şükela:  tümü | bugün
  • birhan keskin’in y'ol kitabına başlayanları, ilk elden karşılayan acımasız ev sahibi.

    her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm, her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim. her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım. her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. her gün bir kez “neredeyim” diye sordum kendime. her gün bir kuzey kışı indi içime. her gün karşımda duran fotoğraflarına baktım. bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. belki de her şey. her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. minareleri her gün sabaha ezan sesleriyle ben açtım. her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm, her gün her şeyi anladığımı düşündüm. güvercinleri yolculadım. her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. gördüğüm her “cümle” bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. her gün bir taş parçası söktüm içimden. her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. her gün, gün bitiyor gece bitmiyor dedim. her gün işlerin beni avutmadığını gördüm. ayrılık günlerini sonradan niçin bir sisli perde gibi hatırlarız diye sordum.öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde. her gün sana içimden bir kez “sevgilim” diye seslendim. her gün sana bir kez “zalim” diye seslendim. her gün, yan yana oturup birbirine rikkatle bakan iki yaşlı kadını düşündüm. her gün o kadınların bu fotoğrafı yırtıldı dedim. her gün “ah” ettim bir kere, bir kere o ahı geri aldım. her gün “yol arkadaşım” dedim, kahırla kapladım sözlerimi. her gün acını tattım. her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm. her gün bir kilidi açmaya çalıştım. başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yer yüzünün diliyle seslenmiştim. çile nedir, günah ne? bana ne bunlardan. dünyanın merkezi sendin her gün ben senden uzayan uçsuz bucaksız bir kara. karrrrrrrrrrraaaaaaaaaa.
  • bir ahmet telli siiri;
    " sunu

    filler mezarlığında fil ölüleri
    ve belki birkaç da şiir bulursunuz
    ki o şiirler kendi ölümlerini sezen
    birer kuğuydular kuytu sularda "
  • (bkz: sunum)
    (bkz: prezantasyon)
  • bir nevzat çelik şiiridir.

    i

    güneşi hiç görmedim penceremde
    ne ay doğdu geceme ne bir yıldız
    hem sıkış sıkış hem çöl kadar ıssız
    beş yıldır bir şeyler soluyor içimde

    ii

    dal olsun diye kuşa uzattımdı kolumu
    omuzlarıma kadar ekmek ufaladımdı
    yanılıp da bir kez bile konmadı
    inip üç adımda bitirdim yolumu

    evet üç adımdabir tokat
    gibi çarptı yüzüme duvar
    dibine çöküp avuçlarımı açtım fakat
    hangisine sapsam ne çok yol var

    el eli çoğaltmayınca bir yerde
    uçurumlaşıyor avuç çizgisi de
    tek başıma yürüsem şimdi
    barbaros bulvarı'ndan beşiktaş'a
    bir vapura binsem ya da motora
    —kaptan dümen kır üsküdar'a—
    düşteki gibi ansısam birden
    koyun gibi yatırılıp kazınmış saçımla
    ayakkabısızlığım.. pantolonsuz bacaklarımla
    içinizde aykırı bir yaşamım ben
    ihbar polis filan.. güvertede tutuklanmadan
    balığın üstüne martının altına
    yarı yolda kaldırıp gövdemi atsam
    bulurdum kendimi ayaklarımın dibinde
    beş yıldır bir şeyler sürükleniyor içimde

    yıllarca mektupsuz kitapsız bırakıldım
    bir elimle yazdıklarımı
    okudum diğer elimle
    beş yıldır beş koca yıldır
    bir şeyler kopuyor içimde

    iii

    şortum ve şıpıdık tokyalarımla gördünüz
    beni haydarpaşa hastane girişinde beklerken
    güneş yanığı teninize renk renk giysilerinize bakarken
    uzun zincirlerle bağlı kollarımı süzdünüz

    imgeleminiz hemen de devindi
    —deli bu deli—
    yüzdeki buruşmadan
    duymasa da anlıyor insan
    biraz kötücül biraz acımaklı
    baktınız yüreğimi şaşırdım
    dürterek birbirinizi
    gizliden fısıldaştınız

    sıkıca kavranıp kollarımdan
    özenle geçirildim aranızdan
    —sizi mi koruyorlardı beni mi bilmem—
    çocuklarınızı kaparak çamurmuşum
    gibi sıçradınız iki yanıma
    ama soru sorandır çocuk-baba
    anne kim neden bu amca...
    bir çift dikenli tel yumağıydı gözlerim
    ağlayamadığımca ağladım yanıtınıza

    iv

    gün batınca çocuklar erkenden
    masallarını dinlemeden derin bir uykuya
    bir yunus dalıp çıkıyormuş gibi suya
    kalkıyorlar gözlerinde yıldız gülerken

    bendim öpen bendim silen
    anne diye üşüyen korkularını
    ellerimle şafak yangını yıldızları
    bendim gözlerine koyup giden

    sabah bir parça da anneler
    beni öpüyorsunuz
    bilmeden tadımı taşıyorsunuz
    günboyu sıcacık dudaklarınızda

