şükela:  tümü | bugün
  • tekstil atölyelerinde ayda 300 liraya günde 12 saat çalıştırılan çocuklardır. kaynak kıçım değil, cbs televizyonu. hani dileniyorlar diye küfür ettiğiniz, dayak yerken görüntüleri çıktığında buraya gelip oh çektiğiniz, cesetleri kıyıya vurduğunda ana babalarına niye çocuk yapıyorlar diye çemkirdiğiniz çocuklar var ya, işte o çocuklar bu şartlar altında kardeşlerinin karnını doyurmaya çalışıyor.
  • çindeki çocuklardan daha şanslı çocuklardır. adlarına sevinelim o zaman.
  • en çok onlara üzülüyorum,vicdanımın sesini susturamıyorum.bu insanların topraklarını savaş yüzünden terk etmesine sebep olanlar hala onlardan yararlanmaya devam ediyor.

    avrupa'ya kayıtlı olarak giren onbinlerce suriyeli çocuk fuhuşa zorlanıyor ya da organ mafyasının eline geçmiş durumda.ülkemizin suriyeliler yüzünden sıkıntı yaşadığını bilen ve hatta zaman zaman rahatsız olan ben bu haberi paylaşmadan yapamadım.elimden daha fazlası gelir mi bilmiyorum ama fazlasıyla üzülüyorum onlar için.
    avrupa'da kayıp suriyeli çocuklar
  • anne babalarının umurunda olmadıkları için kodaman, hırsız ve yandaş iş verenler için ucuz iş gücüdürler.
    denetimsiz bir şekilde sokaklara salınmasınlar mülteci kamplarında hayatlarını idame ettirsinler dediğimizde sözlükteki çok bilmiş dallamalar "ama onlar da insan, savaştan kaçtılar" diye saatlerce kafa sikerler ama hayatın gerçeği bu işte. dünyanın neresinde olursa olsun sahipsiz çocuklar tecavüze uğrar, fuhuşa zorlanır ve en kötüsü organ mafyalarının eline düşer. anne babaları olacak cahil barzolar için hiçbir şey fark etmez biri ölür, tavşan gibi üreyip 10 tane daha doğururlar.
    ölüleri kıyılara vurunca akıttığınız iki damla göz yaşı ve yalandan duyarlarınız bu olayları engellemez, bunların yaşanmaması için düzenli bir mülteci politikasının olması gerekir. öyle saldım çayıra mevlam kayıranın sonu trajediden başka bir şey değildir.
  • <<<
    lüks tekstil markalarını kim üretiyor

    abdülbaki 11 yaşında. bir tekstil atölyesinde çalışıyor. atölye küçük, tozlu… atletli bir herif başlarında, bağırıp çağırıyor daha hızlı çalışsınlar diye. adam bağırıyor ama abdülbaki ne dediğini anlamıyor ki... abdülbaki suriyeli…

    abdülbaki “şanslı” bir çocuk. sokakta dilenmek yerine, atölyede iş bulmuş…

    atölye sahibi ise tabii ondan kat kat daha fazla şanslı, asgari ücretin yarısına çalışacak onlarca abdülbaki bulmuş.

    ana fabrika sahibi daha da şanslı. çok düşük ücretle üretim yapan atölyelerle kurduğu ilişki, maliyetini acayip düşürüyor, yeni makineler alıyor, büyüyor…

    tekstil ilginç bir sektör. üzerimize giydiğimiz her şey, o fabrikadan bu atölyeye dolaşıp duruyor aslında. pek çok durumda ana fabrika siparişi alıyor, fasonuna veriyor. fason da yetiştiremiyor işi, bir bölümünü başka fasona veriyor. oradan da evlere dağılıyor kimi zaman. artık 70 yaşındaki teyze mi çalışıyor o işte, 7 yaşında çocuk iplik mi temizliyor, bilmek mümkün değil…

    yasal mı? değil elbette, ama kim takar?

    türkiye’nin ihracat şampiyonu otomotiv… otomotivin yapısı da örgütlülük düzeyi de bu denli kuralsızlığı kaldırmıyor. onu tekstil takip ediyor. ve ihracat ikincisi sektör, kuralsızlığın kural olmasıyla büyüyor.

    abdülbaki 11’inde ütü yaparken hayal kuruyor. “büyüyüp futbolcu olacağım” diyor.

    ***

    ülkede yasal çalışma yaşı 15. 11 yaşında tekstilde işe giren abdülbaki, 15’ine gelene dek neler oluyor neler… kısaca göz atalım:

    türkiye tekstilde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri. pek çok büyük, tanınmış (bu sıfatlar aynı zamanda üreten işçilerin asla alamayacağı kadar pahalı olarak da okunabilir) markanın da en sevdiği üretici ülkelerden biriyiz. ucuz işçilik, kaliteli üretim, yasal zorunluluklardan kaçabilmek için sağlanan imkanlar, ülkenin havasını suyunu bile pazarlayan siyasetçiler… daha ne isterler ki? ama ülkemizde yaşayan ve sayıları resmi rakamlarla bile 3 milyonu bulan suriyelilerle birlikte, deşifre olma kaygısı öne çıktı. nasıl ki bangladeş’teki rana plaza katliamı, tekstil sektörünün işçilerin cansız bedeni üzerinde yükseldiğini gösterdiyse, bugün de türkiye’deki çocuk işçilik kapitalizmi tüm çıplaklığıyla ortaya seriyor. giydiği montta, ayağına geçirdiği ayakkabıda minicik ellerin emeğinin olması, “kral çıplak” diye bağırmak gibi. kapitalizm tüm çirkinliği ve doğallığıyla, vicdanları sızlatan yanıyla ortaya çıkıyor. hele bir de bbc gibi bir kanal bile ülkede belgesel çekiyorsa, durum iyice kritik bir hal alıyor.

