şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: bu entry hakikaten çok sıkıcı bir entrydir)

    onlar, sürüsosyallerdir...

    onlar, koşar...

    onlar, ne patron ne yönetici...sadece koşucudurlar...

    ---

    onların kol düğmeli gömlekleri vardır. doğum günlerinde ofisteki mesai arkadaşları para toplayıp alır.

    ve iyi marka ipekten kravatları ya bir ya iki tane. işe başlama hediyesidir kimi zaman, kimi zaman terfi edince gelir.

    mango indirimlerinde rafları talan eden kadınlarının, terden ve naylon çoraplı ayak kokusundan ve 3 tanesi 15ytl'ye doldurulan ünlü parfüm taklidi esanslarından ağır bir havaya bürünmüş kabinlerde deneyip,rejim hayalleriyle 1 beden küçük aldıkları takım elbiseleri...

    onlar her sabah normal insanlardan farklı olarak ne giyeceğini değil de "ne giymesi gerektiğini" düşünür...onların toplantıları, onların iş çıkışı kahve içmeleri, onların yemekhaneden sıkılıp gittikleri plazanın karşısındaki kebapçıda o havalı çocuğu/hatunu görme ihtimalleridir beyinlerini sabahın köründe giysi dolaplarının önünde çalıştıran...

    onlar koşar...

    giyinip arabaya koşar...

    ---

    kredi faizi ucuzken, bir de tanıdık otomobil bayisi bulmuşken clio'sunu, palio'sunu, fiesta'sını alanlarının radyolarının ilk kanalı powerturk'e ayarlıdır. onlar, her sabah bir önceki gün sigara odasında herkesin "ooff süper" dedikleri o şarkının çalmasını beklerler. sezen aksu'nun son albümüdür cd çalarlarının hemen yuvasında duran.

    onları, aynı marka otomobillere binip aynı şarkıları ya da aynı radyo kanallarını dinleyen normal insanlardan ayıran en önemli özellikleri farkında olmayışlarıdır. onların kendi zevkleri yoktur, duyularının köreldiğinin farkında değildir onlar. sürüdür. herkes powerturk dinliyorculardır, yeni palio ne kadar sevimli olmuşçulardır, mor ve ötesi'nin son albümcüleridirler...onlar, gözlerini kapayıp yaz havasını ciğerlerinin dibine kadar soluyup kimi zaman usul ve içinden ağlayarak,kimi zaman bağıra çağıra eşlik edenlerden değil; "açıkhava konserlerine gidelim ya bu sene, geçen yıl muhteşemdiii" sohbetlerinden sonra yapılan organizasyonlarda orada bulunmazlarsa 1-2 aylık sigara odası muhabbetini kaçırmayı göze alamayıp sürüsünü takip eden zavallılardır.

    kendi gibilerden oluşan otomobil sürüsüyle beraber park yerine gelirler.

    onların, "bi kısa marlboro light, bi zeytinli poğaça" büfeleri vardır, bazen masalarında bir tanıdığa raslayıp bir de portakal suyu söyledikleri.

    onlar koşar

    arabalarından iner, büfelerine koşar

    ---

    koşmadıkları nadir anlardan biri plazanın asansörünün önünde uzun kuyruklar oluşturup konuşmaya değmeyecek binbir türlü şey hakkında sabah sohbetlerini yaptıkları zamandır. asansörde hafiften susarlar. katlarda durdukça, ezberlemişcesine hepsi birbirine "iyi çalışmalar" diler onların, onların dillerinde "kolay gelsin"in karşılığı yoktur. kolay gelsin olmazdır, onlar çalışan insanlar olarak "iyi çalışmalar"a layık görürler kendilerini. "kolay gelsin"in içinde barındırdığı o naif,o sevimli, o dostane havadan bihaberdirler. kolay gelsin diyene bakmazlar bile neredeyse. kolay gelsin odacı işidir, çaycı işidir onlar için.

