*

şükela:  tümü | bugün
  • bati toplumlarina göre islam'in ortodoks kolu. yenilikciler kim merak edilmektedir. (bkz: batinilik)
  • muaviye'nin kurduğu islam. tam adı ehli sünnet vel cemaat'tir.

    edit: zamanımın ötesinde 1. sıraya yerleşmiş bu entricik. açın bakın araştırın kardeşim siz cahilseniz bana ne. peygamber zamanında sünnet mi varmış? sünnetullah dururken sünnetinebi neymiş...
  • zannımca **tamamen modern batı düşüncesinin geniş islam tarihinden özenle seçip, güzel güzel süsleyip akademik dünyanın islam araştırmaları kısmını göbeğine koyduğu kavramdır. bu çerçeve dışında sünnilik, islami literatür içinde yani, önemsiz midir? değildir. merkezi bir rolü vardır fakat şu an medyada, akademisyen*lerin dilinde, her kürt-alevi tartışmasında ....vs dillendirilen sünnilik, bilinmeden söylenen alevi olmayan manasına aleviye zulmeden manasını da katarak kullanılan bir kavramdır sadece. içi boşaltılmaya, bir şekilde niyete alet edilmeye çalışılan ve gün geçtikçe de başarılı olunan bir kavramdır. hatta bence daha da ileri gidilip bu kavram için myth bilem diyebiliriz barthes abimizin tabiriyle. tamamen tarihinden koparılmış, tamamen kendi manasının dışına çekilmiş ama tüm tarihi kuşatırcasına kullanılan öyle ortaya karışık birşey.
  • sünnete uygunluk, kur'an'a ve hz. muhammed'in sünnetine göre davranmak... müslümanlığın aslı, ta kendisi..

    islâm ve onun tek ilâhi kaynağı olan kur'an, bize peygamber kanalıyla ulaştığı için, hz. muhammed'in "sünnet" olarak adlandırılan sözleri, hareketleri, davranışları, olaylara bakışı ve yorumu, dini hayatımızda çok önemli bir yer tutar.

    "sünnî" kelimesi, sünnete uygunluğu ifade eder. sondaki nisbet -î sinin aidiyet ifade ettiğini hepiniz bilirsiniz. bu durumda sünnete aykırı bir islâm"dan söz etmek, sünniliği tenkit ederek onun dışında bir inanca bağlanmak, herhalde doğru bir davranış olmaz.

    sünnilik bu haliyle gerçek islâm'ı temsil ettiğine, karşısında alternatif başka bir islâm modeli düşünmek elbetteki yanlış olur. zaten uygulamada da bunun yolu, islâm'ın yayılma döneminde farklı içtihatlarla ortaya çıkan, bizim daha çok "mezhep" diye bildiğimiz ve tanımladığımız görüşlere, yine "mezhep" görüntüsü altında karşı çıkan fırkalarla olmuştur.

    (bu arada, tam olarak bilmeyenler veya karıştıranlar için, hanefi, maliki, şafii ve hanbeli mezheplerinin hepsinin birden "sünnî mezhepler" olduğunun altını çizmemiz lazım.)

    içinde bulunduğu ortamı beğenmeyip terkeden ve yeni bir oluşum hazırlayanlar, hiçbir zaman "asıl" olamazlar ve aslın yerini de tutamazlar. hani piyasada çok görürsünüz: hakiki kebap, özbeöz kebap gibi... kebap zaten hakikidir ve özdür. adınızın başında "öz" "hakiki, "en" şeklinde takılar olsa da, siz ancak onun kopyasını yapmaya kalkarsınız.

    bu yüzden sünniliği "islâm'ın iki kolundan biri" diye de tarif edemeyiz. çünkü o aslıdır..

    kendini "farklı" bir islâm olarak yorumlayan mezhepler, "sünnet" düşmanlığı yapmak suretiyle de bir yanlışa imza atmışlardır. sünnilik, peygamberle başlayan bir islâm sürecinin devamıdır. sonradan ortaya çıkmış değildir. ne yazık ki sonradan ortaya çıkanlar, bazı düşmanca davranışlar dışında bir metot ve sistem de ortaya koyamamışlardır. bu da onların inandırıcılığını zedelemektedir.

    islâm'da zaten "mezhepçilik" şeklinde bir kavram, bir anlayış, bir uygulama yoktur, olamaz. islâm tarihinde gördüğümüz mezhepler ise, içtihat farklılığıyla ortaya çıkan görüşlerin peşinde koşanların birbirlerine karşı bağnaz davranışları yüzünden, ön plana çıkmış -hatta çıkarılmış- ve yanlış bir imaj uyandırılmıştır.

    peki her farklı görüş islâm mıdır? ya da hangi durumda hangi görüşü islâm'ın dışında sayacağız?

    elimizde elbette bunu sağlayacak kesin bir ölçme âleti yok. ama islâm'ın herkes tarafından bilinen umdeleriyle bağdaşmayan bir inanç ve uygulama sistemine de "islâm" demek her açıdan yanlış olur.

    şöyle anlatmak gerekirse, çektiğimiz bir fotokopi, aslına göre epeyce değer kaybetmiştir. eğer asıldan, çok sayıda fotokopi çekersek, her fotokopinin bazı bölümleri değer kaybetse de, büyük bir alan yine de aslıyla benzeşir. ama sürekli fotokopiden fotokopi çekersek, belli bi yerden sonra artık yazılar okunamaz, resimler tanınamaz hale gelir, o zaman da bu aslının yerini tutmaz değil mi?

    yine de kötü bir niyet taşımıyorsa, hiçbir görüşü "islâm dışı" olarak değerlendirip bir çatışma ortamı yaratmanın gereği yok diye düşünüyorum. zaten ne yaparsanız yapın, herkes kendi anlayışı ve algılayışı paralelinde bir inanca sahiptir.

    hiçbir inancın ve hiçbir görüşün diğerini kötüleyerek, mensuplarına küfrederek bir yere varamayız. eğer inancımızın bir fazileti varsa, onu tam olarak ortaya koyalım, yeter.
  • "bu işin doğrusu biziz, gerisi yalan" diyenlerin bir numaralı tercihi.
  • hz. muhammed'in mensup olmadığı şeydir.
    (bkz: hz. muhammed'in mezhepsiz olması)
  • peygamberin mensubu oldugunu iddia edenlerin icinde bulundugu mezhep.

    peygamberlerin mensup olduklari bir mezhep olmaz. peygamberlerin o dini ogretilerini yorumlayip kendi kurallarini o yorumlarla harmanlayan mezhepler olur.

    basit ornek : ben tatli diyorsam, sen sobiyet tarikati olursun, o baklava tarikati olur, ama hepsi tatlidir. sobiyet kalkip, gercek tatli benim diyemez.
  • din içinde din icat etme gayretleri sonucu ortaya çıkmıştır. bir diğeri şiadır. allah bunları ıslah etsin.
  • (bkz: ehl-i sünnet)