şükela:  tümü | bugün
  • --- önsöz ---

    yerin sahibi, göğün sahibi, yer gök arasındaki her şeyin sahibi, her şeye hakkıyla hükmeden her şeyi hakkıyla bilen, hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağı, sonsuz hükümleri ve sınırsız hikmetleri ile edip eyleyen; şeyle her şeyi etkileyen, her şeyle şeye hükmeden, çok bağışlayan ve esirgeyen rabbim'e hamd, o'nun elçisi sevgili efendimiz muhammedü'l-emin sallallahu aleyhi ve sellem'e selam olsun.
    --- önsöz ---

    --- giriş ---

    aşağıda celâl yeniçeri hoca'nın uzay ve varlık âyetleri tefsiri eserinden ilk maddelerin ortaya çıkışı, suyun yaratılışı başlıkları altındaki telif ettiği ilginç bilgileri okuyabilirsiniz.
    suyun yaratılışı yazısı yaratılışın kökeni, yaratılan ilk maddeler, karanlık madde -benim anladığım bu- vd. enterasan bilgiler içermektedir.
    usüldendir: okurken çayınızı kahvenizi eksik etmeyiverin.
    --- giriş ---

    yer ve göklerin oluşumuna temel teşkil eden ilk madde hangisidir?

    yüce allah, evreni hangi maddeden başlıyarak yaratmıştır?

    kur'ân-ı kerîm'de:
    "biz her canlı şeyi sudan yarattık"[1] deniliyor. acaba cansız nesneler de canlılar gibi sudan mı yaratılmışlardır?

    ilk ortaya çıkan ve diğer maddelere temel oluşturan ilk nesne gerçekten su mudur?

    bu konuda pek çok hadis ve tefsir kitabında hz. muhammed'in (s) ebû hureyre (r.) tarafından rivâyet edilen bir sözlerine yer verilir. bu kişinin hz. peygamber'e; bana her şeyi haber ver, demesi üzerine o da şöyle söyler:

    "aziz ve yüce allah her şeyi sudan yaratmıştır".

    bir başka rivâyet tarzına göre ebû hureyre; yaratıklar neden yaratıldı diye sorar. hz. peygamber'in ona cevabı; "her şey sudan yaratılmıştır" tarzında olur.[2] burada bütün bilgilerin ilk yaratılışa dayandırıldığı açıktır. çünkü her şeyi bilmek isteyen ebû hureyre'ye verilen cevap yukarıdaki şekilde olmuştur.

    acaba hz. peygamber (s) bu yukarıdaki sözleriyle sâdece canlı olan şeyleri mi kastetmiştir yoksa canlı-cansız ayırımı yapmadan her türlü nesnenin ilk maddesinin su olduğunu mu bildirmek istemiştir? endülüslü müfessir kurtubî, azınlıkta kaldıkları anlaşılan bir kısım âlimlerin, ateş ve havanın da sudan yaratıldıkları görüşünde olduklarını, kaydeder. onlara göre; allah'ın âlemde ilk yarattığı sudur ve sonra da
    her şey sudan yaratılmıştır.[3] bu anlayışa göre sonradan ortaya çıkacak olan ateş, cereyan ve bunlara benzer değişik türden güçlerin ilk maddesi de su olacaktır. burada benim aklıma, ateşin serinliğe dönüştüğü ibrahim peygamber'in olayı gelmektedir. kur'an-ı kerim'de anlatıldığına göre o ateşe atıldığında allah ateşe: "ey nar! ibrahim için serinlik ve esenlik ol" demiş[4] ve o da böyle bir ortama dönüşmüştür. burada acaba ateşte geriye ve ilke doğru dönüş mü olmuştur? bunun tersi olarak da soğuk nesnelerden hararet elde edilmesi düşünülebilir. îran ve türk illerinde tabiat ve gök bilimleriyle kur'ân tefsiri üzerine dersler veren fahruddîn er-râzî; ilk olarak bir cevherin yaratıldığı ve bunun önce suya daha sonra da hava ve nûra dönüştürüldüğüne dair bir görüş nakleder ve buna göre yaratılışta ilk mebdenin "su: mâ" olduğunu, kaydeder.[5] hadisçi beyhakî'nin yazdığına bakılrsa hz. peygamber'in arkadaşlarından bazı kişiler de yukardakine benzer bir görüş ortaya koymuşlardır. onlar yaratılışı araştıran bir kimseye cevap verirken bu görüşlerini dile getirdiler. şöyle ki:

