şükela:  tümü | bugün
  • her ne kadar varlıkları kayıtlarda pek geçmese de var olan kürtlerdir. ki oluşturdukları nüfus suriye nüfusunun %10-15 lik kısmını oluşturmakta. türkiye sınırı boyunca, serxet, binxet boyunca simetrik bir şekilde dağıldıkları söylenebilir. ki ağırlıklı olarak qamişlo, amûdê, tirbê spî, hesîçê, serê kanîyê[res el ayn, ceylanpınar] kobanî ve efrîn in şehirleri ve çevresine dağılmışlardır. dediğim gibi genel olarak ortadaki hudud boyunca simetrik bir şekilde dağılmışlardır. en doğuda nusaybin in tam karşısına kurulmuş qamişlo suriye deki kürtler için hem politik, hem tarihi açından en önemli şehir konumunda. ki şehir de önemli bir süryani ve ermeni ve bir miktar arap nüfusu da olmasına rağmen şehrin lingua franca sı kürtçe. şehirde botan kurmanci si ile konuşulduğu söylenebilir. lakin ilginçtir burda arapça etkisinden mi bilmiyorum, diğer yörelerde normal a olarak seslendirilen "a" lar "ä" gibi bir hal almakta. örneğin "zanim" derken "zänim" gibi bir şey oluyor, ki a birazcık "e" ye doğru çekiliyor. nedenini bilemiyorum, dediğim gibi arapça nın etkisi olabilir. qamişlo yakınlarındaki amûdê ve tirbêspî, serê kanî[res el ayn] de önemli kürt nüfusu barındırmakta. suruç un karşısında yer alan kobanî de kürtlerin yerleşik olduğu diğer önemli bir bölge. daha batıda ise efrîn şehri ve çevresi kuzeydeki kilis-ıslahiye kürtçesinin hemen hemen tıpatıp aynısını konuşmakta. sayma sistemi 10 ila 20 arasında kuzeydeki gibi deh û yek(11), deh û du(12) şeklinde gitmekte(daha doğu da, yanzdeh, duwanzdeh, sêzdeh). ilginçtir yine kuzeydekine benzer bir şekilde kimi türkçe kelimelerin kullanılması ilginç[örneğin duyduğum dorxi(doğru), gêndi(kendi)] geldi bana. ki melodik olarak konuştukları kurmancinin kulağa hoş geldiğini de belirtmek lazım. bu şehirlerde ne kadar kürdün yaşadığını bırakın, şehirlerin nüfusunu dahi kime sorduysam öğrenemedim. qamışlo kaç kişdir, kaç kişi yaşar, efrîn în nüfusu nedir sorularının cevabı genel olarak "çok" oluyor.

    suriye kürtlerinin suriyedeki durumu kürtlerin yaşadığı dört ülkedekiler içindeki en kötüsü olduğu söylenebilir. kürtlerin varlığı kabul edilse de bu kabulün yasal hiçbir karşılığı yok. olanlarda da dünya da pek benzerinin kalmadığı bir muamele söz konusu. 1962 de suriye nin yöneticileri kürtlerin kuzeyden gelerek qamışlo ve çevresinde kürt nüfusunu yoğunlaştırmaya çalıştıklarını iddia edip burada bir nüfus tespiti yoluna gidip 1945 ten önce burda yaşadığını ıspatlayamanlar vatandaşlık vermedi. ki bu nüfus o zaman 120 bin kişilik bir kürt nüfusunu kapsıyordu. bugün hala 200 bin civarı kürdün dünyanın herhangi bir ülkesi ile vatandaşlık bağı yok.
    http://www.hrw.org/legacy/reports/1996/syria.htm

    ki o bölge ile ilgili suriye nin tutumu bununla da sınırlı kalmadı. ceylanpınar dan başlayarak turkiye ve ırak sınırı boyunca arap nüfusu getirilerek buradaki kürtler ile diğer kürtlerin arasına bir insan bariyeri oluşturulmaya çalışıldı. kimliği olmayan kürtlerin dışındaki kürtler in de durumunun pek iyi olduğu söylenemez. kürtlüğü çağrıştıran herhangi bir şey suriye hükümetince hemen bastırılmakta veya cezalandırılmakta. halep de odacıların, garsonların[ya da benim rastladıklarımın hemen hepsinin] ya qamişlo lu ya da efrîn li kürt olması ekonomik konumları hakkında bir fikir veriyor. yine de tüm bu olumsuzluklara rağmen kürtlerin politik ve kültürel hareketlerine 1960 lara kadar önemli bir ivme merkezi olmuş ve ehmed huseyni, ciwan haco, abbas ahmed, xero abbas, mihemed şêxo, helîm yusiv gibi önemli figürleri hayatımıza kazandırmışlardır.
  • ayşe hür 19 haziran 2011 tarihli taraf gazetesinde hakkında bir yazı kaleme almıştır.

