şükela:  tümü | bugün
  • din felsefenin kurtarıcısı, ateizmin fatihi, ulu hakan caner taslaman'ın kitaplarından gördükleri şeyleri kendince yeniden yazıp bir yere kaydeden, sonra aynı yazıyı sadece birkaç cümle değiştirerek sürekli paylaşan canlı birimi. sürekli ateistlerin felsefi-bilimsel yetersizliklerinden bahseder lakin kendisinin taslaman dışında bir birikimi olduğu meçhuldür. sürekli ateistleri provoke etmeye çalışır. bunlardan birine konuyla ilgili yabancı kaynakları okuyup okumadığını sorduğumda ingilizce bilmediğini söylemişti. ingilizce bilmemek ayıp değil ama literatür hakkında en ufak fikir sahibi olmadan kendinden bu kadar emin, bu kadar üstten bakan biri olmak büyük sıkıntı. ha bu taslaman'da da var gerçi. konuyla ilgili literatürün sadece işine gelen kısmını okuyan biri taslaman, gerisine bakma zahmeti bile göstermiyor, imam-cemaat ilişkisi demek ki.
  • taslaman’ın kendisinin sürekli william lane craig‘ten copy paste yaptığını düşünürsek çok da şaşırtmayandır (keza kendisi de craig’in işine gelen taraflarını alır)

    bu da bazen komik durumlara yol açıyor.

    en sevdiğim örnek

    taslamancı
    --- spoiler ---
    “2003 yılında 3 büyük kozmolog; sabit bir hızla genişleyen evrenin başlangıcı olduğunu söylemesiyle de, bu tez bilim dünyasında genel kabul görüyor ve yıllarca "maddenin ezeli ve ebedi olduğunu" savunan ateizm, ensesine şamarı yiyor
    --- spoiler—-

    bahsedilen 3 büyük kozmolog arvin borde, alan guth ve alexander vilenkin. onların 2003’te yazdığı makaleden bahsediyor. ama aslında makalenin böyle bir iddiası yok.

    peki niye taslamancı böyle söylüyor? çünkü taslaman’ın kitabında öyle yazıyor.
    peki taslaman’ın kitabında niye öyle yazıyor? çünkü william lane craig’in kitabında öyle yazıyor.

    --- spoiler ---
    …three leading cosmologists, arvin borde, alan guth, and alexander vilenkin, were able to prove that any universe which has, on average, been expanding throughout its history cannot be infinite in the past but must have a past space-time boundary.
    --- spoiler ---

    peki craig makaleyi yanlış anlamış ya da çarptırmış olabilir mi?
    borde, guth, and vilenkin’s past-finite universe
    alexander vilenkin’s model of cosmic origins
  • özellikle ahlak argümanı konusuna çok sinir bozucu olandır.

    normalde argüman şöyle
    p1: tanrı olmasaydı objektif ahlak kuralları olmazdı
    p2: objektif ahlak kuralları vardır
    c: tanrı vardır.

    normalde buna üç itiraz sunabiliriz.
    1) tanrı gerçekten objektif bir ahlak sunuyor mu? cuma namazının pazartesi sabah namazından daha bonuslu olmasının “tanrı’nın keyfi öyle istedi”nin haricinde sebebi ne?
    2) objektif ahlak kuralları gerçekten var mı?
    3) tanrısız objektif ahlak kurmak mümkün mü? (ilk akla gelen sistem sonuççuluk ve türevleri..yani iyi’yi “başkalarına fayda veren ve onlara zarar vermeyen, kötü’yü de başkalarına zarar veren ve onlara fayda vermeyen olarak tanımlarsak ne olur?)

    ancak diğer argümanlarda olduğu gibi “karşı tarafın bile savunmadığı, en absürt örnek üzerinden kendi argümanını doğrulamak” taktiği var. bu vakada “iyiyi kötüyü toplumsal normlar belirler”e çakılarak tanrı’nın varlığı ispatlanmaya çalışılıyor. ya da parça-bütün safsatasına dayanarak “atomlardan nasıl ahlak çıkartıyorsunuz” deniyor.