    "adamın biri abdullah b. amr'e gelerek ona; yaratıklar neden yaratıldılar, diye sorar. o da bu soruya; su, nûr, karanlık, hava ve topraktan yaratıldılar, tarzında bir cevap verir. sonra adam (çevresine işaret ederek); bütün bunlar neden yaratıldı, der ve fakat o bilmiyorum, cevabını alır. adam oradan abdullah b. zübeyr'e gider ve ondan da aynı cevapları alır. bu sefer o abdullah b. abbâs'a gidip aynı soruyu sorar, o da yukarıdaki gibi; yaratıkların su, nûr, karanlık, hava ve topraktan yaratıldıklarını, söyler sonra adam, çevresindeki nesneleri ve âlemi kastederek; bütün bunların kaynağının ne olduğunu, neden yaratıldıklarını, sorar. ibn abbâs bu soruya; önce su yaratıldı. su herhangi bir asıldan yaratılmamış ve daha önce bulunan bir misale göre de meydana getirilmemiştir. su yaratıldıktan sonra allah onu, daha sonra yarattığı her şey için bir asıl yapmıştır" tarzında cevap verir.[6] verilen cevaplara bakılırsa bilgi kaynaklarının aynı olduğu görülür. şu kadar var ki onlar bu görüşlerini hz. peygamber'e dayandırmamışlardır. bu cevaplarda suyun ilk madde olduğu ifâde edilmekte ve fakat diğer nesnelerin hangi yaratılış safhasında ortaya çıktıklarına dair herhangi bir şey söylenmemektedir. şu kadar var ki bu nesneler, kendilerinden eşya ve âlemin yaratıldığı beş temel unsur olarak ele alınmıştır. burada dikkat çeken bir nokta da "zulmet: karanlık"ın bir unsur gibi gösterilmesidir. o ise diğerleri gibi bir madde değildir. ırak mektebinin kurucusu ünlü hukukçu abdullah ibn mes'ûd da diğer bir kısım sahabe ile beraber; allah'ın sudan önce başka bir şey yaratmadığı, görüşünü paylaşmakta ve fakat sudan önce "arş"ın mevcudiyetine inanmaktadır.[7] ki müfessirlerin piri olarak kabul edilen abdullah ibn abbâs'ın görüşü de aslında böyledir. bu görüşler hiç şüphesiz ki:

    "o (allah) hanginizin daha güzel amel ve işte bulunacağını denemek için, arşı su üstündeyken, gökleri ve yeri yaratandır"[8]

    âyetine ve bu ifâdenin geçtiği bir kisım hadislere dayanmaktadır.[9] bu âyette görüldüğü gibi yer ve göklerin yaratılışından önce arş ve su ikilisinden
    bahsedilmekte ve arş, göklerden ayrı bir âlem olarak ele alınmaktadır. sahabe (peygamberi gören nesil) den sonra gelip "tâbiûn" denilen neslin
    ünlü âlimlerinden dahhâk, mücâhid ve katâde de sahabe'den farklı bir görüş ortaya koymadılar[10]. bunlardan mücâhid yaratılışın; arş, su ve hava olarak başladığını, daha sonra da sudan yer yüzünün oluştuğu, görüşünü savunurken[11] türk asıllı ve harzem beldesinden zemahşerî yukarıdaki âyetin; arş ve suyun, yer ve göklerden önce yaratldıklarına bir delil olduğunu, yazar.[12] ebû müslim el-ısfahânî ise bahsi geçen âyete; göklerin su üzerine kurulduğu, yorumunu getirir ki bu yorumda "arş" yerini göklere bırakmış olmaktadır.

    ibn abbâs gibi yaratılış ve göklerle ilgili ayetlerin tefsirine en geniş yer vermiş bulunan müfessir-filozof fahruddîn er-râzî, yukarıdaki ayette söz konusu edilen arş ve suyun birbirlerine bitişik olmadıklarını, yazar. yine onun yazdığına göre mûtezile mezhebi arş ve sudan önce ilk yaratık olarak melekleri kabul etmektedir. onlar fayda ilkesinden hareket ederek bu sonuca varırlar. onlara göre allah her şeyi bir menfaat için yaratır. cansız nesnelerin bir şeyden faydalanmaları söz konusu olamayacağına göre arş ve sudan önce bunlardan faydalanacak canlı türünden şeylerin yaratılması gerekir ki bunlar da ancak meleklerdir[13]. bu yaklaşım tabii ki mantıkî değildir.

