şükela:  tümü | bugün
  • öylesine yaşlıydı ki ağaçlar...
    gölgesinde sereserpe uzanan mezar taşlarının ve vaktinden önce ölmüşlerin acısını çıkarır gibi. taş boyu uzamış ve bir ömrü bitirdiği için sararmış, ancak yatacak bir mezar bulamadığı için ayakta tutunmaya çalışan sarı otlar. yorgunluktan bir kısmı yana yatmış ve mürekkebi silindiği için kimliksiz kalmış mezar taşları.
    hüzne ve düşüncelere sevk eden bu mezarlık, mevsim geçişleri gibi emmişti tüm enerjimi. yoruldum bir anda. tüm ölmüşler, sanki bütün dertlerini ölmeden önce bana emanet etmiş gibi.
    karşısında bir su çeşmesi...
    durmadan akan, herhangi bir musluğu bulunmayan çeşme. öylesine akıyor, sanki dünyanın yüzde yetmişbeşini o çeşmeden akan sular oluşturuyor. öyle mantıksız, öyle fütursuzca. önünde uzun ve mezarlıktaki ağaçlar kadar yaşlı bir yalak. tek amacı hayvanların şu içmesini sağlamak yada köy çocuklarının, hemen yanı başındaki söğütten bir dal koparıp, onu gıdıklamasını sağlamak.
    dibinde bir ağaç...
    kökleri tüm yer küreyi sarmış. hani olmasa, bütün topraklar kutuplardan dökülecek. sanki bütün dallarıyla dünyaya gölge edecek, bütün dunya çocuklarına salıncak kuracak.
    bir çocuktum...
    sürgülü eşikte sallaniyordum. eşiği bir geçiyor, bir geri dönüyordum. ıp koptu, eşiğin çocukluk boyutunu geçtim. düştüğüm yerde büyüdüm. ve o gündür hiç gülmedim.
    sürgülü eşikten geri asla dönemedim.