    kendi aralarında en yırtık, en komik, en süper buldukları adam hafif hafif şakalaşır çaycıyla, onun dışında en ufak toleransları yoktur arkadaşlarının malta'dan, roma'dan, yunan adaları'ndan getirdikleri "mug"larına çay alırken çaycıyla muhatap olma konusunda. onlar, o mug'ları olmadığında çay içmeyenlerdendir. çayı değil ambalajını sevenlerdir onlar. yarım ekmeğe kaşarlı tost ve yanında su bardağına konmuş çayın düşüncesi bile midelerini bulandırır.

    onlar koşar

    çaylarını içer ve masalarına koşar

    ---

    onlar, çalışırken kısık sesle mp3 dinlerler kimi zaman, forwardlaşırlar. onların her ay düzenli takip ettikleri falları, bazen anlamadıkları yiğit özgür karikatürleri, sevimli kedilerden oluşma powerpoint dosyaları vardır. masalarının üzerinde illaki şık bir ajandaları, illaki ilginç bir takım ofis gereçleri hep bulunur.birbirlerine çarpan küçük metal toplardan hoşlanırlar, post-it'in en değişik renklilerini kullanır, her işlerini maille görmelerine rağmen kalemliklerinden değişik formatlardaki mektup açacaklarını hiç ihmal etmezler.

    onların, bir iki kademe üstünde "çok karizmatik", "genç yönetici", "bilmemnere mezunu" ozan beyleri vardır. kadınları ozan bey'e hayran, erkekleri ozan bey'e özentidir. erkekleri özentiliklerini belli edemezler, o konuma geldiklerinde çok daha karizmatik olacaklarını düşünür, ortamlarda söyleyemezler. ozan bey'in giyimi, ozan bey'in kaşmir paltosu, ozan bey'in yüzmilyonlarca liralık ayakkabıları genel moda eğilimlerine yön verir. ozan bey'i ofisten çıkardığınız anda çırılçıplak kalır hepsi.

    onlar koşar

    ozan bey'in masasına koşar, toplantılara, sunumlara ve bir gün olmayı hayal ettikleri ozan bey'in pozisyonuna koşar

    ---

    öğle yemeğini %70 yemekhanede (kadınları salata barlarına ve diet yemeklere rağbet gösterir) %20 yakındaki ciks bir mekanda ve %10 oranında dışarıdan hepsinin tanıdığı bir eski çalışan, doğum izninde bir mevcut çalışan v.b. geldiğinde arabayla ulaşılabilecek "oh be daha sık yapalım bunu" lokantalarında (teknede bir balıktan, hafif uzak bir restorana geniş bir yelpazedir) yerler. yemek sonrası türk kahvesi vazgeçilmezleridir.

    öğle sonrası zamanlarını sabahkine benzer bir tempoda geçirmelerinin ardından haftada birgün akşam çıkışta bir organizasyonları olur onların. işte o gündür erkeğin kol düğmeli gömleğini giyip, kadının en yeni g-string'ini kuşandığı. çıkarlar, "harika bir yer" şarapevleri, "sahnesi çok müthiş" şarkıcıların çıktığı barları, "yeni bir yer açılmış" denemeleri vardır.

    böyle gecelerde birbirlerinden hoşlanmakta olanları bile kendilerinin de yapmaya bayıldığı dedikodular nedeniyle çok rahat davranamazlar. ilk adımı atmak ezikliktir onlarda. maillerde gelen elde şarap şişesi sokaklarda şarkı söyleyip dans eden adam/kadına bayıldıkları halde bunu gerçekleştirecek yolu izleyemezler. hoşlandığını ilk belli eden ebelenir. o dakikadan itibaren gece çıkılan mekanın tuvaletinde "bilmemkim de senden hoşlanıyo sanırım" cümlesinin öznesidir o, cümlenin hemen ardından gelen hafif burun kıvırmanın sebebidir. rezildir. eziktir. ezilir.