    arş'tan ayrı bir kitle oluşturan su tek başına maddesiz bir boşlukta mı durmaktadır, yoksa boşlukta ve fakat çevresini kuşatan bazı gazlara mı dayanmaktadır? bu su kütlesinin ne üzerinde durduğu merak konusu yapılmış
    ve bu sebeple de abdullah b. abbâs'ın (r.) bilgisine müracaat edilmiştir
    pek çok kaynak onun bu soruya
    "havanın sırtı (:metnu'r-rîh) üstünde"
    tarzında cevap verdiğini yazar[14] ki daha sonra vehb b. münebbih de bu görüşü paylaşanlardan olmuştur.[15]

    bugün suyun 2 hidrojen + 1 oksijenin bileşiminden oluştuğu ve bu bileşimin en büyük katkı maddesini de hidrojenin meydana getirdiği bilinmektedir. acaba yukarıdaki ayette sudan kasıt onu oluşturan bu iki gaz mıdır veya o bildiğimiz su değil de diğer cinsten mâî bir madde midir. kur'ân-ı kerim'in geldiği çağda insanlar bu iki gaz türünden bir şey anlamazlar ve fakat suyu bilmeyen yoktur. suyun hidrojen ve oksijene dönüşümü daima mümkün olduğu gibi bu ikisinin kendi şartları içerisinde suyu oluşturmaları da dâima mümkündür. suya dönüşemeyen hidrojen ve oksijen ise dönüşen miktardaki su kitlesine destek olacak ve yataklık yapacaktır ki ibn
    abbâs'ın (r.) bu kütleyi hava kütlesi üstüne oturtması da bundan ileri gelebilir. ibn abbâs aslında, "rüzgar gövdesi" tâbirini kullanmıştır. burada hz.
    peygamber'in, yer ve gökleri yaratmadan önce allah'ın nerede olduğu sorusuna verdiği cevabı hatırlamak yerinde olacaktır:

    "o bir amâ' da idi. ne altında hava vardı ne üstünde hava vardı. orada (o zamanda) arşı da su üstünde yaratılmış değildi".

    burada sadece allah'ın mevcut olup ondan gayri havanın bile bulunmadığının ifâde edilmesi, ilk yaratılan maddelerin de suyu oluşturan gazlar
    veya gazlardan biri olacağı ihtimalini aklımıza getirmektedir.

    üzerinde durulması gereken diğer bir mesele de su ile ilgili ayette geçen "arş"ın ne anlama geleceğidir. ileride ayrı başlık altında ele alacağımız arş acaba yedi yer ve göğün ötesinde yüce allah'ın ilk ve en büyük, en mükemmel olarak yarattiğı bir âlem midir yoksa ondan maksat allah'ın hükümranlığı mıdır? her ne kadar genel görüş birincisi ise de az sayıda ikinci
    görüşü savunanlar da vardır. "arş" kelime olarak çeşitli anlamlara sahiptir ki bunlardan biri hükümdarın tahtı, diğerleri de; melik, mülk, iktidar
    hâkimiyettir[16] ki sonuç olarak aynı anlama gelirler. eğer biz "arş"ı genel görüşten ayrılarak bu ikinci mânasında ele alırsak o takdirde âyette geçen; "arşı da su üstündeydi" ifâdesini, hâkimiyet ve hükümranlığı sâdece bu maddeye veya onu oluşturan nesnelere, gazlara inhisar ediyordu ve başka bir varlık yoktu, tarzında anlamamız gerekecektir. eğer arş, yer ve gökler için temel madde teşkil eden gazlar ve sudan önce varsa o takdirde arşın bu nesne ve gazların oluşumuna kaynaklık etmiş olması ihtimali ortaya çıkacaktır. kur'ân'da "arş"ın büyük ve kerîm gibi sıfatlarla nitelendirilmesi de[17] onun, âlemlerin en yüce ve mükemmeli olduğunu ifâde için olmalıdır. durum ne olursa olsun içinde dünyamızın da bulunduğu yedi kat yer ve
    göklerin ilk temel maddesinin su ve dolayısıyla onu oluşturan gazların olduğu açıklık kazanmaktadır. bu su bizimkinden biraz veya çok farklı feleki
    (kozmik) bir mâî olabilir.

