şükela:  tümü | bugün
  • en faydali, en ufuk acici online medya organlarindan biri olan vox'un taze calismasinin ele aldigi konudur.

    firehose of falsehood

    "guzel ama ingilicce"'ci arkadaslar icin kendimce eyyorlayayim izninizle.

    arastirma sirketi rand corporation, bir rapor hazirlayip, gunumuzde trend olan bir propaganda teknigine dikkat cekiyor. buna "firehose of falsehood" diyorlar. tam turkcesi icin yardim gerekebilir ama "yalan hortumu", "sahtecilik fiskirtmasi", "su veren itfaiyenin yalan fiskirtan hortumunun daday daday" gibi cevirebiliriz. propagandaci kisinin, insanlari kendi basina takip edebileceginden cok daha fazla yalan ile umursamazca bombardimana tutmasina deniyor. tanidik geldi mi?

    bazilarimiz, bu kisilerin deli oldugunu, kisilik bozuklugu, yorgunluk yasadigini dusunuyoruz ama rand'e gore bu bilincli olarak yapiliyor.

    neden surekli yalan ustune yalanla karsilasiyoruz ve bunlar son derece kolay sekilde aksi ispatlanabilecek, az bilgili bir insan tarafindan bile reddedilebilecek yalanlar oluyor? (bkz: bir gecede cahil kaldik)

    rapora gore, bu da bilincli oluyor. yani sadece yalan olmasi yeterli degil. cok acik bir yalan olmasi onemli ki provakasyon yaratilabilsin. kamuoyunda fikir ve algi olusturmada, acikca soylenen yalanlarin potansiyel etkisi cok ciddi.

    rand, bunu vladimir putin uzerinden ornekleyerek yapiyor. vox da hem putin'i hem de donald trump'i basrole koyup konuyu irdeliyor ve su sorulari soruyor: guclu bir lider nasil olur da besbelli yalanlardan fayda saglayabilir? yalan oldugu cok belli olan bir argumani neden defalarca tekrar etmekten cekinmez? ne, ismi dilinizin ucunda mi?

    oncelikle rus propagandasini ele aliyorlar. putin tarafindan yurutulen propagandanin 4 karakter ozelligi var:

    1- hacimce yuksek olmasi ve cok kanaldan yayinlanmasi. yani dominant bir meydan ve medya gucu.
    2- hizli, surekli ve tekrarlayan soylemler
    3- objektif gerceklige bagli olmayan
    4- tutarli olmayi amaclamayan

    hala mi tanidik gelmedi?

    ilk 2 madde, propaganda yapmanin genel kurallari zaten. insan bir seyi ne kadar fazla kaynaktan ve ne kadar yogun olarak duyarsa, ona o kadar inanmaya meyilli olan bir canli. bununla ilgili yapilmis tonla deney var.

    diger 2 maddeyse, sonuclari goruldugunde akli basinda insana sac bas yolduran cinsten. bahsedilen tarzdaki propaganda iceriginin cogunlugu, direkt yalan soyleme veya ozunde gercek olan bir seyi, cogunlukla demagoji ile saptirma uzerine (orn. harf degisti cahil kaldik). evet, harf degisti ama cahil mahil kalmadik.

    rand raporunda su ornegi veriyor: 2014 yilinda, rusya yapmayacagini soylemesine ragmen, arma ve rutbeleri cikarilmis rus askerleriyle ukrayna'yi isgal ediyor. gorunurde ne olduklari belli olmayan yesil kiyafetli bu rus askerlerine "little green men" (kucuk yesil adamlar) lakabi takiliyor. putin'e soruldugunda "onlar rus askeri degil, yerel savunma gucleri" diyor. putin burada sadece yalan soylemiyor, yalan oldugu besbelli olan bir seyi soyluyor ve sadece birkac hafta sonra baska bir roportaj sirasinda "tabii ki bizim askerlerimiz orada ve dogru hareketlerde bulunuyorlar" diyor. yani kusura bakmayin, yanlis soyledim, yanlis anlasildi, oyle demek istemedim, gavat demedim kavas dedim, cevirmenler kripto fetocuymus filan demiyor. sadece " tabii ki orada guclerimiz var" diyor.