    maaşlarının önemli bir kısmını bıraktıkları bu gecelerde ortak kanıları "allahım nasıl eğlendikleri"dir. eğlenceyi unuttuklarından eğlendikleri sanrısına kapılırlar. evine dönen bekar erkekleri kösele ayakkabılarını çıkardığı anda ortalığa yayılan kesif kokuya aldırmaksızın duş yapmaya üşenir, yarın nasılsa dışarı çıkılmayacaktır.

    onlar koşar

    bi otuzbir çekip yan birimdeki kızın göğüs dekoltesine, yatağa koşar

    dekolteden hoş görünsün diye destekli sutyenini en son hanesine dek sıkmaktan sıkışmış göğüslerinden sutyeni fırlatıp yatağa koşar

    ---

    farketmişsinizdir, ortalama plaza insanını anlatmaktan başka birşey yapmadım. hepinizin daha önce bildiği, bin defa dinlediği, birebir gözlediği şeyler bunlar. bahsedeceğim bu değil aslında.

    yukarıda tahmini bir gününü özetlediğim bu "ortalama plaza insanı" gün geçtikçe mevcut formunu kaybedip başkalaşır, tek başına var olma halinden çıkarak bu sürünün bir parçası olur ve aynı hayvan sürülerinde olduğu gibi davranmaya başlar. ortalama plaza insanı, sosyal olucam derken sürüsosyal olma tuzağına düşer.

    ortalama plaza insanı, çoğu zaman dalga geçilebilecek, bir miktar ebleh ve hatta kimi zaman sevimliyken; sürüsosyaller yırtıcıdır.

    sürüsosyaller, plazaların sınıf bilincine erişmiş artıklarıdır. kendi habibatlarını belirlerler ve kendilerinden başka kimseye tahammülleri yoktur.

    sürüsosyaller, ilk olarak kendilerini size karşı davranışlarında ele verirler...

    ---

    bir sürüsosyalin dinlediği müzikleri dinlemediğinizde müzik piyasasından habersiz olursunuz. ansızın "arabeskçi bu" damgası yemeniz gündeme gelir. rock dinlerseniz "asi", klasik müzik tercihinizse "özenti"sinizdir. sürüsosyal, powerturk skalasını aşanlara iyi gözle bakmaz

    sürüsosyallerle birlikte sigara odasında bulunup dedikodulara ya da gündelik konuşmalara iştirak etmiyorsanız "konuşamıyorsunuz"dur, "çekingen"sinizdir, "asosyal mi acaba"sınızdır

    mail forwardlamıyorsanız sürüsosyallerinize, bir süre sonra "espriden anlamayan", "sevimli şeylerden hoşlanmayan"sınızdır. gelen maillere tepki vermemek ya da iade-i forward yapmamak kısa zamanda sürüsosyallerin kendi aralarında oluşturdukları mail zincirlerinden kopmanız anlamına gelir

    giyim sizin için önemli değilse, babanızın sağlam duran takımlarından bel kısımlarını daraltıp giydikleriniz varsa, kışın misler gibi botunuzu giyip işe gelerek çekmecenizde duran normal ayakkabılarınızı giyiyorsanız "bitik"sinizdir, "fakir" demeye dilleri varmaz ya gene de "loser"sınızdır...ya da olma yolunda ilerliyorsunuzdur.

    sürüsosyal için "abazan" olursunuz bir süre sonra, sevgiliniz olduğuna inanmamaya başlarlar. herhangi bir kadının/erkeğin sizle birlikte olma ihtimali sıfırdır onlar için. beğenilmezsiniz. en fazla "bulmuştur kendi gibi birisini" seviyesine gelirsiniz.

    sürüsosyallerin dağları devirip bin türlü olay çıkardıkları durumların binlerce katını yaşayıp küçücük bir tepki vermeye kalktığınızda "sinirli" olursunuz, "ay agresif biraz"sınızdır, "fevri çıkışları"nız vardır. damgalanırsınız.