    arşın, üzerinde bulunduğu suyun mâhiyeti hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. bazıları bunu, ölüleri diriltecek olan hayat suyu olarak görürlerken bir kısımları onu, dört unsurdan biri olan ve bütün canlılara hayat veren ve kaynak olan tabii su olarak görmüşlerdir. ona gerçek su değil de mecâzî bir anlam verenler ve ona mutlak ilâhî hâkimiyyetin temsili olarak bakanlar da vardır.[18] varlığın ortaya çıkışında su konusunu gelişen ilim verileri ışığı altında elbette ki yeniden ele almak gerekir. günümüzde bilim adamları kâinatın; önce hidrojen ve kısmen de helyumdan oluşan ve
    kendi etrafinda yavaşça dönen bir kütleye sonra da karbon gazına oradan da oksijene geçtiğini kabul etmektedirler. bundan sonra da mâdenlere ve mâdensilere varılmıştır.[19]
    kâinat ve varlık bilimi en son ne söyleyecektir, bunu da merakla bekleyeceğiz.

    [1] enbiyâ, 21/30
    [2] tirmizi, cennet, 2; ahmed, müsned, ıı/323; beyhakî, el-esmâ, 380; kurtubî, ı/257; ibn kesir, tefsir, ıı/506
    [3] kurtubî, xıı/291
    [4] enbiyâ, 21/69
    [5] f. râzi, xxıv/16
    [6] beyhaki, el-esmâ' ve's-sıfât, 388-389
    [7] taberi, tefsîr, ı/152; kurtubî, ı/256-257; suyûtî, el-hey'e, v 6/b
    [8] hûd, 11/7
    [9] bak buhâri, tevhid, 19, 22, tefsîr, 11
    [10] taberi, xııı/4. katâde için ayrıca bak. ebû'l-ferec ibn el-cevzî, zâdül-mesîr, ıv/79
    [11] taberi, vııı/146; beyhakî, 378
    [12] zemahşeri, keşşâf, ııı/30
    [13] f. râzî, xvıı/187
    [14] bak hâkim, müstedrek, ıı/341; beyhakî, el-esmâ', 378; suyûtî, el -hey'e, v. 1/b taberî xıı/4; ibn kesîr ıı/212; kurtubî, ıx/8; ibnü'l-cevzî, ıv/79
    [15] suyûtî, el-hey'e, v. 1/b
    [16] kurtubi, vıı/220-221; lbn kesir, ı/231; ibnu'l-cevzi, kitabında ibn abbâs'ın "arş"ı allah'ın kürsüsü olarak tefsir ettiğini yazar ki bu da hükümranlk demektir. c. ıv/79
    [17] tevbe, 9/129; mü'minûn, 23/86, 116; neml, 27/26
    [18] bak. y. şevki yavuz, "arş" md. d.i.a, istanbul 1991
    [19] bak. maurrice bucaille, kitab-ı mukaddes ve kur'ân, 215
  • hz muhammedin, hureyye tarafindan (rivayet) edilen sozlerine yer verilir.

    rivayet ( tdk ) = söylenti.

    bıkmadınız 1400 senelik rivayetlerle dolu kitabı bir o kalıba bir bu kalıba sokmaya.
  • (bkz: yav he he)

    2 hidrojen 1 oksijen molekulunden olusmustur. (bkz: h2o)

    hidrojen, big bang sirasinda aciga cikip evrenin olusumuyla yogunlasmistir. su, evrenin farkli bolgelerinde gaz halinde bulunmaktadir. misal olarak (bkz: nebula)

    dunyamiza ise goktasi ve kuyruklu yildiz carpmalariyla tasinmis, donmus bir sekilde uzun bir sure muhafaza edilmistir.

    ya inaniyorsaniz inaniyorsunuz da kardesim, azicik sorgulayin be.
  • e hani ol dedi oldu değil miydi? 35 paragraf entry ney? **
  • ol demiş olmuştur. daha iyi mi bileceksiniz.
  • antitezinin koyulması gereken bir başlık. suyun oluşumu ve dünyada ne aradığına dair kafa patlatılmış bir sürü teori var.