    ===alıntı===

    suriye kürtlerinin hali nicedir

    suriye’de beşar esad liderliğindeki 50 yıllık baas diktatörlüğünün ayakta kalmak için başvurduğu gaddar yöntemler, türkiye kamuoyunda büyük rahatsızlık yarattı. ama bazı kesimler, insani kaygılardan çok siyasi kaygılarla suriye’ye ilgi gösteriyor. ortadoğu coğrafyasında yaşayan halkların müstebit yöneticilerini devirmeyi akıl edemeyeceğini düşünen bazı strateji uzmanlarının (ki ben onlara “yerli oryantalistler” diyorum), suriye kürtlerinin, “suriye’yi bölmek isteyen dış güçlerin işbirlikçisi” oldukları şeklindeki propagandası pek çok kişiyi etkilemişe benziyor. bu çevrelere göre, irak zaten bölündü, suriye de bölündükten sonra sıra türkiye’ye gelecek ve bu ülkelerden kopan kürtler birleşip bağımsız bir kürt devleti kuracaklar. o halde, gelin bu hafta suriye kürtlerinin tarihçesine göz atalım ve böyle bir tehlike var mı kendimiz karar verelim.

    selahaddin eyyübi’nin vatanı
    bugün 20 milyonluk suriye nüfusunun yüzde 8 veya 10’nun yani 1,6-2 milyonunun kürt olduğu sanılıyor. sanılıyor diyorum çünkü suriye’de nüfus sayımları ya yapılmıyor ya da sonuçları açıklanmıyor. bir iki yezidi aşireti dışında, suriye’deki kürtlerin hepsi sünni, dilleri ise kürtçenin kurmanci lehçesi.
    kürtler suriye’de ağırlıklı olarak şam ve halep civarında; hatay’ın güneyindeki kayalık cebel-ekrad (kürt dağı) bölgesinde ve nusaybin’in güneyindeki cezire bölgesinde yaşıyor. şam, selahaddin eyyübi’nin ve nakşibendî kürt evliyası mevlana halit’in mezarlarının bulunması nedeniyle sünni kürtler için her zaman önemli bir merkezdi. bu yüzden de şam’da ortaçağlardan beri büyükçe bir kürt cemaati yaşıyordu. bunlara 19. yüzyılda, mekke’ye giden hac yolunun korunması için osmanlı idaresi tarafından anadolu’dan ve irak’tan göçertilen kürt aşiretleri de eklenmişti.

    fransızların cezire’si
    cebel ekrad bölgesinin ahalisi, yüzlerce yıldır bölgede yaşayan ve ağırlıklı olarak tarımla uğraşan yerleşik kürt aşiretleri. cezire’deki kürtler ise, kökleri türkiye kürdistanı’nda olan milli ve miran aşiretleri ile 1925 şeyh said isyanı sonrasında türkiye’den göç etmek zorunda kalanlar. türkiye’yi en çok ilgilendiren grup cezire’dekiler.
    birinci dünya savaşı sırasında, şam ve halep gibi önemli şehirlerdeki kürt milliyetçileri urfa, siverek, mardin ve cezire’deki kürt milliyetçileri ile yakın ilişki içindeydiler. ancak şamlı liderlerin abd başkanı w. wilson’un 14 ilkesi’ne atıfta bulanarak kürtleri bağımsızlık için mücadeleye çağırması çok yankı bulmadı çünkü hem suriye’deki gerilimin şiddeti düşüktü hem de suriyeli kürtler, iranlı ya da türkiyeli kürtler gibi güçlü liderler çıkaramamışlardı. 1921 şubatında mustafa kemal’in güçleri orta fırat’ın üst bölgesindeki der zor’u almak istediğinde suriyeli kürtler türklere karşı fransızlarla işbirliği yaptılar. fransızlar da, arap milliyetçiliğini zayıflatmak için, azınlık gruplarını, dolayısıyla da kürtleri desteklediler. ankara hükümetiyle 20 ekim 1921’de imzalanan franklin-bouillon anlaşması’yla fransızlar kilikya (adana havalisi) ve öteki türk bölgelerinden çekilince fransız mandası altındaki suriye’de yaşayan kürtler ile kemalist türkiye’deki kürtlerin arasına bir de sınır hattı girdi.