    sürüsosyallerin esas konsantrasyonları iş üzerinde olmadığından yaptığınız bir işi bin defa anlatmak durumunda kalırsınız. konuya hakim olmadığı için, amirinin ondan istediği birşeyi size iletirken bin tür ayrıntıyı -hatta kimi zaman işin kendini- unutan,es geçen, aklında tutamayan sürüsosyale, istediği şeyle ilgili soru sorduğunuzda "a-a salak bu ayol" bakışını hissedersiniz. "salak olan ben değilim ulan sensin" diye düşünerek işi yaptıktan sonra, sanki çok sinirliymiş de kendisine sakinmiş süsü veren bir ses tonuyla "çoğul ricaları" başlar. "şurayı şöyle yapalım mı bilmemkim bey", "burasını böyle ifade edelim bilmemne hanım" cümleleri beyninize çarpar durur. başta anlattığıyla alakası olmayan bir iş istediği 3-4.denemede ortaya çıkar. işi yapamayan olursunuz. onlar aptalken aptal durumuna düşersiniz.

    sürüsosyallerle dolu bir iş yerinde tüm bunları yaşadıktan sonra kendinizden şüphe etmeye başlarsınız. "hakkaten aptal mıyım" sorguları baş gösterir. öyle günler olur, fotokopi bile çekemez hale gelirsiniz. excel'e iki satır veri giremezsiniz. aptallaşırsınız. sürüsosyal piranhaların eline düşersiniz.

    bir daha toparlamak mümkün olmaz bu raddeden sonra. işe her gelişte karnınızda bir yumruk, sinirleriniz yıpranmış, kahrolmuş bir halde bulursunuz kendinizi. iş dışındaki arkadaşlarınızla görüşmek cennet gibidir. hala sizi anlayanların varlığına ihtiyaç duyarsınız.bunalırsınız,kaçamazsınız,sıkışırsınız,nefret edersiniz,aptallaşırsınız,tiksinirsiniz...

    o an olabilecek en güzel şeyi yaparsınız...yüzlerce kilometre öteden...

    - alo, anne...anne nasılsın?

    - anne haftasonu domatesli pilav yapsana...hı hı gelicem ben...

    - tamam anne, var mı bi isteğin? tamam. hadi kapatıyorum...

    *cıt*telefon kapatılır*iç ses bastırılamaz

    - anne,seni o kadar çok seviyorum ki...
  • icinde en cok da onlara kizanlarin bulundugunu düsündügüm sürü grubu. böyle bir grubun farkinda olmak* onlarin icine girmis olmayi ve olaylari ancak böyle gözlemlemis olmayi gerektiriyor sanirim.
    sürü olmayin kardesim siz de.. cikin daglara, yayilin piknik yapin. özgün olmak o kadar zor olmasa gerek; diyesi geliyor insanin.
  • bu tür sosyopat insanların iş yerlerinde birbirleriyle kurdukları inanılmaz bir bağ vardır. kendi aralarında acele gruplaşıp, hatta kendilerine benzeyen yeni biri iş yerine geldiği zaman sanki mıknatıs misali kendilerine çekerler. giyim tarzları, saç boyaları, çoraplarının rengi, kravatlarının duruşu bile birbirlerine benzer. bilgisayar başında çalışırken bir gözleri yan odadaki kankasından gelecek sms mesajında ya da msn msjındadır. öğlen yemeğine birlikte gidip, kısık sesle yaptıkları konuşmalar, iş yerindeki diğer vatandaşları çekiştirmeleri, yanlarına yabancı bir şahıs geldiğinde susmaları diğer bireyleri gıcık etse de, onlar kendi aralarında süper sosyal olduklarını iddia ederler.

    iş yerindeki herhangi bir organizasyona - örneğin tiyatro olsun - önce "bakalım" şeklinde cevap verip, sonra acele kendi aralarında bir beyin fırtınası gerçekleştirdikten sonra red cevabı verirler. tüm iş yeri çalışanları bu tiyatroya gitmişken onlar aynı saatte başka bir oyunu izlerler ve ileri sürdükleri gelmeme bahanesiyle gene diğerlerini gıcık ederler.

