını kenara koyarsak gerçekten başarılı bir senaryosu var. ki bence dizi sungkyunkwan'dan çok babalar ve çocukları hikayesi.

    konu yine bir erkek kılığına girmiş kız klişesinden çıksa da dediğim gibi gerek kore tarihi, gerek karakterlerin aileleri ve birbirleriyle ilişkileri ve en gerek f4 (kim yoon hee/shik - lee sun joon - moon jae shin - goo yong ha) sayesinde gayet seyirlik.

    hazır f4 demişken buradan başlayayım. öncelikle kim yoon shik/hee (park min young). içinde bulundukları dönem gereği eğitim alamayan bu zeki kızımız çaresizlikten erkek kılığına girip ev geçindirmeye uğraşırken lee sun joon filozofu sayesinde kendini sungkyunkwan'da bulur. tüm ülke kanun ve geleneklerine karşı gelerek, sadece turnuva zamanı kadınların içeri girebildiği onun dışında kraliyet muhafızlarının bile giremediği konfüçyus öğretilerine sadık bu okulda onca erkeğin arasında kimliğini gizlemeye uğraşırken hem başarısı hem de bilmediği geçmişinin etkisiyle imparatorun dikkatini çekerek çeşitli görevleri üstlenmek zorunda kalır. bundan gerisi okuldaki çeşitli olaylar, görevleri yerine getirmeye çalışması, dostluk ve ilk aşk falan filan. kızımız gayet sevimli ama kız olduğunu ancak 'bazı' durumlardan sonra anlamaları zorlama olmuş. bir de bence kim yoon shik hali kız halinden daha güzeldi. daha sonra kardeşinin iç yüzünü anlattığı, babasıyla olan gölge oyunu misali ilişkisi ise çok etkileyiciydi.

    lee sun joon (park yoochun), 3. başbakanın oğlu. bizzat konfüçyus soyundan geldiğinden şüpheleniyorum. adam filozof, doğruluk timsali, yolundan şaşmaz, t cetveli... yok böyle düzgün bir insan dünyada. kitaplardan ibaret dünyasına dostluğun ve aşkın getirdiği şaşkınlıklar çok sevimliydi. babasıyla olan ilişkisinin doğruluk ve aile bağı çelişkisiyle karışık aktarımı dizinin en etkileyici yanlarındandı. babasını tipinden ötürü pek sevmesem ve tamamen masum bulmasam da dengeli bir karakter olduğuna ikna oldum.

    moon jae shin (yoo ah in), sungkyunkwan'ın çılgın atı, asi insan. sürekli öğrenci formasıyla gezse bu kadar dikkat çekmezdi. fakat kendine has karizmatik giyim tarzı ve sevimli kepçelerini kapatan saç modeliyle ortalığı yaktı geçti kızıl elçi. adalet bakanı olan babasıyla ilişkisi yine dizinin temel noktalarındandı. yeorim ile olan bence bir çok duygunun üstüne çıkmış dostluğu ise müthişti.

    veee goo yong ha (song joong ki) nam-ı diğer yeorim. şimdiye dek izlediğim tüm dünya geneli yapımlar içinde en tatlı karakter tacını kaptı, kolay kolay da bırakacak gibi durmuyor. o nası bi sevimlilik nası bi ördek ağızdır. yalnızca eğlence insanı gibi dursa ve çoğunlukla öyle olsa da vefakarlığı ve kadim dostluğu tartışılmaz.

    diğer karakterlerden savaş bakanının oğlu öğrenci başkanı ha in soo babadan oğula nesli, hem tipi hem karakter iticiliğiyle her sahnesinde kendine sövdürmeyi başardı. yanındaki karikatür elemanlardan at ağızlı olan bile doğru yolu buldu da bunun insan gibi davranması taa finalin sonuna kaldı. kızkardeşi sevimliydi aslında ama sevmiyorum böyle kendini anime sanan tipleri. yine okuldan gözlüklü şirin tipli eleman ve onunla takılan ikili baya eğlenceliydi. isimleri hatırlamak zor bir okul dolusu öğrenci sonuçta. kütüphaneci izleyen pek çok kişinin aklına burhan altıntop’u getirmiş gibi görünüyor.

    eğitmen kadrosundan rektör yine karikatür bir tipleme olmakla birlikte yalakalığı bizim iç akıtan (eriten olsa daha mı iyiydi ne?) takımın çokça işine yaradığından hoş görüyorum kendisini. profesörlerden yoo (park geun soo), geleneksel tarzından ödün vermemesine rağmen iyi bir eğitmendi hakkını vermek gerek. profesör jung’u (ahn nae sang) ise çok sevdim. batılı tarza ve görüşlere açık fakat aynı zamanda dostu olan kralına sonuna kadar sadık bu idealist eğitmen tam da geleceğin joseon’una yaraşırdı. ve imparator jeongjo (jo sung ha), bayıldım bu amcaya. yanakları sıkılası bir insan olmasının yanısıra yeri geldi mi dağları taşları titreten adil ve dengeli yönetimi, halkına olan sevgisi ve idealleriyle harbi kral adamdı. hayaline ulaştığını görmek isterdim.

    bir eksiklik olarak dizide yeterli müzik kullanımı yoktu. fakat ek bilgilerin yazılarla ekrana gelişi ve karakterlerin bazen bu yazılara tepki verişiyle açılıştaki çizim halleri güzel düşünülmüş.