    hoybun’un çalışmaları
    bu iki grubu birleştiren, 1925 baharında yaşanan şeyh said isyanı’nın türk ordusu tarafından sert bir biçimde bastırılmasından sonra ilan edilen 1925 şark islahat planı oldu. plan uyarınca isyana destek verdiğinden şüphelenilen kürt aristokratlar, dinî liderler ve siyasi eylemciler iran, irak ve suriye gibi ülkelere gönderildiler. 1927’de sürgünün çapı daha da genişletildi. böylece, sayıları yaklaşık 20-25 bin civarında olduğu sanılan bu gruplar (aralarında ermeniler, keldaniler ve süryaniler de vardı) ağırlıklı olarak cezire bölgesine yerleştiler.
    cezire’deki gruplarla, şam ve halep gibi merkezlerdeki milliyetçi çevreleri biraraya getiren, 1927 yılında beyrut’ta kurulan hoybun cemiyeti oldu. hoybun’un kurucuları arasında eski kürdistan teali cemiyeti’nin üyeleri, palulu şeyh said’in çocukları, 19. yüzyılın ilk yarısında osmanlı yönetimine başkaldıran botan emiri bedir han bey’in torunları (celadet, kamuran ve süreyya bedir han), cemilpaşazadeler gibi önemli kürt ailelerinin çocukları ve ermeni taşnak partisi’nin üyeleri vardı. hoybun propagandasının ana teması, kürtlerle ermenilerin aynı kökten geldiği, sadece dinlerinin farklı olduğuydu.

    kültürel uyanış hamlesi
    hoybun 1927-1930 arasında ağrı dağı’nda yaşanan olaylara damgasını vurdu ama suriye’de pek etkili olamadı. nitekim şam’daki arap milliyetçilerinin baskısı ile 1928’de oluşturulan suriye kurucu meclisi’nde yer alan beş kürt milletvekilinin 1929 yılında dile getirdiği idari özerklik talebi fransızlar tarafından “kürtler aleviler ve dürzîler gibi bir dinsel azınlık oluşturmadıkları ve belirli bir bölgede yoğunlaşmadıkları” gerekçesiyle reddedildiğinde kürtlerin yoğun olduğu yerlerde, kürtçenin resmî dil olarak tanınması ve kürtçenin eğitim dili olması talebiyle yetinilmişti. fransızlar bu talebi desteklemişler, ancak bu sefer de kürtçe eğitim için yeterli materyal ve kadro olmadığı için karar hayata geçirilememişti.
    bunun üzerine suriye’deki kürt liderler, siyasi hedefleri ikinci plana atarak ağırlığı kültürel uyanışa verdiler. örneğin 1932-1943 arasında celadet bedir han bey tarafından şam’da yayımlanan kürtçe (kurmançi) hawar dergisi, kürt halk edebiyatında bir yeniden doğuşu desteklemeyi ve kürtçe öğretim materyalleri üretmeyi amaçlıyordu. hawar, kürt kültürel mirasının, kürtçe eğitimin ve kürt dilinin önemine vurgu yapmasıyla açık bir milliyetçi eğilime sahipti. nitekim kürdistan’ın tümünde etkili olmakla kalmadı; suriye’deki kürt toplumunun çeşitli katmanları arasında, kürt ileri gelenleri, entelektüeller, meslek sahipleri ve daha önemlisi kent ve aşiret elitleri arasında diyalog kanallarının açılmasına katkıda bulundu. bu yumuşak tutum sonucu olsa gerek, 1933’te bazı kürtler hama’daki askerî okula kabul edildiler. bu tarihten itibaren her yıl cezire’den bir kürt öğrenciye burs verildi. daha sonra, fransızlar, şam’daki arap yüksek öğretim enstitüsü’nde kürt dili kursu açılmasını desteklediler ve fransız yetkililer için kürtçe kursu açtılar.

    cezire’de gerginlik
    suriye’de fransız mandası’nı sonlandıran 1936 tarihli fransa-suriye sözleşmesi’nden ikinci dünya savaşı’nın patlak verdiği 1939 arasındaki dönemde suriye siyasetine radikal arap milliyetçiliği damgasını vurdu. bu yıllarda arap-kürt gerginliğinin kaderinin belirlendiği bölge cezire oldu.
    o yıllarda cezire’nin haseka kazası’nda (yaklaşık) 43.400, kamışlı kazası’nda 51.200 ve dicle kazası’nda 16.700 kişi yaşıyordu. kürtler kamışlı ve dicle kazalarında çoğunluğu oluştururken (sırasıyla yüzde 73 ve yüzde 75), haseka’da araplar toplam nüfusun yüzde 63’ünü oluşturuyordu. cezire’deki toplam nüfusunun yüzde 86’sı sünni, yüzde 12’si hıristiyan ve geri kalanı da yahudi ve yezidi idi. ancak, hıristiyanlar bölgedeki kent nüfusunun yüzde 71’ini oluşturuyordu.
    kürtlerin üçte biri, heverkanlı haco ağa, milli konfederasyonu’ndan mahmud bey ve kamışlı’nın hıristiyan kumandanı michel dome’un başını çektiği kürt-hıristiyan ittifakını destekliyordu. bu ittifak, kürtlerin fransızların koruması altında ama özerk şekilde yönetilmesini talep ederken, kürtlerin üçte ikisi, bedevi şamar aşireti’nin şefi daham el-hadi’nin başını çektiği ittifakı destekliyordu. bu ittifak ise, şam merkezli arap milliyetçiliğinin sözcülüğünü yapıyordu.