    karşı cinse karşı kapalıdırlar. bu beğenilmek istemedikleri anlamında değil. onlar keşfedilmeyi beklerler - ama sessiz, ama somurtgan, ama öküz bakışlarıyla - keşfedilememek onların değil keşfedemeyenin suçudur.

    söz konusu grup için sizin bir sevgilinizin olması, eğer erkekseniz sevgilinizi elde tutmak için çok para harcadığınıza delalettir (çünkü onlara göre anti sosyal sizsiniz ve asla bi hatunla bir araya gelebilecek bir tip değilsinizdir), eğer bir bayansanız sevgilinizi mutlaka üzerinize giydiğiniz ve size yakışan mini etekle ve her daim manikürlü olan tırnaklarınızla elinizde tutuyorsunuzdur (sizi kesinlikle kıskandıklarından değil, aslında onlar mini eteğe de karşı değiller ama iş yerinde etik bulmuyorlardır!).

    bir başka detay da bu tip saygıdeğer insanların çok meraklı olmalarıdır. her daim diğerlerini gözlemlerler. telefonda neler konuşuyor, bilgisayarında o sırada hangi siteye bakıyor, nereden alış vriş yapıyor, evine kaçta gidip geliyor, sevgilisiyle nerede buluşuyor vs. sorularını yanıtlamak için kendi dünyalarında sürekli bir araştırma halindedirler. birbirleri arasında konuştukları konuların özünü bu detaylar oluşturur.

    sürüsosyeller iş dünyasının vaz geçilmezleridir. hemen her yerde bulunurlar. kendi aralarında mitoz bölünme ile çoğalıp iş hayatımıza gri renkte esintiler vermekten başka belki de bi işe yararlar ama ben daha bulamadım..

    hepsine selam ederim.
  • kendilerini tahlil edenlerin farkinda olduklarini farketmemis olduklari icin oldukca mutludurlar. muhtemelen. ne demisler: farkindalik aci verir.
  • "miş gibi" yaşıyorlar, mis gibi. tasmalarını, pardon boyunlarındaki kimlik kartlarını çıkarmıyorlar. nereye giderlerse gitsinler etiketleri üstlerinde "x bankasından y bey, z hanım"..

    her şeyleri miş gibi, kazandıkları para, harcadıkları para, yaşadıkları para. bakıyorum, istemeden bakıyorum adam 5 lira kazanıyor mesela ama 10 lira kazanıyorum diyor. yine rahatsız bir bakış, adam sanki 15 lira kazanır gibi harcıyor. bildiğim matematik bunların açıklayamıyor; daha doğrusu kredi kartlarını doğrarken adam anlıyorum olanları. kendisi değil, birileri gibi yaşamaya çalışmanın bedeli bu olsa gerek (ı ıh, sevemedim seni kara gözlüm).

    bilgileri, tecrübeleri de miş gibi. hepsinde bir cahil cesareti, cehalletten gelme bilgiçlik. daha üç gün oldu geleli ama bir anda sanki yıllardır bu işi yapıyor; bilgi, tecrübe gani gani. iki günde "reklam gurusu", "marketing zıpzıpı", "encınıring konsultınt" olmuşlar. yahu millet yıllarını veriyor, ne kadar çok öğrendikçe o kadar zaman alıyor konuşmaları. bir cümle kurmak için bin defa düşünüyorlar, sen hemen ordan atlıyorsun "şimdi sizin marka konumlandırmanız yanlış". haklısın bacım, benim markayı nereye konumlayacağımı biliyorum ama dua et ki "ofis ortamı"ndayız, ağzımı bozamıyorum (seni de sevemedim taze boyanmış kızıl saçlım).

