şükela:  tümü | bugün
  • büyümek ağır geldiyse demek.
    (bkz: biz büyüdük ve kirlendi dünya)
  • "malınız, mevkiniz, sevginiz, mutluluğunuz, dünyanız sizin olsun. bana çocukluğumdan, güneşli bir cumartesi sabahı, ailece yapılan bir kahvaltı verin yeter.

    çayım sulandırılıp soğutulmuş, ekmeğime bal sürülmüş olsun. ben haylazlıktan, konuşmaktan yemek yiyemeyim, annem ekmeği zorla tıkıştırsın ağzıma. babam müziği açmış olsun, abim benimle uğraşsın. aklıma bir tane bile ikiyüzlülük gelmesin, bilmeyim dünyanın kötü taraflarını." -çocukluğunu özleyen tuhaf tip.
  • yaşım itibariyle geçmiş deyince çocukluğum olduğu için içinde dahil olduğum tip.

    bunun sadece beklenti ile ilgili olduğunu düşünmüyorum. ben manevi önem vermeyi seven biriyim. kimi zaman çok saçma bir eşya bile benim için değerli olabilir çünkü bana geçmişimden bir şeyler hatırlatır, biraz da beni hatırlatır.

    çocukluğum da öyledir. saçma birçok olay yaşamışımdır, hatta çoğu zaman bu olaylar geldiğinde aklıma bayağı bir sinirlenirim o anki hareketlerim yüzünden ama yine o da benimdir. ben o dönemden bu döneme gelmişimdir. yine bana beni hatırlatır.

    gün geçtikçe, sorumluluklar arttıkça insan bazen o aptal hayatı da özlüyor. öyle ağır bir hayatım yok ama keşke demeden de duramıyorum. büyümek ağır geldi diyemem hala hedeflerim ve zamanım da var. ama gereksiz olduğunu bilsem de var öyle bir özlem.

    ilk entry'de yazılanın aksine gerçek olacağına/olmayacağına inandığım hayaller kurup bunlarla kendimi mutlu da edebilirim. ya da yaşadığım/yaşayacağım olaylarla kendimi mutlu edebilirim. sonrasında o geçmişimi hatırlayıp o moralimin içine de edebilirim. ruh hali mevzusu.

    kaybeden edebiyatını sevmem bu arada. insanların bana acımasından hoşlanmam. elime böyle bir şey geçmeyeceğini bilirim. gereksiz gelir bana.

    sonuç olarak birçok genelleme gibi yapılmaması gereken genellemedir. hiçbir insan aynı değilken psikolojik genelleme yapmak bana garip geliyor.
  • güzel olan bir şeyi özlediği için tuhaf ilan edilen tiptir.
    özgürsün, mutlusun, sorumlulukların az, geçim sıkıntısı nedir, gelecek kaygısı nedir, ütü yapmak nedir bilmiyorsun, ütü meselesi çok önemli mesela sırf bunun için bile özlenebilir neyse bencilsin biraz ama bunun için sana kızan yok, ağzından çıkan her kelimeye dikkat etmek zorunda değilsin, özgürsün ya uçurtman bulutlardan yüce. insanın bunları sevmesi çok doğal.
  • insanın masumiyet ve safiyet dolu olduğu yıllara olan özleminin, içinde bulunduğu ''en'' huzursuz ve/veya kirlenmiş bir ruha sahip olduğu ana denk geldiği kişidir. tuhaf değildir elbette, yalnızca farkındalığı artmış; pişmanlıkları tecrübeleriyle doğru orantılı çoğalmış, tatminsiz onlarca insan suretinden biridir. ki balzac, ''tılsımlı deri'' adlı romanında bunu çok güzel irdelemiştir. gerçeklik...
  • neden şaşırttığını anlamadığım tiptir.benimdir bu kişi.neden mi?
    çok güzel bir çocukluk yaşadım da ondan.her geçen günümü mutlu geçirdim.yalnızca çocuk olmanın bilincinde, başka hiçbir şey olmaya zorlanmadığım için.tek görevim okula gidip gelmek ve oyun oynamaktı.
    evin sitesinde bir sürü arkadaşım vardı,hepsi de iyi çocukları .aileleri derseniz sanki özenle seçilmişti.uygar,iyi,bilinçli ailelerdi.kimse öyle çok zengin,burjuva falan da değildi;orta halli,mutlu ailelerdi işte.

    baharın gelişine doğru sitenin bahçesine kendi ellerimizle fidan diker,üzerine ismimizin baş harfini kazırdık.koskocaman bir yıldızımız vardı,renk renk çiçekler açardı içinde.o bahçede çimlerin içinde az mı yuvarlandık,az mı dört yapraklı yonca aradık? salıncaklarımız vardı bir de,kim daha yükseğe çıkacak diye yarışırdık.bulutkarı ellerimizle yakalamaya uğraşırdık her gökyüzüne yükselişimizde.arka bahçede patates közlerdik.ah ne güzel gelirdi o isli patatesin tadı.dünyada hiçbir şeyin lezzeti yoktu onda.kış geldi mi bahçe bembeyaz karla kaplanırdı. sokak lambaları aydınlatırdı bahçemizi.sıkı sıkı giyinir soluksuz atardık dışarıya kendimizi .önce kardan adam yapar,sonra kartopu oynardık.en sonunda bir kurban bulur kara yatırırdık bir güzel yuvarlanırdık karların arasında.