    1936-1937 katliamları
    etnik-dinsel gerilimlerin zirveye çıktığı şubat 1936- eylül 1937 arasında haseka, amuda ve kamışlı’da çok sayıda hıristiyan’ın öldürülmesi ile sonuçlanan büyük karışıklıklar sırasında kürtlerin büyük çoğunluğu arapların yanında yer aldılar. hikâyesini aşağıda okuyacağınız kürt milliyetçisi heverkanlı haco ağa ise, 1937’de kısa süreliğine de olsa türkiye’ye bağlanmayı düşünmekle birlikte 1938’de fransız yüksek komiserliği’ne başvurarak tam özerklik talebinde bulundu. sonunda, fransız yüksek komiseri cezire için özel bir rejim vaat ederek karışıklıkları bastırdı ve 1939’da bölgeyi doğrudan fransa’nın denetimine verdi. bu tarihten itibaren kürtler ağır vergilere tabi tutuldular, yerel yönetimlerden dışlandılar.

    kürtler arapları destekliyor
    bu statü ikinci dünya savaşı yıllarında aynen devam etti. savaştan sonra fransa, ingilizlerin zorlamasıyla suriye’den tamamen çekildi ve suriye bağımsızlığına kavuştu. kürtlerin büyük bir çoğunluğu yeni milliyetçi hükümeti şevkle destekledi. kürt bağımsızlığını savunmak şam’daki bir avuç kişiye (bedir han ailesinin fertlerine) kalmıştı.
    savaş sonrasında, suriye’de birbiri ardına gelen askerî darbelerin bir kısmına, 1933’ten beri orduya alınan kürt subaylar öncülük etti. ancak bunların tümü (örneğin edip şişikli) araplaşmış kürtlerdi. buna rağmen, şişikli’nin 1954’te devrilmesinden sonra araplarda kürt antipatisi belirginleşmeye başladı. ordudan kürt kökenli subaylar tasfiye edildiler. 1958’de suriye ile mısır, birleşik arap cumhuriyeti (bac) adı altında birleşirken, arap milliyetçiliği zirveye çıktı ve kürtçe yayınlar resmen yasaklandı. bac’ın 1961’de yıkılmasından sonra kurulan suriye arap cumhuriyeti (sac) ise kürtleri daha da dışladı.

    ajanip” ve “muktamin
    özellikle tarıma elverişli alanları yüzünden 1945’ten itibaren komşu ülkelerden gelen yoksul ve eğitimsiz kürtlerin akınına uğrayan cezire bölgesi milliyetçi hükümetin gözünde çıbanbaşıydı. gerçekten de 1954 ile 1961 arasında bölgenin kürt nüfusu 240 binden 340 bine çıkmıştı. bunun üzerine hükümet 1962’de sadece cezire’yi kapsayan bir nüfus sayımı yaptı ve suriye’ye 1954’ten önce geldiğini kanıtlayamayan 200 bin kürt’ü “ajanib” (yabancı) veya “maktumin” (kaçak göçmen) diye niteleyerek vatandaşlıktan çıkardı. vatandaşlığını kaybedenler arasında suriye’de doğup büyümüş pek çok ünlü (şair, politikacı, asker) de vardı.

    baas politikaları
    1963’te iktidara el koyan baas partisi, suriye’deki kürtlerin özgürlük alanını iyice daralttı. partinin sloganı “cezire’yi ikinci bir israil olmaktan kurtarın” idi. baas’çılar, 1948’de israil adına bölgedeki kürtleri örgütlemeye çalışan ali bedir han bey olayının da etkisiyle kürtleri potansiyel israil ajanı olarak görüyorlardı. (ali bedir han bey, 1951’de golan’daki çiftliğinde esrarengiz biçimde ölü bulunmuştu. olayın arkasında suriye istihbaratı’nın olduğu söylenmişti.)
    baas’ın bölgeye atadığı emniyet müdürü muhammed hilal’in şu satırları, gayet tanıdık bir zihniyete işaret ediyor: “kürt meselesi, kürtlerin artık örgütlenmeye başladıkları günümüzde, yalnız arap ulusunun vücudunda gelişen habis bir urdur. bunun tek ilacı onları kesip atmaktır.”
    hilal’in kürt meselesi’ni halletmek için önerdiği yollar ise türkiye’deki “baasçıların” kürt meselesi’ni halletmek için yıllardır başvurduğu yollarla aynıydı: kürtlerin yerlerinden çıkarılması ve ülkenin değişik yerlerine dağıtılması, kürtlerin eğitim ve iş olanaklarından mahrum edilmesi, kürtlere vatandaşlık haklarının verilmemesi, “aranan” kişilerin türkiye’ye iadesi, kürtlerin arasına arap aşiretlerinin yerleştirilmesi, türkiye sınırı boyunca arap emniyet şeridi oluşturulması gibi bir dizi “tedbir”...
    neyse ki, hükümet bu önerileri ancak 1973’te uygulamaya başlayabildi. ilk başta hedef 140 bin kürt’ün bölgeden çıkarılması yerlerine esad gölü’nün oluşturulması sırasında yerlerinden olan fırat bedevilerinin yerleştirilmesiydi. ancak kürtler plana direndiler. baas yöneticileri de kürtleri zorlamaktan vazgeçti. ancak kürtlerin “ajanib” ve “maktumin” statüsü günümüze kadar sürdü. sayıları 70 bin kadar olduğu sanılan “maktuminler” eğitim görme, seyahat etme, iş bulma, evlenme, boşanma, kamu hizmetlerinden ancak devletin izin verdiği kadar yararlanabiliyorlar. kürtçe eğitim, kürtçe yayın yasaklandığı gibi düğünlerde kürtçe şarkı söylemek bile yasak. 1970’ten itibaren kademeli olarak kürtçe yer isimleri arapça olanlarla değiştirilmiş durumda. 1992’den itibaren ana-babalar çocuklarına kürtçe isim veremiyorlar.