    yaslandığınız ağaçta benim sırtım
    çiğniyorsunuz sokakta ayak izlerimi
    kokladıkça açan güzelim çiçeği
    ansıyın bir zaman yakama taktım

    geçerken kulaklarınıza uğultular geliyordur
    evet siz de vardınız taksim alanı'nda
    hepten unuttuğunuza inanmıyorum mutlaka
    omzunuzda omzumun sıcaklığı duruyordur

    v

    duysanız anlasanız bir kez beni
    böyle tek başıma geceleri
    çığlık çığlığa kalkmazdım
    ellerimin arasında kanayan alnımla
    çatlak bir duvar gibi bakmazdım

    bir elime ateş ötekine barut
    çizgi çizgi ben mi kazıdım
    değmesin diye bağlasa mıydım
    açlık ve ölümle yağarken bulut

    gençliğimi kakıp durmayın başıma
    bugünden yarına akardım
    bir bilseniz neler yaşadım
    yüzyıl bebek kalır yanımda

    vi

    asıldım yüreğinizin kapısına
    acıyı sevince bölerim
    su gibi yaprak gibi gülerim
    çıkmayın dokunmadan bana

    bir orman gibi yürüyüp elbet
    varacaksınız ortasına yolun
    ben yatarım bin müebbet
    siz çiçeklene-dallana durun

    ocak 1985
  • arif damar şiiri:

    sunu

    ille görmek için mi beklenir güzel günler
    beklemek de güzel * *
  • "güneşi hiç görmedim penceremde / ne ay doğdu geceme ne bir yıldız / hem sıkış sıkış hem çöl kadar ıssız / beş yıldır bir şeyler soluyor içimde / evet üç adımda bir tokat / gibi çarptı yüzüme duvar / dibine çöküp avuçlarımı açtım fakat / hangisine sapsam ne çok yol var"

    "beş yıldır bir şeyler soluyor içimde ..." diyerek bestelemiş edip akbayram... çok güzel olmuş...
  • ahmet erhan şiiri.

    bedenini bir dünya haritası gibi dizlerime
    serip de, yollar aradım yürümek için

    içime çekmek için hava, koklamak için çiçek
    ve bir kadın, yaşamı benimle bölüşecek

    sevdiğim şeyleri sevecek, bir incir ağacından
    damlayan süt dolarken memelerine

    çocuklar doğuracak, kara gözleri
    dünyaya bıkıp usanmadan sorular soran

    kendiyle yüzleşmekten çekinmeyen, doğayla
    ve insanla sonuna dek barışkın...

    yüzünü ak bir kitap gibi ellerime
    açıp da, umutlar aradım yaşama ilişkin

    uçurumların yamacında kök salacak ağaçlar
    boğulanlara uzanacak bir kol belki

    bunun için sevgilim, seninle başlattım bu şiiri.
  • araştırırken buldum ki ingilizcede offer'ın kurban anlamı da var. tarkovski'nin kurban yani offret filmi artık daha iyi yerine oturuyor. kurbanı biz türkçede hala korkulası kanlı bir şeyden ibaret olarak kullanıyor ve deneyimliyoruz. oysa türkçedeki sunu, ingilizcedeki offer, kendinden vermek, kendiliğinden ve minnetten vermek olarak başka oyluma sahipler. (offer'ın öneri anlamı ayrı bir tarafı.)

    (bkz: sunak), sunmak
    (bkz: sunuş), sunum
  • bir czeslaw milosz şiiri.

    sen, kurtaramadığım insan
    dinle beni.
    anlamaya çalış bu yalın sözleri, başka türlüsünü söyleyemediğim için.
    yemin ederim ki, söz büyücülüğü yok bende.
    bir bulut ya da ağaç gibi sesleniyorum sana.

    bana güç veren şey, ölümcül bir darbeydi senin için.
    birbirine karıştırdın kapanan bir çağla yeni bir çağın başlangıcını,
    nefretin esiniyle lirik güzelliği,
    gözü kararmış güçlü usta işi biçimi.

    sığ leh ırmaklarının koyağı işte burası. ve koca bir köprü uzanıyor
    beyaz sislere. parçalanmış bir kent bu
    ve ben seninle konuşurken
    martı çığlıklarını savuruyor mezarına rüzgâr.

    şiir nedir ki, ulusları ve insanları
    kurtaramıyorsa eğer?
    resmî yalanlarla dolu bir suç ortaklığı,
    biraz sonra boyunları vurulacak sarhoşların söylediği bir türkü,
    lisesi toy kızların okuma ödevleri.
    bilmeden iyi şiiri aramış olmam,
    şiirin tek amacını, biraz geç, anlamış olmam,
    bunda, yalnız bunda görüyorum kurtuluşumu.

    eskiden darı ya da gelincik tohumu serperlerdi mezarlara
    kuş kılığında dönecek ölüleri beslemek için.
    buraya bu kitabı bırakıyorum bir zamanlar yaşamış olan sana
    bizi bir daha aramayasın diye.

    çeviri: cevat çapan
  • (bkz: arz)