şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • kendi düzenini kurduktan sonra en ufak bir yüksek ses'e dahi tahammül edememeye yol açar.
  • hayatımı kaydıran hede. annem ve babam sağ olsunlar birbirine hem sosyokültürel hem eğitim hem aile ya da aklınıza gelebilecek her türlü kriter açısından dünyanın en uyumsuz insanları olarak evlenmeye karar vermişler (ki o evlenme kısmı bile bombok, çok feci olaylar dönmüş) ve annem bana hamile kaldığında aldırmaya karar vermişler çünkü her ne kadar beyinleri tatile çıkmış olsa da doğacak bir çocuğun ikisi açısından da felaket olacağı ortada. ama bu mantıklı ve akıllı olma hali kısa sürmüş, annem beni düşürmek için olması gereken iğne yerine vitamin iğnesi vurdurmuş (komşuları olan emekli hemşire hanım gaza getirmiş - allah onu da.... neyse..)

    büyüme sürecimde şahit olduğum şeylere inanamazsın sözlük. ayrı ayrı sevdiğin insanların birer canavar yüzüne sahip olduğuna şahit olmak, bağdaştıramamak, ama en çok da korkmak, hep korkmak o kavgalardan - eşek kadar olsanız bile.

    tabi sağ olsunlar en pis kavgalarını ve ayrılıklarını benim üniversite sınavına giriş yılıma sakladılar. o dönem arkadaşlarımın aklında üniversite dışında başka hiç bir şey yokken benim için üniversite arada aklıma gelen bir olguydu. akşamları dershane çıkışlarında kız arkadaşlarımı yürüyerek eve bırakırdım sonra da yolu uzatarak eve dönerdim çünkü o eve dönmeyi asla istemezdim. daha kapıdan adım attığınız anda hissederdiniz o ağır ve gergin havayı. hatırlarım, eve yaklaşırken önce sokağa bakardım babamın arabası var mı diye. bir umut işte, halbuki babam akşamları bir yerlere takılmazdı, eve gelirdi. arabayı göremezsem bir umut babamın yaşam ve uyuma odası olan oturma odasının ışığına bakardım ve o ışığı yanar gördüğüm her seferinde kahretsin derdim.

    neyse çok uzatmayayım, üniversite sınavında tabi ki sıçtım, ikinci senemde abidik bir okulun gubidik bölümünü kazandım. o sıralarda ailevi olaylar tam gaz coştu, konu komşuya rezil olma safhasındaydık. bir gün kavgalarına müdahil oldum, babam evi terk etti falan. o sırada bir kızla tanıştım. aile ve arkadaşlık hayatım tam bir boşluktu, bütün iyi arkadaşlarım güzel güzel bölümler kazanıp il dışına gitmişlerdi. bu kız o sıralar sadece normal bir insan olduğu için bir anda bütün dertlerimden kurtuluş biletim gibi geldi. daha adam gibi tanımadan etmeden tutuldum ona. okulumu bitirmeden evlendik daha genç yaşta. yetiştiğim evde bulamadığım sevgi ve huzuru kendi evimde bulmak istedim ama olmadı tabi. cehennem azabım kaldığı yerden devam etti, çocuğumuzun da olmasıyla işler daha da karıştı ve ben artık resmen bir sevgi açlığı içindeydim. kimden ilgi gördüysem ona sığındım, hayatımın anlamı haline getirdim. bu durum tabi ki işleri daha da karmaşıklaştırdı.

    şu anda hayatıma baktığım zaman gördüğüm şey bir kör düğüm. çözülmez artık. eskinin yakışıklı, komik, atacan mizaçlı uzun boylu delikanlısından götü geçmiş bir bilge dede kaldı geriye. hepsinin temeline baktığımda ise o kavganın eksik olmadığı evi görüyorum. o huzursuzluğu ve benim kaçış çabamı.

    anneler babalar... anlaşamıyor olabilirsiniz, ama size iki altın kural söyleyeceğim bunu kulağınıza küpe diye takın:

    1-) ne olursa olsun çocuğunuzun önünde kavga etmeyin. açılan derin yara asla geçmiyor.
    2-) aranız kötü olsa bile çocuğunuza güler yüzlü olun ve çocuğunuzun önünde hep yan yana olun, çocuğunuz sizi anne ve baba olarak ayrı kişiler değil, ebeveynleri adı altında tek bir kişilik olarak görsün. bir çocuğu en çok yaralayacak şey anne ve babanın ayrılması - boşanması değil ama birbirilerinden nefret ediyor olmalarıdır. olabilir, nefret de edebilirsiniz ama karşınızdakine çocuğunuzun annesi / babası olarak saygı duyun ve onun karşısında her zaman beraber durun.
  • yukarıdaki arkadaşın dediği gibi yüksek sesle konuşan biri olduğunda içimi inanılmaz bir korku ve gerginlik kapsıyor. 35 yaşına geldim hala atamadım içimden. kimse yaşamasın böyle bir çocukluğu
  • yuksek sesle konusulmasina tahammulu kalmaz insanin.
  • "sizi anne babanıza benzetirler sevinemezsiniz."
  • hayata ezik ve yenik başlama sebebidir. anne ve babanın bitmeyen savaşının ortasında kalmak, çocukluk yaşayamamak ve şımarmanın ne olduğunu bilmeden büyümek demektir. öyle ki kavgasız yaşamak, kişinin kendi kuracağı ailede ilk koyduğu kural olur ve en ufak bi tartışmaya bile girmek istemez sonra konuşulmayanlar insanı şişirir ve yine onarılması güç yaralara ve dönüşü zor olan yollara girmeye sebep olur. böyle bi ailede büyümek mutlaka hasar bırakır.
  • en çok mutlu olduğum anda çıkan kavgalar beni yıparatırdı. mutlululuğumu bile yaşatmazlar, her şeye mutsuzca bakmaya başladım.

    edit:daha çok yazmak istiyorum ama kendimi şu an moralsiz hissediyorum. daha iyi hissettiğimde geri gelicem

    edit2: hayatta herkese fazlasıyla yük olduğumun farkındayım ama insanın kendi annesine yük olduğunu hissetmesi kadar zor olanı yokmuş
  • kişiyi, aileden ve kavga gürültüden uzaklaşabileceği ilk fırsatta evden koparır bu durum. devamında ise yalnızlığa ve sessizliğe o kadar alışacaktır ki diğer insanlarla olan ilişkileri sıfıra inecektir.
  • tutunacak bir dalınız, bir zihin eğlenceniz yoksa sosyopat, psikopat, ruh hastası, en hafif haliyle depresif bir yetişkin olmanıza sebep olacak durumdur. birbirini seven, birkaç küçük yüzeysel çatışma haricinde birbiriyle sorunu olmayan başka ebeveynleri gıpta ile izlersiniz.

    kendi evinizde ise taraf tutmak, tarafların arasını yumuşatmak, veya kimse size çatmasın diye hayalet modunda yaşamak zorundasınızdır. hanenizde huzur bulmamanıza bağlı olarak iç huzurunuz da yoktur.

    ben okumayla kurtuldum bu cendereden. -okumaktan kastım örgün öğretim değil, edebiyattır- okumayla ve yazmakla hayata tutundum. kimisi içkiyle tutunur, kimisi kumarla, kimisi kendini uçak moduna almakla, kimisi de kanla, cinayetle. ne olursa olsun kafada birkaç tahta hep eksik kalır.
  • hayatı sikilmiş bir insan olarak yetişmektir.