    hama’da kürt birliği
    yaşayabilmek için devletle iyi geçinmek zorunda kalan bu grupların hafız esat döneminde, doğrudan başkana bağlı çalışan özel kuvvetlere gönüllü asker olarak kaydolmaları ve bu birliklerin 1982’de hama’daki sünni ayaklanmasını bastırmakta kullanılması gayet anlaşılır bir durum. bu olayın, arapların geleneksel kürt düşmanlığını bir kat daha arttırması da öyle. hama’daki bir duvar yazısı bu duyguyu gayet iyi anlatıyor: “kürtler nusayrilerin (suriye’de iktidarı elinde tutan alevilere nusayri deniyor) köpekleridir.”
    ***
    kürtlerin siyasi örgütlenmeleri
    bu tarihçe gösteriyor ki, suriye’deki kürtlerin değil siyasal örgütlenme içinde olması, hayatlarını sürdürmeleri bile devletin iki dudağı arasında olmuş. ağır baskı dönemi, asimilasyonu iyice arttırmış. nitekim kürt çıkarlarını temsil eden ilk parti 1957’de dr. nurettin zaza tarafından kurulan suriye kürdistan demokratik partisi. parti 1962’de kültürel ve sosyal haklara odaklanmak isteyen nurettin zaza’nın başını çektiği kanat ile siyasal haklara ağırlık vermek isteyen osman sabri’nin kanadı olarak fraksiyonlara ayrılmış, 1965’te de resmen ikiye bölünmüş. irak’ta örgütlü kürdistan demokratik parti’nin (i-kdp) lideri molla barzani bu iki grubu barıştırmaya çalıştıysa da bunda başarılı olamadığı gibi bir de i-kdp’nin suriye kolu ortaya çıkmış. bu tarihten itibaren bu partiler durmadan bölünmüşler, birleşmişler ve bölünmüşler. ancak hiçbiri kürtlerin siyasi bağımsızlığını hedeflememiş, esas olarak kültürel ve siyasi hakların genişletilmesine odaklanmışlar.

    öcalan’ın suriye’ye gelmesi
    bu açıdan 1979’da, pkk lideri abdullah öcalan’ın suriye’ye kaçmasıyla birlikte kürt siyasal hareketi yeni bir dönemece girmişti. 1997’ye gelindiğinde kamışlı, resuliye, darbasiya, dayrik, ayn’el-arap, afrin, halep ve haseka’da pkk büroları kurulmuştu. pkk suriye’nin “maktumin” kürtleri arasından kolaylıkla gönüllü asker topladı. bu askerlerin sayısının yedi bine ulaştığı söylendi. ekim 1998’de türkiye’nin suriye sınırına askerî yığınak yapması üzerine suriye öcalan’ı sınırdışı edince, suriye’deki pkk varlığı dramatik biçimde sona erdi. o tarihten beri, suriyeli kürtler için temel mesele, bağımsız bir kürdistan kurmak değil, suriye’den vatandaşlık haklarını kazanmak oldu. nitekim geçtiğimiz mayıs ayında, haseke’de yaşayan “maktumin” kürtlerin vatandaşlık başvurusu yapma hakkı tanındı.
    kısacası, suriye’de yaşananlara insani açıdan değil de siyasi açıdan yaklaşanlar aşırı hassasiyet gösteriyorlar. elbette, bunu söylemek, suriyeli, türkiyeli, iraklı, iranlı kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı yoktur ve bu hakkı bizlerin hoşuna giden şekilde kullanmaları gerekir demek değil. sadece mevcut durum milliyetçi hezeyanlara girmeyi gerektirmiyor...
    ***
    bir portre: heverkanlı haco ağa
    kürt-ermeni milliyetçilerinin kurduğu hoybun’un cezire’deki kürt aşiretleri arasındaki çalışmasını müslüman, yezidi ve hıristiyan kürtlerden oluşan heverkan konfederasyonu’nun lideri haco ağa, halep civarındaki jarablus’ta yüzyıllardır yerleşik berazi aşireti’nin reisleri mustafa ve bozan bin şahib berazi yürütüyordu. heverkanlar, mardin ve cizre arasındaki dağlık bölgede, arapların cebel tur dediği tur abdin’de yaşıyorlardı. haco ağa, 1922-1923 yıllarında, türklerin yönlendirmesiyle cezire bölgesindeki bayundur’da fransızlara karşı çatışmalara katılmış, ardından türk hükümetine karşı küçük bir kalkışma girişiminden sonra aşiretinden 400 aile ile birlikte 1926’da suriye’ye göç etmişti. burada kendisini ilk olarak yerleşik kürt aşiretleri değil, yazlarını cezire’de geçiren arap tay aşireti korumuştu. (cezire’de yazlarını geçiren bir diğer arap aşireti de şamar aşireti idi.) ardından haco ağa, bayundur’da öldürdüğü fransız teğmenin atına atlayarak fransız yüksek komiseri’ni ikna ziyaretine gitti. fransızları ikna etmiş olmalı ki, haco ağa’nın 200 kadar silahlı adamı ile yönettiği kürt miran ve arap tay aşiretlerinden oluşan birlikler, 1930’lara kadar suriye’deki fransız askerî gücünün omurgasını oluşturdu. haco ağa bir yandan da fransızların arap milliyetçiliğini zayıflatmak için göz yumdukları kürt milliyetçiliğinin bayraktarlığını yaptı.