    büyük patlamadan kısa bir süre sonra protonlar, nötronlar ve elektronlar 10 milyar derece sıcakta kaynamaya başlıyorlar. birkaç dakika içinde, daha hafif elementler olarak bilinen hidrojen ve helyum, bu atom yapı taşlarından nükleosentez adı verilen bir işlemde şekilleniyor. ağır elementler, daha hafif olan elementler yıldızların ve süpernovaların içinde füzyona maruz kaldıkları süre boyunca ortaya çıkmıyor. zamanla yıldızlar, oksijen de dahil olmak üzere bu ağır elementleri hafif elementlerle karıştırarak uzaya gönderiyor.

    tabii ki, hidrojen ve oksijen moleküllerinin oluşumu ve daha sonra su oluşumu iki farklı şey. çünkü hidrojen ve oksijen molekülleri karıştığında bile, su oluşturmak için hala bir enerji kıvılcımına ihtiyaçları var. bu süreç şiddetli bir süreç ve şimdiye kadar hiç kimse dünya'da güvenle su yaratmanın bir yolunu bulamadı.

    peki gezegenimiz okyanuslar, göller ve nehirlerle nasıl kaplı hale geldi? basit cevabı hala bilinmiyor ancak güçlü fikirler var. bunlar arasındaki en güçlü teori yaklaşık 4 milyar yıl önce, milyonlarca asteroit ve kuyruklu yıldızın dünya'nın yüzeyine çarpması ve sonuçları kapsamında şekilleniyor. teoriye göre, bunlar normal astroitler değildi, darbeyle salıverilen suyla yüklü kozmik süngerlere benzeyen astroitlerdi. asteroitlerin ve kuyruklu yıldızların su tuttuğu doğrulansa da, teorinin uymadığını düşünenler de var. dünya okyanuslarındaki tüm suyu hesaba katmak için yeterli çarpışma olup olmadığını sorguluyorlar. mesela kaliforniya araştırma enstitüsü'de yapılan bir araştırmada, hale-bopp kuyruklu yıldızında bulunan suyun dünya okyanuslarından çok daha fazla ağır su içerdiği (bir hidrojen atomu, bir döteryum atomu ve bir oksijen atomu olan hdo) keşfedilmiş. öyleyse dünyayı vuran hale-bopp'tan çok farklıydı ya da dünya normal suyunu (yani h20, iki hidrojen atomu ve bir oksijen atomu) başka bir yoldan aldı.

    ilk teori, yani suyun dünyaya astroidler ile geldiği yönündeki geçen yıl yapılan bir gözlem ile kuvvetini artırdı. kuyruk kısmına 2,7 metrelik kızılötesi teleskop monte edilerek dönüştürülmüş bir boing 747 uçağı kullanılarak, dünyaya yakın geçiş yapan wirtanen astreodi gözlendi. bu astroid uzaya dünyadakine benzer su buharı salıyordu.

    wirtanen, uzaya su buharını diğerlerinden daha fazla boşaltan "hiperaktif kuyruklu yıldız" adı verilen belirli bir kuyruklu yıldız ailesine aittir. sonrasında gözlemlenen h20 ve hdo oranı karşılaştırıldı. dünya okyanusları çok özel bir d / h oranına (döteryum / hidrojen oranı) sahiptir ve wirtanen'in uzaya saldığı su buharında da bu oranın aynı olduğu sonucuna varıldı. ancak kızılötesi dalga boylarını dünyadan gözlemlemek mümkün olmadığından (dünya'nın atmosferi bu dalga boylarını engeller), yalnızca uzay teleskopları ve sofıa (atmosferin çoğunun üzerinde uçan araçlar) kullanılarak güvenli kuyruklıyıldız gözlemleri yapılabiliyor.

    daha yeni bir teoriye göre dünya kendi suyunu kendi üretiyor. buna göre genç dünya, güneşte üretilen ağır elementler ve oksijen ile bombalanıyor. güneşten gelen hidrojen ve oksijen, dünya'dan salınan diğer gazlarla bir araya gelerek dünya'nın okyanuslarını ve atmosferini oluşturuyor.

    bir başka yeni teoriyse dünya yüzeyini geniş bir hidrojen tabakasının kapladığı ve bu hidrojenin kabukta bulunan oksitler ile etkileşime girerek okyanusları oluşturduğu yönünde.

    son olarak, 2017'de bilgisayar simülasyonları ile elde edilen verilere göre suyun en azından bir miktarının dünya'nın mantosunda üretildiğine dair bir teori daha var. buradaki düşünce, suyun dünya'nın mantosunun derinliklerinde oluştuğu ve sonunda depremlerle yeryüzüne kadar çıkabildiği yönünde.