    işte o, ucuza üretim yapmak için ülkeye gelen markalar da elbet tutuşuyor bu koşullarda. denetimler artıyor. çocuk ve kayıtdışı işçi avına çıkılıyor. ön kapıdan marka denetçileri girerken, arka kapıdan çocuklar kaçırılıyor. atölyenin yangın çıkışından apar topar dışarı iteklenen abdülbaki (artık 12 yaşında), neye uğradığını şaşırıyor. beklenmeyen bir tatil günü, top oynuyor…

    durum vahim, ülke karışık. “siyasi istikrar” yok, güvenlik açığı var, bir de üstüne çocuk işçi riski… markalar ülkeden çekilip çekilmemeyi tartışıyor. ihracatçılar panik içinde… bir yandan da suriyeliler türkiye’de kalsın diye fonlar gidip geliyor. proje üstüne proje yapılıyor. avrupa birliği’nden ılo’ya, sivil toplum örgütlerine, herkes çok ama çok çalışıyor. fonlar alınıyor, toplantılar düzenleniyor. “ne olacak bu çocukların hali” diye samimi olarak dertleniyor insanlar. ama sistem içinde çözüm çıkmıyor bir türlü, çıkamaz da… “yoksulluğu tartışmalıyız” deniyor ama zenginliği tartışmak elbet gündeme gelmiyor. neredeyse tamamen aynı kişilerin katıldığı, farklı kurumlar tarafından düzenlenen toplantılar yapılıyor büyük otellerde. lezzetli aperatifler eşliğinde çocuk işçiler ve kayıtdışı, suriyelilerin durumu tartışılıyor. katılımcılar beş yıldızlı otelin restoranında isminden içeriği anlaşılmayan yemeklerini yerken, abdülbaki artık 13 yaşında, hala atölyede ve eğer şanslıysa öğle yemeğindeki türlünün içinde iki parça et var.

    abdülbaki ütü yaparken, abdülbaki’yi konu alan projelerin ve toplantıların şaşalı raporları hazırlanıyor. “katılımın beklenenin çok üzerinde olduğu” vurgusu mutlaka yapılıyor. konuya ilişkin çalışmaların sürdüğü belirtiliyor. sadece raporun yazımı için ödenen ücretler dahi abdülbaki’nin aylık ücretine denk geliyor.

    alan araştırmaları yapılıyor alınan projeler kapsamında. bağcılar’da çocuk işçiler kapsamındaki araştırma için atölyeye de geliyorlar ama abdülbaki yine arka kapıdan kaçırılıyor. sokakta karşılaştığı ve ona sorular soran güler yüzlü anketçi ablayla konuşuyor, türkçeyi iyi öğrenmiş durumda. artık 14 yaşında bir delikanlı... bu arada bir küçük kardeşi daha doğdu, daha çok çalışması lazım, fazla mesaiye kalıyor. babası inşaatta çalışıyordu ama sakatlandı, evde. artık eskisi kadar top oynamıyor, büyüdü abdülbaki, hızla büyüdü. alan araştırmaları sürüyor… verilere göre abdülbaki hala 14 yaşında; o veriler onun 20 yaşına, 30 yaşına ne kadar hızlı ulaştığını açıklamaya yetmiyor… zaten o artık “abdülbaki” de değil, veri setinin bir parçası.

    tüm bu projeleri, alan araştırmalarını yürütenler “kötü” insanlar değiller. pek çoğu samimi olarak iyileştirmek istiyor abdülbaki’nin yaşamını. oysa, o “iyi” insanların çabalarıyla, iki abdülbaki çalışma yaşamından çıkarılıp okula kaydettiriliyor, sistem iki katını doğuruyor. suriyelilerin maruz kaldığı sömürünün boyutu, ve bu sömürünün geldiği nokta artık sermayenin bir bölümünü bile rahatsız ederken halen durumun çözülememesi, kapitalizmin çıkışsızlığını da gösteriyor. sistemin içinden bakarak bir çözüme ulaşılamayacağının göstergelerinden biri yani abdülbaki…

    ***

    bugün 24 kasım, abdülbaki 15 yaşını bitirdi. ucuz işgücü arayan ama imajlarının sarsılmasından da ölesiye korkan markalar; kapitalizmi korumaya, kollamaya ve “insanileştirmeye” yönelik kurumlar; ihracatçılar hep birlikte, abdülbaki’nin illegal sömürüden, kısmen legal sömürüye geçişini kutluyor bugün. abdülbaki ise bugünün doğumgünü olduğunu da futbolcu olma hayalini de unutmuş, “makineci olma” hayali kurarak ütü yapıyor. nasılsa artık “çocuk işçi” değil, yalnızca sektörün yarısından fazlasını oluşturan “kayıtdışı” işçilerden biri…

    çocuk işçilikten, genç işçiliğe geçen abdülbaki’nin de, diğer abdülbakilerin de yaşamını kurtarmak için ise yurtdışından gelen fonlardan çok daha fazlası gerekiyor. abdülbaki’yi alsak atölyeden, tutup kolundan okula yazdırsak, kurtulur mu mesela? bu da başka yazının konusu olsun ama yanıtı baştan belli: abdülbaki okula gider, kardeşi atölyeye…

    zeynep savaş
    >>>