    ===alıntı===

    http://www.taraf.com.tr/…rtlerinin-hali-nicedir.htm
  • kanımca kürdistan ın en örgütlü parçasında yaşayan, şu günlerde çok kritik bir dönemden geçmekte olan kardeşlerimiz.
    "muhayyel kürdistan burada meftundur" yazanlara inat özgürlüğe yürüyorlar. o meşale ağrı dağında da yanacak.
    yakındır.
  • suriye ulusal konseyi tarafından kendilerine esad sonrası için özerklik vaadedilmiş.
  • yaptıkları strateji hatalarından ötürü sanırsam suriye'de iktidar esad'da da kalsa müslüman kardeşlere de geçse kabak onların başına patlayacak. aslında ilk başta suriye kürtlerinden bütünsel olarak bahsedemezdik. geniş kesimi pyd'ye (partiya yekitya demokrat - demokratik birlik partisi) yakın. pyd ise pkk çizgisinde mitinglerinde abdullah öcalan, mazlum doğan, mahsum korkmaz gibi isimlerin posterlerinin açıldığı bir parti. elbette suriye'de partiler kanunu kadük bir biçimde olduğundan ne kadar parti tartışılır. sonuçta suriye'de baas bile hukuken tam anlamıyla parti değil. neyse işte pyd uzunca bir süre suriye ulusal konseyine katılım göstermedi. stratejik düşündüğü için bu çatışmada tarafsızız dese de alttan altta esad'ı destekliyordu. çünkü esad'ın olası bir düşüşü durumunda yeni iktidarın saldırısına uğramak istemiyorlardı haklı olarak. pkk cephesinde ise esad'ı desteklediklerine dair daha net mesajlar vardı. öte yandan da azınlık olan barzani çizgisinde kürtler başından beri suriye ulusal konseyine katılım sağladılar ve pyd'yi de buraya angaje etmeye çalıştılar. fakat pyd tüm bu tekliflere soğukkanlılıkla yaklaştı ve uzak durdu. taa ki 9-10 temmuz tarihlerinde barzani önderliğinde erbil'de yapılan toplantının ardından kurulan kürt ulusal konseyine katılana kadar. muhtemelen barzanici ve suriye ulusal konseyinde yer alan kürtler kahire'de yapılan toplantıda aradıklarını bulamayıp içe dönmeye karar verince böyle bir platform kurulmuş oldu.
    esad rejiminin savunma bakanı davud raciha, yardımcısı asıf şevket, kriz masası başkanı general hasan türkmani ve ulusal güvenlik konseyi başkanı hişam bahtiyar gibi önemli isimlerini kaybetmesine sebep olan 18 temmuz saldırısından sonra bir anda işler değişti. suriye kürtleri urfa'nın suruç ilçesinin güneyine denk düşen kobani'de kilis'in güneyine denk düşen arfin'de özyönetim ilan etti. artık sokaklarda çoğunluğunu pyd ve pkk'lilerin oluşturduğu silahlı birimler güvenliği sağlıyor. devlet daireleri de tahliye edildi. suriye'de kürtlerin yaşadığı bölgede en büyük şehir olan kamışlı'dan da (nusaybin'in karşısına düşüyor) çatışma haberleri geliyor. anf'nin yazdığına göre kamışlı'da da özyönetim kurulması yakın.