    son söz olarak dizi boyunca beni güldüren sahneler kim yoon shik'in kimliğini öğrenme paralelliğine göre gittikçe gelişen uyuma şekilleri olurken, kahkaha attığım nokta kütüphanecinin sürekli bozulan asansörünün çin malı çıkması oldu.
  • sungkyunkwan'da vuku bulan bir hikayeyi anlatan tarihi kore dizisi. hikaye gerçek değil, düzme. dizide bu sungkyunkwan eski korenin enderunu gibi bi şey ve enderuna erkek kılığında bir kız girer olaylar gelişir.

    kütüphaneci tiplemesine bayıldığımı belirteyim öncelikle. sonra gelelim asıl meseleye. esas oğlan ve esas kız uyumu fena değildi ama o kız erkek kılığına sokmak için çok iyi bir tercih olmamış. böyle fazlasıyla kadınsı kadınlar bu roller için uygun olmayabiliyorlar. hani gerçekte böyle bir durum olsa her erkek kendinden şüphe eder. misal ben böyle erkek kılığına girmiş bir kadınla okul arkadaşı olsam, aynı yatağı paylaşsam kafa gidip gelmeye başlar. acaba ben meyilli miyim, eğer meyilliysem diğer erkeklere neden ilgi duymuyorum. noluyoruz. arkadaşa bi eşek şakası yapsak da kendimize gelsek falan. sorular sorular sorular. bu bakımdan esas oğlana hak vermemek mümkün değil. zaten esas çocuk ahlak yazılımı yüklenmiş robot gibi bir tipleme yazıktır, günahtır.

    ayrıca dizinin ilk bölümlerinde yapılan yazılı göndermelerin sonraki bölümlerde yavaş yavaş bitmesi ise hoş olmadı. gönderme yapacaksanız ya dizinin bütününe yayın ya da hiç yapmayın. böyle şeyler bende uyumsuzluk hissi yaratıyor, geriyor.

    efendim neyse sonuçta eğlenceli, kafa dinlendiren hoş bir yapım. isterseniz tadını çıkarın deyip burada bırakıyorum.
  • spoilerlı entry yazıyorum isteyenler okumasın sonra vay efendim falan anlamam:

    bu dizide en çok eğlendiğim sahneler yatakhane sahneleri oldu. ilk başta iki erkeğin ortasında yatan hanım kızımız, geol'ün keşfinden sonra, geol'ün tarafında yatmaya zorlanır. sonra esas oğlan öğrendiğindeki ortada yatma kavgası inanılmaz komikti. kaşla gözle kızı kendi tarafına çağırıyor falan. sanki aylarca diğerinin yanında uyumamışlar gibi. asdfghfgdfsd yeorim çakalının olayı çözmek için odaya sızıp kızı kendi odasına göndermesi ise ayrı bi güzellikti.

    en üzüldüğüm, filinta gibi geol dururken kıtık herifin kızı kapmış olması. gerçi kore dizilerinin olayı burda. kız için her şeyi yapıp çok seven değil de, cesaretli olan kapıyor kızı. adam deseydi zamanında senin kız olduğunu biliyorum diye, kızın gönlü çoktan kaymıştı. diğeri adam gibi çıkıp "ben sevdiğim kızı onca erkeğin içinde tek bırakmam" diye maçoluk yaptı mesela. en feminist kadın bile böyle bir şey karşısında erir arkadaşlar. ben bile yaaa dedim ekran karşısında. onun dışında, karakterlerin hepsini ayrı sevdim. geol'ün seksiliği, yeorim'in sevimliliği, sun joon'un dürüst ve güvenilirliği ayrı ayrı iyiydi. ama ben ideal bi dizi karakteri kocada hepsinin birden olmasını tercih ederdim. ama kızın yerinde olsam kimi seçerdim diye düşünürsem kesinlikle yeorim olurdu asdfghfgdfsd sun joon iyisin hoşsun ama senle evlenmek çok sıkıcı olurdu bebeyim.

    bu arada, geol ve yeorim'in best couple ödülü almasına ise ayrı yarıldım. ödül töreninin videosu var youtube'da. gülmekten öldüm izlerken. cidden fun made videoları izlerken laaaağn diyorsunuz ama dizide gay couple'dan ziyada pampa hissiyatı vermişlerdi bana.
  • güzel bir kdramadır. herkese göre iç akıtan dörtlü diye anlatılan kimseler, bana göre 3 kişidir. şu daemul isimli erkek kılığına girememiş kızdan hiç hoşlanmıyorum.

    gael oh(mon jae shin) çok tatlı, özellikle gülüşü. normalde kepçe kulaklı maymuş bir yüze sahip ama o müthiş saç kesimi ile başmaşka bir şey olmuş, saç tarzı gerçekten hayatı bir önem taşıyor. tipinizin kaderi doğru saç kesimidir'in en güzel örneği

    yeorim'i yerim bu kadan mı tatlı olunur? giydiği zevkli ve rengarenk kıyafetleri mi desem muzur gülüşlerini mi desem gael oh'a olan düşkünlüğünü mü bilemedim, çok sevimli çok fırlama. song joong ki'ye olan sempatimi zirveye çıkarmış bir karakter.

    başlarda moron olan noron kardeşimiz lee sun joon da çok iyiydi. kurbiş surat ve boğuk tenli olsa da izledikçe beğenmeyi bırak hafiften sevgi bile besliyorsunuz. park yoo-chun tarafından başarı ile canlandırılmış olsa da, kendisine olan sevgim rooftop prince isimli muazzam diziden sonra başlamıştır.