    utanmaları da miş gibi. babam bana erken yaşta büyümeyi öğretti, birisinden değil borç istemek; verdiğim borcu isterken bile sıkılırım ben. bunlar gururla anlatıyor "valla hatunun babası aldı arabayı, eheh alacak tabi işi ne?". benim bildiğim parayı veren düdüğü çalar, birisinden borç istemek peşi sıra gelecekleri kabullenmektir, parasızlık delikanlının boynunu ondan eğer; bunlardaki kösele surat neyin getirisi, hangi kültürün hediyesi? (senin babanı da, kayınpederini de sevmedim parlak briyantinlim).

    sundukları yaşam tarzları da miş gibi. hep kaliteli yerlerden yemek yersiniz ama ara sıra salaş yerleri de keşfetmeyi seversiniz. otelleriniz hep 5 yıldızlı, açık büfeli, içinde her şeyi dahil. tatilleriniz de miş gibi sizin, koşturmaktan zaman bulunca dinlenin olur mu? mesela uçakta uyursunuz biraz. ne biliyim, sevgili arabanızla hızlı feribottayken uyursunuz (zaten dışarısı sizi ilgilendirmiyor). düğünlerinizde takılan elmasları banka kasalarına gömün, başlarına bir şey gelmesin (sizin nikah şahitlerinizi de sevmedim ben).

    peki aynanın karşısındaki bunlardan farklı biri mi? bilmiyorum, başkalarına bok atarken kendimi göremiyorum (görsem de görmezden geliyorum, oh mis gibi)..
  • kendi yaşam alanlarında, doğal bir surecin sonunda oluşturdukları bir puan sistemi vardır bu şahısların. cinsiyete göre yer yer farklılık gösterir bu sistem. şöyle ki; erkek tür nekadar çok ekonomiden ve borsadan konusursa okadar işini iyi biliyor ve dünyadan haberdardır. nekadar eğlence mekanı veya restoran biliyorsa sosyaldir, hayattan zevk almasını bilir, bu tür şeylerin ona sorulması gereken kişidir. beraber olduğu (veya olmuş gibi davrandığı) kadınları nekadar cok anlatırsa okadar erkektir o, çapkındır. bu şekilde artı puanlarını yükseltirler. dinleyenler nekadar ezilirse ve tereddüt ederse onların hanesine de eksi puanlar yazılır. eger tebrik ederlerse bir miktar artı puan alabilirler. bu türün dişisi kadınlığını ve cazibesini, erkekleri reddederek gösterir. kesinlikle aynı kıyafeti üstüste iki gun giymez, giyene de iyi gözle bakmaz.

    popüler kültürün yardakcısıdır bunlar, köleleridir. şu çılgın türkleri okurlar, mor ve ötesi dinlerler lost izlerler. bu aktivitelerde bi gariplik olmayabilir. ama bunların dışına cıkamazlar. cunku bu risktir. zaman kaybıdır. sınırı aşıp başka şeylerle ilgilenirken, diğerleri birbirleriyle konuşup artı puan kazanabilirler. doğal yaşam alanlarının dışındaysan sana garip zevkleri olan şahıs, özenti, kimi zaman da serseri gözüyle bakarlar. ancak bazen sistemde bazı değişiklikler olur. fakat bu farkı herkes yaratamaz. puan sistemindeki sıralamaya gore populer şahıslardan biri sınırı aşar farklı bi aktivitede bulunur. bir sure sonra, izlediğin bir diziyi veya cok sevdiğin bir filmi konusarak artı puanları kapıştıklarını görürsünüz. bu, onların size saldırıp sizi ezmeye çalışmasından daha cok bunaltır sizi. bir an kendinizi onların doğal yaşam alanında hissedersiniz.

    aslında işten eve gidince normal bir insana dönüşür bunlar. farketmeseler de rahatlar bedenleri beyinleri. puan kazanma stresinden uzaklaşıp don atlet ayaklarını uzatıp tv izlerler. hatta 1970 lerden bir tarık akan gülşen bubikoğlu filmi vardır o an. lakin ertesi gun birbirlerine anlatacakları şey cnbce deki o dizi olucaktır.