    bunun sonucu ne olur denilirse ben açıkçası pek olumlu görmüyorum. sonuçta bugün suriye kürtleri hem esad için hem de müslüman kardeşler için güvenilirliğini yitirmiştir. iktidar esad'da da kalsa müslüman kardeşlere de geçse ülkeyi düzene soktuktan sonra ajandalarının ilk maddesi kuzey'de yer alan bu adacıkları yok etmek olacaktır. hele hele iktidar müslüman kardeşlere geçerse kuzey'den türkiye'nin de müdahalesi söz konusu olacaktır. iktidarda kalmış esad'ın da olası bir saldırısında da türkiye'nin kandil dağına bir operasyon ile pkk'yı iki cephede savaşmaya mecbur etmek gibi bir strateji geliştirmesi olası.
    umuyorum yeni bir halepçe görmeyiz.
  • lozan antlaşmasından sonra uğradıkları onca katliamdan sonra kürtler artık asla stratejik bir hata yapmayacaklardır. velevki t.c ya da ihvan-i müslimin kürtlere saldıracak olsa hem güney kürdistan hem de kuzey kürdistan ortak savaşacaklardır. türkiye'nin bölgeye müdahalesi ise kendi sonunu hazırlamak olacaktır. çünkü zaten kendi egemenliğinde bulunan topraklarda hakimiyeti sağlayamıyorken batı kürdistana girip cepheyi genişletmek türkiyeyi zora sokacaktır.

    öte taraftan görüldüğü kadarıyla mısır ya da tunustaki gibi bir sonuç suriyede beklenmiyor. çünkü beşar esadın arkasında alevi halkı vardır. bilindiği gibi son dönemdeki senaryolardan biri de lazkiye merkezli alevi bir devletin kurulmasıdır.

    kısacası kürtler , birinci dünya savaşı koşullarının yaşandığı bir dönemde asla eski hatalarını tekrarlamayacaklardır. bunun en somut kanıtı da barzani ve karayılanın hewler antlaşmasıyla bunu deklare etmeleridir.
  • 19 temmuzda kobani'de yönetimi ele geçirdikten sonra diğer kürt kentleri de teker teker esed güçlerinden kürt kualisyonuna geçiyor, alınan duyumlara göre yeni hedef qamişlo . qamişlo da kürt kualisyonun eline geçerse esad la sunni isyancılar arasındaki savaşın sonucu ne olursa olsun artık kürtler için geri dönüş olmayacaktır. bir benzerini kuzey ırak'da gördüğümüz federal özerk bölgeye geçiş başlayacaktır. velhasıl kürtlerin qamişlo yu aldıktan sonra özerklik ilan etmesi an meselesi. en geç önümüzdeki hafta içerisinde özerklik ilanı gelecektir.

    http://www.peyamner.com/…ish/pnanews.aspx?id=283154
  • bir yanda baskıcı esad rejimi, diğer tarafta batı tarafından desteklenen, esad'ın eski katil ordusu arasından sıyrılarak, binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda, kendi kendilerini yönetmeye çok yakın olan kürtlerdir.
  • suriyeli kürtlerden birinin kendi dilinden suriye kürtleri ;

    haber bültenlerini son günlerde en çok meşgul eden konulardan biri, suriye rejimi ve muhalifleri arasındaki çatışmalar, rejimin gaddarlığı vs.

    suriye kürtleri’nin baas rejimi altında ciddi bi zulm altında olduğunu neredeyse hepimiz biliyoruz. ancak sanırım türkiye kürtleri’nin büyük çoğunluğu orda yaşananlardan bihaberiz. bi kaç ana konu dışında suriye’deki kürt kardeşlerimizin sıkınıtılarını bilmiyoruz.

    kaç zamandır bu konuda bişeyler karalamayı düşünüyorken bugün gördüğüm bi twit bu konuda beni teşvik etti. ben de suriye kürdü bi dostumuzdan yardım istedim, o da aşağıdaki metni bizim için kaleme aldı. hem benim için hem de site ve okurları için oldukça faydalı bi çalışma olduğu kanısındayım.

    baas rejiminin nasıl bi zalimlik olduğunu, bu yazıyı yazan dostumuzun orda yaşayan ailesini düşünerek isminin kullanılmaması ricasından sonra biz de burdan kanlı canlı hissedebiliyoruz, malesef.

    rejime lanet ederken, dostumuza şükranlarımızı sunuyoruz. buyrun efendim:

    “bu yazıyı yazarken tamamen somut ve bilinmesi gereken bilgileri paylaşmaya çalışacağım çünkü suriye kürtleri hakkında çok az şey biliniyor..

    suriye kürtleri coğrafi bir bütünlüğü olmayan , hepsi türkiye sınırında üç ayrı bölgede yaşıyorlar, ,bölgeler :cezîrê bölgesi , kobanî bölgesi ,ve efrîn bölgesi.

    arap şehirlerinde de belli bölgelerde yaşamaktadırlar, şam’da zorava mahalesi,ve halep’te şêxmeqsûd ve eleşrefiye mahaleleri en iyi örnekleridir.

    nufüsla ilgili kesin bir sayı verememekle beraber 3 milyon kürdün bulunduğu tahmin ediliyor .

