şükela:  tümü | bugün
  • ayfer tunç'un uzunca bir bölümü geceyazısı'nın üçüncü sayısında yayımlanan yeni eseri. görüldüğü kadarıyla şahane olan, kurgulu burgulu bir yapıya sahip oluşuyla daha bir güzelleşenr bu yapıtın bütün halini merakla bekliyoruz. (bkz: taş makas kağıt)
  • tamamı ayfer tunç'un taş kağıt makas adlı öykü kitabında yer alan eser.
  • okurken insanı yoran oyku ancak ve ancak bittikten sonra tadını alıyor insan.. cok guzel.
  • bu oykunun hayatıma nasıl dahil oldugunu anlatmalıyım oncelikle, sonralıkla oykuyle birlikte yasadıgım paralel hayat tecrubesini. ben ikisini de tercih etmiyorum sanırım. ama yazının bir algoritması olmalı oyle degil mi? bu isi yazarlar yapmalı, ben degil. nasıl da farklı kotarmış ayfer tunc. bin yasasın.

    suzan defter'i oku dedi, taş kagıt makas kitabında. peki dedim, pesi sıra bir cagrısım geldi, sahi konusmus muyduk onunla tas kagıt makas'ı? onca konudan bahsettik, genelde o cizdi konuların gelisme ve kilit noktalarını. kendimi onun yanında derya'nın suzan'ın yanında hissettigi gibi hissettim ara ara. bilsin. bilsin ki hayal mayal anımsıyorum sanki, onunla konusmadık tas kagıt makas'ı biz. tas kagıt makas bir cocuk oyunudur ve ben hic sevmem o oyunu. tas mı kagıdı keser, makas mı bicer cozemem. sıkıcı bulurum. annem oynardı, boyle altı tas ile, babamla. oyle bir oyun hatırlıyorum. o kadar.

    aldım kitabı, oylece duruyor konsolun ustunde. ara ara bakıyorum yanından gecerken. bakıyorum, bir sey eksik. hangi kalemle altını cizecegime karar vermem gerek once. ritueller insana kendini guvende hissettirir. alıskanlıklar da sakin ve dingin olmasını garantiler. guven, sakinlik ve dinginlik istiyorum okurken, karsıt duyguları barındıran yuregimin aksine.

    ofise kırtasiyeci geliyor, goz ucuyla bulundugum odaya bakıyor, el isareti yapıyor. icimden allah allah diyorum ne oldu ki, kırtasiyecinin benimle ne isi olur, siparisleri ben veririm, sekreter de kırtasiyeciye soyler, adamın yuzunu odeme almaya geldiginde gorurum sadece. verdigim siparisleri getirdiginde sekreter masama bırakır, ben sadece yerlestiririm. kural budur, hep boyle olur. bu sefer bir aykırılık var kuralda. kalkıyorum masamdan, geciyorum orta ofis kısmına. hayırdır recep bey diyorum. cok guzel bir kalem getirdim diyor, sizin siparisleriniz meshur, dusundum ki ilgilenirsiniz. bakmak istermisiniz diyor elindeki cantadan kalemi cıkartıyor. daha kaleme bakmadan bırakın diyorum, alalım. sekretere ve asistanıma da birer tane diyorum. kaleme bakmadan henuz anlıyorum. bu kalem kendi secti suzan defter'in altını cizmeyi. asistanım elinde kalemle masama geldiginde gercekten sasırıyorum. zira kalem; kursun kalem, pembe bir faber castell.

    -pembeli-

    tam cumartesi'ye uygun diye gulumsuyorum kendi kendime. aslında ne isterim; cumartesi gecesi seviselim, sevismekten yorulalım dinlenelim uyuyalım isterim. ben ne yapıyorum elimdeki pembe kaleme gulumseyip heyecanlanıyorum. hem ironik hem dramatik bulup anlam bile yukluyorum bu duruma. saka gibi hissediyorum, bildigin saka gibi bir cumartesi. aferin bana. herkes uyuyor, evde bir sessizlik, elbette kıs balkonu az ısık, az ısıkta baslıyorum. illa o oykuden olacak ya, sansıma son oyku bu. acıyorum bismillah.