    normal yetistirilen herkes, guvenilirligin durustlukten gectigini ve durustlugun her zaman kazanacagini ya da en azindan tersinin ispatlanamayacagi, ustunu kapatabileceginiz yalanlarin guvenilirligi fazla etkilemeyecegini dusunerek buyumustur. bahsedilen tarzdaki propagandada ise inanilirligin hicbir onemi yoktur. guclu olmak guvenilir olmaktan her zaman daha onemlidir. ya da soyle soyleyeyim: surekli olarak acik yalanlari soylem edinmek, insanlari ikna etmeyi amaclamaz, guc kazanmayi amaclar. yani, putin cikip "biz krim'a girmedik" veya iste baskasi cikip "kani bozuklar osmanli'ya darbe yapip cumhuriyet'i kurdular", "cumhuriyet'in elitleri halki sefil birakti", "biz teroristlerle masaya oturmadik" filan gibi seyler soylenirken sadece yalan soylenmiyor. aslinda bilinc altindan, gercegin onlari baski altina alip, kisitlayamayacagi, bu gucte olduklari algisini yaratiyorlar. her seye, gercek oldugu cok belli olan seylere bile meydan okunabilecegini gosteriyorlar.

    izlerken kamusal mizah'in su 2 skeci aklima geldi:

    cemaat de isin icinde

    basin da isin icinde

    konuya donersek, aslinda olay guc gostermek ve domine etmek. yani sunu diyor: evet, benim soyledigim seyin yalan ve alakasiz oldugunu bildigini biliyorum ama bu umrumda degil ve istedigimi soylerim. istedigimi soyleme hakkina sahibim. buna saygi duyacaksin.

    ulkeye yeni gelen her sey gibi, bu trendi de hukuksuzluk ve yolsuzlukla ilgili sikintilar yasayan turkiye'ye sokanlar mali goturmustur. cunku birinin soyledigi seyin yalan oldugunu, hele ki cok acik bir yalan oldugunu bilirsek ne yapariz? gercekligini kontrol edip yuzune vururuz ama goruyoruz ki, bunun hicbir yarari olmuyor ve kendini cok akilli sanan muhalif insanlar, aslinda cok basit arastirmalar yapip "bakin bakin gercegi buldum, ben cok bilgili ve akilliyim, o da gerizekali, deli, manyak, yalanci" diye olaya sazan gibi atlayip asil mantigi, yanginin kaynagini atliyor. devamli haliya iseyen biri var ve sen haliyi temizleyerek problemi bertaraf edebilecegini saniyorsun. fakat bu dogru-yalanla ugrasmak, soylemleri devamli olarak yalanlamaya calismak, sadece kucuk dusmeye ve guc kaybetmeye sebep oluyor.

    yine verilen guzel bir ornek: biri senin elini tutarak yine senin yuzunuze vuruyor ve "neden kendine vuruyorsun" diye soruyor. kendine vurmadigini, onun senin elini tutup yine senin yuzune carparak zarar verdigini ispatlamaya calisman aslinda sana daha cok zarar veren bir sey oluyor. asil yapman gereken o eli alip o adamin gotune sokmaktir. yillardir iyi bir insan gorunumunde olmasina ragmen, kilicdaroglu'nun ve etrafindaki insanlarin ne kadar ise yaramaz siyasetciler oldugunu daha guzel anlatacak bir calismaya rastlamadim. umarim, kilicdar fanlari biraz olsun durumun farkina varirlar.

    yalanlarin yalan oldugunu ispatladigimizda ne oluyor? birinci senaryoda, kendi kendimize goy goy yaparak zaten bilincli olana belli olani gosteriyoruz. disini duzenli olarak fircalayan birine "dis fircalamak yararlidir" diyoruz. ikinci senaryoda, bir sekilde karsi tarafa ulasirsak da icinden cikilmaz bir tartismada buluyoruz kendimizi. ne zaman soylenen yalanlar ortaya cikarilsa veya yanlislarlar ortaya dokulse, karsiliginda arguman degil, saldiri ve hakaretle karsilasiliyor. ornegin, "suraya su projeyi yapmayin! israftir, dogaya zarardir"a karsilik verilen cevaplar "sus, vatan haini!", "bize israfci diyen kallestir, serefsizdir" tadinda oluyor ve ustune baska yalanlar da eklenip mesele karman corman ediliyor ve bu her seferinde isliyor. en sonunda da, bu yontemlerin ise yaramadigini goren, ustuste hezimete ugrayan dogrucular, bikmaya, vazgecmeye basliyorlar.