    1961’de yapılan sayımda bazı kürtler suriye vatandaşlığından çıkarılmıştır, ve onların sayısı şu an 300 bin kişiye yakındır. kimliksizler iki kısma ayrılıabilirler , “ecenebi” yani yabancı ve “mektum” yani gizlenmiş , her iki kesim bir çok haktan yararlanamıyorlar , ancak mektumlerin durumu çok daha ağırdır.

    en önemli kürt şehirleri; qamişlo 500 bine yakın nüfusa sahip, ayrıca adları devlet tarafından değiştirlmiş birçok küçük şehir vardır. doğudan batıya sayarsak ; eyndîwar( dicle nehrin kenarinda ), rimêlan ( suriye’nin petrol şehri), dêrik (adı elqahtaniye olarak değiştirilmiştir),tirbesipî (adı elamlikiye olarak değirilmiştir),qamişlo , amûdê, dirbêsiyê , kobanî (eynu alarap olarak değiştirilmiştir )ve efrîn …

    ayrıca yüzlerce köyün ismi de arapçalaştırlmıştır, bunların belki en önemlisi girê mozan; telelwfa olarak değiştrilmiştir, bu köyün önemi milattan önceye ait orkeş impatoluğunun merkezi olmasıdır .

    suriye’deki kürtler fransız zamanından beri kendi hakları için ve suriye’nin bağımsızlığı için mücadele etmektedir.
    türkiye’den sürgün edilen, yada kaçan kürt aydınların çoğu suriye’ye geldileri için ulusal bilinç suriye kürtlerinde yüksek olmasının en büyük nedenlerden biridir.

    bunlardan başlıca isimler: celadet elî bedîrxan, nûreddîn zaza, cegerxwîn, nûrî dêrsimî ve osman sebrî.
    kürtçe latin alfabesi suriye’de celadet elî bedîrxan tarafından yazılmışıtr.

    cegerxwîn 1937 tarihinde ilk kürtçe okulu amûdê’de yapmış ancak fransızlar bir yıldan az süre sonra kapattırmışlar. (ksh notu : cegerxwîn iki köy kurarak komün yaşam denemesinde de bulunmuş. köylüler birbirine girdiklerinden başarısız olmuş. köylerden birinin adı: çêlek.)

    suriye’nin ilk partisi suriye kürt demokrat partisi 1957’de kurulmuştur, sekreteri nûreddîn zaza seçilmiştir, ve kurucu üyeler arasında cegerxwîn ve osman sebrî de vardır.

    hiç bir zaman resmi olarak kürt partilerine izin verilmemiştir,şu an gizli 11 kürt partisi vardır.ki zaten arap partilerine izin verilmemektir.

    kürtlerin inkarı mısır-suriye birleşmesinden ve nasir yönetimi ile gelen ırkçı ve faşist düşüncelerden sonra artmıştır.

    amûdê sineması olayı bunların en büyük göstergerlerinden biridir.bu özetle; 1960 yılında cezayir olaylarına destek amacıyla sinema da toplan 300 kürt çocuğunun vçıkarılan yangın sonucu yaşamını yitirmesi olayıdır. amûdê’den günlerce yanık et kokusunun yükselmesine neden olan bu vahşetle alakalı hiç bi resmi soruşturma yapılmamıştır.

    1963’te baas partisi yönetime el koyduktan sonra kürtler tamamen dışlamaya başlanmışıtr

    ve arap kemeri siyaseti uygulanmaya başlanmışıtr.

    arap kemeri siyaseti kürtlerin topraklarını ellerinden alıp ve araplara vermeyi ,şehirleri araplaştırmayı amaçlamaktadır.

    2004’te bütün kürtler ayaklanmıştır ve 60 yakın kürt genci öldürlümüştür.

    ve ondan sonra yeni yasalarla kürtleri göçettirme politkasına başvurulmuş, kürt bölgelerinde inşaat yasaklanmıştır, tarıma sınırlama getirlmiştir.

    kürtler de diğer suriye vatandaşları gibi büyük ekonomik sıkınıtılar içinde yaşamaktadır. ülkenin tüm nimetlerini iktidardaki esad ailesi ve çevresi yemektedir.

    suriye’de bir çok kürt sırf baas partisine üyeolmadığı için memur ve öğretmenlik yapamamaktadır.bu sebeple işsiz bir çok kürt öğretmen ve memur vardır. ”

    türkiye’deki kürtlerle benzer kaderi paylaşan suriye’deki kardeşlerimizin durumu özetle budur.

    seydayê gerok

    http://www.amednewsagency.com/…rtler-seydaye_gerok/