şükela:  tümü | bugün
  • kontrolu kaybettikten sonra yapılacak birsey olmadıgını anlayıp kendini salıvermek. kabullenmislik.
  • sel sularına kapılan nesnelerin, başlarına gelecek olan hal.
  • (bkz: tango)*
  • kisinin hayatinin kontrolunu ele almaktan kacinmasi sonucu hayatinda gelisen olaylara seyirci kalmasidir. genelde disconnectus erectuslarin* basina gelen bir hadisedir. bu tipler toplumca cizilmis ve herkesin uymasinin ongoruldugu protatip yol haritasini izlemeyi reddederler. bunun yaninda kendi haritalarini cizmeye cabalamadiklari, haritalari takip edilmesi zor bir yeni dunya haritasi oldugu ya da harita metod defterinin otesine gecemedigi icin oradan oraya suruklenip dururlar.
  • kriterlerini, koşullarını, olmazsa olmazlarını bilinçsizce bırakıp, sığınmaktır diğer adı..
  • birçok insan için yaşam biçimi.
  • hüzünden hüzüne olanı, genelde pazarı pazartesiye bağlayan geceye denk geliyor bunun
    (bkz: hüzünden hüzüne sürüklenmek)
  • ya yaşayacağımız hayatı tasarlarız yada hayat bizi sürükler .

    not: gerçekte olaylar iç içe
  • suruklenmek doktrinini bir gun bilim dunyasina kazandiracagim sevgili sozluk.

    bu benim tarafimdan arastirilip yazilmali ve ebedilestirilmeli.

    o kadar ben olmali ki biri suruklenmek yerine adimi soylemeli.

    belki bir gun en az feng sui kadar unlu olur *
  • şu an hayatımı resmeden bir tablo düşünüyorum. boz bir at var tablonun tam merkezinde. bu ata bir ip bağlanmış. tam neresine bilemiyorum. eyere ya da üzengiye bağlanırsa o eyer düşer sanki. boynuna ya da beline bağlanmış olsa gerek. belki de ressam o kısmı küçük fırça darbeleriyle belirsizleştirmiştir. belki de bu gerçekten önemsiz bir detaydır. atın yelesi dört nala koştuğunu hissettirecek şekilde rüzgarla dolmuş. ip gergin bir şekilde geriye doğru uzanıyor. ipin ucu bir çift ele bağlanmış. ellerin biraz gerisinde tablonun sol kenarına doğru kargacık burgacık, hatları belli olmayan ama kendini kaybetmek üzere olduğu gayet anlaşılır olan bir yüz var. gövde yarıdan itibaren dahil edilmemiş tabloya. gerek de duyulmamış muhtemelen. etrafta çimenler var. ne çok uzun, ne çok kısa. yol toprak olmalı, yer yer irili ufaklı taşlarla bezeli. at terlemiş ve yorulmuş. uzun süredir hiç durmadan koştuğu belli. sağrısında bir kırbaç izi var ama tabloda onu kırbaçlayacak kimse yok sanırım. ya da ben göremiyorum.

    evet sanırım benim hayatımın tablosu bu olmalı. en azından bu güzel gecede gözümün önünde beliren resim üç aşağı beş yukarı böyle. belki önceden de böyleydi de fark edememiştim henüz. bilmiyorum. aslında gece gerçekten güzel. nemli olmasına rağmen oldukça serin. balkonda oturuyorum. bir bardak kahvem ve bir kaç tane de sigaram var. martı sesleri geliyor yakınlardan. biraz zorlasam bir kaç yıldız bile görebiliyorum. biraz önce geçici bir komşum bana şarkı bile dinletti yakınlardaki bir evden. benden başka birilerinin daha ayakta olduğunu bilmek hoşuma gitti.

    her neyse fazla gevezelik ettim. insan bazen hüzünleri ertelemek istiyor sanırım. hayatım biraz böyle. sürüklendiğimi hissediyorum sıklıkla. sanki hiç karar vermemişim gibi, başka türlüsü olamazmış gibi geliyor. gerçekten oyle mi acaba? ben galiba hiç karar vermedim hayatta. zarları benim adıma başkası attı hep. ben en fazla o zarlardan birini seçmişimdir. onu da hile yaptığımı düşünmesinler diye ürke ürke. kasa her zaman kazanır derler. galiba çok doğru bir laf bu. kim arkadaş bu zarların sahibi?

    bir süredir hayatımın kontrolünü kaybettim gibi geliyor bana. dizginleri ele geçirmem imkansız sanki. muhtaç oldugum kudrete damarlarımdaki asil kanda ulaşılamıyor. cüneyt arkın çevikliğiyle atın sırtına bir zıplayabilsem. bazen bir rüya ya da oyunmuş gibi geliyor her şey. sanki bana birden seslenip bu sefer olmadı diyerek bir hak daha verecekler. vermeliler de! o tek kıymetli hakkımı böyle harcamış olamam. hey! zarların sahibi, duyuyor musun beni? at bi düşeş be!

    sevgili hayali dostum, kader ortağım "boz" at. bir az önce bir yol ayrımı geçtik sanki. o uçurumdan önce son çıkış olabilir mi acaba. hem allah aşkına ne bu acelen? bir soluklan istersen. şöyle oturup iki medeni insan gibi konuşamaz mıyız? olmaz mı? neden olmasın, iki kadeh de yuvarlayıveririz canım. sonra sen sağ ben selamet! hiç pazarlığa açık değilsin dostum. duydun mu? şu martı galiba sana seslendi. bi dönüp bakalım belki önemli bir şey söylüyordur. tamam susuyorum ama sen de en azından biraz yavaş git bari manzaranın tadini çıkarayım...