    bir kez daha bahsetmekte fayda var. yalan bombardimani, gercek olmayan seylerin gercek olduklarina dair bir ikna cabasi degildir. gercek olaylara ve gercekligin ta kendisine guc gosterisiyle, daha cok guc kazanmak adina meydan okumaktir. bu yuzden gerceklikle, yorumsal ifadeler devamli olarak birbirine karistirilir. gelip "kabatas'ta deri pantolonlu, uzerleri ciplak adamlar kadina saldirdi" diyen birine, "hayir bak kamera goruntuleri var, dedigin dogru degil" dediginizde alacaginiz en ilimli cevap "o senin gorusun, bu benim gorusum. senden farkli dusunmeme saygi gostermek zorundasin"dir. ortada yorumsal bir sey olmamasina ragmen, sanki varmis gibi yapilir ve tartisma karmasiklastirilir. "sen yalan oldugunu soyluyorsun, ben sana alternatif gercekleri sunuyorum" veya "bakis acim farkli" gibi sanki konu perspektife mahal veriyormuscasina yaklasimlar bu sebepledir. halbuki, gercekler gerceklerdir.

    bunun calismasindaki dinamigin altinda destekcilere verilen su mesaj vardir: kimse guvenilir degildir. herkes kendi menfaati, stratejik cikarlari dogrultusunda yol alir. o yuzden cok sey etmeyin, beni takip edin. biz kazanacagiz.

    yine trump'dan verilen ornek, "gordugunuz veya okudugunuz hicbir sey aslinda o sekilde olmuyor. sadece bize guvenin." "en iyi biz biliriz" tadindaki aciklamalara delilik, ego, kibir filan diyebiliriz ama bunlar aslinda taktigin kurallari.

    yani, ozet sekilde toparlarsak, gerceklik aslinda gerceklik degildir. gerceklik dogru soyleyenle, yalan soyleyenin savasindan cikan sonuc degil, alinan pozisyonlarin mucadelesinden ortaya cikandir. alinan pozisyonlar sonucunda guclu olup, galip gelen gerceklige sahip olur.
  • dikkate değer bir konu. sadece entryi değil kaynakları da iyice gözden geçirdikten sonra bu yazdığımı düzenleyeceğim. ancak gözden kaçmamalı.

    zira günümüzde siyasetçilerin sürekli ve sistemli olarak yalan söylemelerinin bilinçli bir strateji olduğunu zaten düşünüyordum. ancak bu tarz bir araştırmaya denk gelmemiştim daha önce.
  • türkiyede işe yarayandır. aksi olsa son 16 yılımız farklı olabilirdi.
  • trabzon'un yomra ilcesi için

    (bkz: ibrahim sağıroğlu)

    haber bu ;

    http://m.hurriyet.com.tr/…athanesi-yapilac-40940578
  • (bkz: bir kaynak olarak vox)

    ironi kasmışlar.
  • (bkz: eric cartman)

    (bkz: south park)
  • işe yarıyor. etik olarak sıfır ama mantıklı.
    etik olarak kendinize yakıştırabiliyorsanız şayet sürekli inanan kerizler olduğu sürece sürekli yalan söylemek bence çok mantıklı. salaklar inanır sen yaşarsın.
  • günümüzde büyük küçük, yetkili yetkisiz, ünlü ünsüz, politikacı sıradan vatandaş.... demeden hemen herkesin yaptığı şey.

    sadece propaganda amaçlı değil, gündelik hayatın her alanında (mesela instagramda mutlu pozlarla dolu boş beleş bir profilde) var bu sürekli yalan, çarpıtma, abartma, göz boyama taktiği. gün geçtikçe insanlar igrenclesiyor.