    sitede hiçbir çocuğun doğumgünü atlanmaz,hepsine yalnızca çocukların davet edildiği,sınırsız oyun ve aburcuburun olduğu doğumgünleri yapılırdı.bunun için herkes seferber olurdu.maksat her çocuk mutlu olsundu.

    bir keresinde voleybola merak salmıştık.düşünüp taşındık nasıl ediniriz bu fileyi diye.kabaca bir maliyet hesabı yaparak tüm site sakinlerinin kapısını çalmıştık tek tek.onlar da sağolsunlar ellerinden geldiğince yardım etmişlerdi.nihayet bir filemiz ve iki direğimiz olmuştu.

    neden mi özlerim çocukluğumu? kardeşimi henüz kaybetmemiştim.o güzel anıların,o güzel anların hepsinde o da vardı.izledimiz çizgi filmlerde,pokemonda,power rangersta,şirinlerde,himende,okul anılarında,gülmekten yerlere yattığımız çocukça şakalarda ...köyde geçirdiğimiz huzurlu günlerde,sabah kahvaltısında annemin pişirdiği sıcacık ekmek kokusunda.

    hayatın gerçekleriyle,acıtan taraflarıyla tanışmamıştım.hep hayaller kurardım;sonsuz,ucubucağı olmayan ve bunların hepsinin gerçekleşeceğine inanırdım.ama büyüyor insan,gerçekleşmeyecek hayallerin yüzüne tokat gibi çarpmasıyla afallıyor.hayatın ondan istedikleri fazlalaşıyor,yaşadığı şeylerin ağırlığı altında eziliyor insan büyüdükçe.keşke hep çocuk kalsaydım.
    https://youtu.be/hreyua3wy0g
  • geçenlerde bir iztv belgeselinde denk geldik, küçük oğlumla izlerken. hadi belgesel filan dedik ya, ben sadece belgesel sanılmasın, diye açıklayayım, o elindeki ipad'te bir video izliyordu, ben ise survivor'da reklam arasında zaplıyordum diyeyim...

    adam bir şelale gibi bir yerde hem yüzüyor hem de suyunu içiyordu. üstelik türkiye'de. oğlum bunu gördü
    ıyyy dedi. zehirlenecek.

    o an dank etti kafama. tam olarak onun yaşındayken, yaz tatillerinde anneannemin köyüme gittiğim vakitler. dayımın atlarına binmeye tereddüt ettiğim, korktuğum, dayımın beni önüne alıp at ile dörtnala gittiğimiz, ayçiçeği tarlasından geçerken ayaklarıma ayçiçeği kafalarının yüzüme ise rüzgarın çarptığı anlar. benden iki yaş küçük olan kuzenimin bir diğer atla (ve yalnız) bize gülerek eşlik ettiği, benim bu durumdan gocunmadığım aksine mutlu olduğum anlar...bugün aynısını çocuğumla yaşamaya kalksam, şehirde kurulan suni bir çiftliğe gidip saatine bilmem kaç lira vermem gerekirken, bedava yaşadığım anlar.

    oğlum suyun yer altından en doğal haliyle çıktığını bilmiyor, ben onun yaşındayken, köyde atları otlatmaya götürdüğümde en az 5 farklı yerden kaynaklardan eğilip su içiyordum. kuzu kulağı yiyordum. kuzu kulağı yediğimi sanıp iğrenç tattaki bir bitkiyi tükürüyordum. karamık denilen böğürtlenleri tozlu tozlu mideye indiriyordum.

    evet çocukluğuna özlem duyan o tuhaf tip benim, (ve bunları da oğluma anlattıktan sonra ona da aynen dediğim gibi), bugün ya eline ipad verilecek teknolojiye sahip olacak bir çocukluk yaşayacaksın ya da köyünden kaynaklardan su içecek, yerin göğün dolu olduğu karamıkları ishal oluncaya kadar yiyeceksin deseler, düşünmeden ikincisini seçerim.
  • bazı korkularımdan kaynaklanan , beni kaybeden edebiyatı yapıyormuş gibi gösteren, içinde bulunduğum tiptir. ben de istemem bahsetmek, ama o ne bileyim "o allahın belası aralık akşamı" hiç çıkmıyorsa kafamdan , ne yazayım başka? gelecekten mi bahsetmeliyim ? şu andan mı? şu anları da geçmiş gibi anlatıyorum ki ben. yarım saat önce yaşadığım şey olsa da ben evvel zaman içinde anlatımıyla yazacağım. benim amacım zamanını belirtmemek, soyutlanmak zaten. yıllar öncesinin, veya daha geçen haftanın herhangi bir temmuz gecesi işte. dahasına ne lüzum var?
  • ben.