    peki niye böyle yapılıyor?
    çünkü caner’in kendisi de böyle yapıyor.
  • fast food'un fikirlere uyarlanmış hali sanırım. fast think. hazır fikri al, kullan, afiyet olsun. retweet ettiği konu ile ilgili özgün olarak söyleyecek tek bir şeyi olmayan(eleştiri ya da onaylama fark etmez) kişilerin yaptığı bir tutum.

    biraz düşünse de üstüne bir şey eklese, en azından, beyninde bir elektrik sinyali dolaşır, kalsiyum-potasyum bir deveran eder, beyin piyasaları canlanır.
  • bilmediği işlere çok kalkışangiller familyasına mensuptur. gündeme binaen; valla bu arkadaşlar bana ne ilahi buyruk teorisi ne metaetik tartışabilecek yeterlikte olarak görünmüyor. bu arkadaşlardan birkaç tane daha vardı eskiden, ne zamandır ortalarda yoklardı. dönüş yapıyorlar galiba.

    ilahi buyruk teorisi savunulamaz demiyorum. stephan evans'ın god and moral obligation'ını var, david baggett & jerry walls'un good god:the theistic foundations of morality'si var, biraz daha ünlülere gelirsek modified divine command theory'nin kurucusu robert merrihaw adams'ın finite and infinite goods'u var. bunlar benden kat kat zeki ve birikimli felsefecilerin geliştirdiği gayet işleyebilir teistik etik sistemleri. ha ben buna rağmen yine de ahlak için en makul account bunlardır demiyorum ve bunları eleştiriyorum.

    seküler olarak gerçekçi ahlak teorileri var mı? var. mesela david owen brink'in moral realism and the foundations of ethics'i, russ shafer-landau'nun moral realism a defence'i, michael huemer'ın ethical intuitionism'i, david enoch'un taking morality seriously'si, terence cuneo'nun the normative web'i, erik wielenberg'in robust ethics'i, robert audi'nin the good in the right'ı bu tür kapsamlı bir ahlaki teori geliştirmeye çalışan çalışmalar.

    hatta gerçekçi olunmasına bile gerek yok. hem objektif bir ahlakın olabileceğini reddeden hem de ahlaktan vazgeçmek zorunda olmadığımızı söyleyenler de var. mesela richard joyce the myth of morality'nin sonunda ahlaki kurgusalcılığı savunuyor, benzer şekilde jonas olson moral error theory kitabında benzer olarak moral conservatismi (bu bildiğimiz anlamda muhafazakarlıkla aynı şey değil) benimsediğini söylüyor.

    o da mı olmuyor? e intersubjektivist teoriler kısmen bu objektivite ihtiyacını karşılamaya yetmez mi? intersubjektivizm derken şunu kast ediyorum, rasyonal bireylerin tercihleri üzerinden kurulacak sözleşmeci ahlak sistemleri. jan narveson'ın jan sterba'yla tartıştığı is liberty and equality compatible kitabında öne sürdüğü ya da tim scanlon'ın what we owe to each other'ında kurduğu, ya da derek parfit'in on what matters'ta savunduğu farklı sözleşmecilik türlerinden biri neden normativite için yeterli olmasın?

    o kadar isim saydım döktüm, bunun nedeni felsefi geleneklerin ne kadar geniş ve zengin olduğunu göstermek. taslamancıların ilk kez yapıldığını düşündüğü eleştirilerle yüzlerce felsefeci zaten sürekli haşır neşir olmuş ve oluyor, fakat bu arkadaşlar bunlara bakma gereği bile hissetmiyor. ve okuduğum hiçbir, bakın hiçbir, felsefeci bu arkadaşlar kadar kesin konuşmuyor. çünkü biliyorlar kendi pozisyonlarının da her türlü eleştiriye tabi tutulabileceğini ve karşısındakilerin de çok zeki, birikimli insanlar olduğunu. dogmatizmini sikeyim birader, ne kadar tatava yapıyorsunuz yahu? felsefeyi kendinizi rasyonalize etmek için kullanmaktan vazgeçin, vazgeçmiyorsanız da doğru düzgün öğrenin.