    suzan defter hayatıma bir cumartesi gecesi boylece dahil oluveriyor. pembeli bir kalemle altı cizile cizile okunmaya baslanıyor. basladıktan yaklasık bes dakika sonra alacagın olsun diyorum icimden. yine yaptın yapacagını. tas kagıt makas'ı konusmadık biz seninle lakin bu oyku baska. illa soldan devam edeyim diyor icimdeki bir ses. kadın beyninin en verimli calısan kısmı sol kısmı mıydı acaba, yanımda olsan bunu da konusurduk diyorum. sol kısmı tercih ediyorum. derya'nın gozu ile okuyorum suzan'ı. suzan'a yakınmısım gibi hissederek, iyi biliyorum ki ben cok uzagım.

    kısa saskınlıgın ardından ara vermeye karar verip, bir bardak soguk sut icip, duraklıyorum. kendime sut icine kadar bir zaman dilimi hediye edip, biraz dusunup, uyuyayım diyorum. yarın gece devam ederim.

    - sut yanıgı-

    sut yanıgı mı diyor acildeki hemsire, o kadar robot kesilmisim ki, suratına afallamıs bir sekilde bakıyorum. kac yasında ve bu yanık sut yanıgı mı diyor yine. iste o dakika soku atlatıp hayır diyorum. caydanlık devrildi henuz 30 aylık. kendime gelince bizim basımıza ne gelecek simdi diyorum, yukardan plastik cerrahiyi cagırdım diyor, onların gormesi gerek. endiselenmeyin, 1. derece yanık gibi duruyor, lakin yuzey genis. gelsinler gorsunler onlara gore hareket edecegiz. uzerimde askılı bir bluz, oglumu gogsume dayıyorum. gogsu ve ayakları yanık icinde, sismis, akıyor, deriler dokulmus. farkettikce anlıyorum vehameti. o aglıyor ben robot gibi. konusuyorum usul usul. canım benim, yakısıklım, simdi doktor gelecek az kaldı dayan, aglama n'olur, canımdan can gidiyor, bana gelsin sana gelen.

    plastik cerrahları hemen geliyorlar. 1. dereceymis, pansuman yapılacakmıs. her gun pansuma goturecekmisiz, bir hafta sonra tekrar goreceklermis. iz kalmayacakmıs, agrısı icin bir surup, yarası icin bir krem yazmıslar. kremi pansumanda surdurecekmisiz, enfekte riskine karsı dikkatli olacakmısız. izini geceyim, izini geceyim doktor bey, canı yanmasın diyorum. bir igne yapalım o vakit diyor. son kez acı cekmesini goze alarak igneyi yaptırıyoruz. donus yolunda arabada kucagımda uyuyakalıyor evladım. o uyurken; mısıl mısıl omrumden omur gittigini anlıyorum.

    -yenilmenin tohumunu tasır her pazartesi-

    demis turgut uyar. iyi demis, guzel demis, seviyorum boyle alıntılamayı. kafam karman corman ise geliyorum. suzan defter'i okuyordum ben di'mi? ofkeli degilim, sadece omrumden omur gitti. iste bu sebeple bu kez kimseye haksızlık etmeyecegim. omrumden omur gitti diye suzan defter'i okumayı bırakmayacagım. ona buna gereksiz ofkelenmeyecegim. birden onu, ona buna ilan etmeyecegim. erdem boyle bir sey olmalı.

    gun geciyor, vakit geciyor. mesguliyet, hepsi bu. aklım oglumda, ben buradayım ama aklım oglumun yanında. eve bir gideyim, sunu da ogreneyim, buna da danısayım derken, bitiyor gun. gunun sonuna dogru birer sigara yakalım mı diyor. iste o dakika anlam yuklemekten vazgecip ben bu gece suzan defter'i okuyacagım diyorum icimden; kaldıgım yerden, bendeki yerinden, sol taraftan, derya'nın gozunden, icimden aynen boyle diyorum. ona soylemeye ne gerek var ki.

    -suzan defter-

    bir sayfa daha, bir sayfa daha, bir sayfa daha. saat uc oluyor, sabah uyanamayacagım. olsun, bir sayfa daha. simdi bitti. elimde nevi sahsına munhasır pembe kalemim. kitap okurken altını cizerim ben satırların. minik notlar alırım. suzan defter senin icinde not aldım. bir fırsatta buraya da yazacagım seni uzun uzun. erdemli olayım sana haksızlık yapayayım. bu seferlik sadece minik bir notla anmıs olayım seni olur mu?

    'insan kendini bile bir baskasını severek sevebilir ancak, benim zavallı kızım.'(sayfa:170)

    demis ekmel bey, kızı bilge'ye. ne de guzel demis. evet ekmel bey, sevmek ne guzel. ben sizi cok sevdim ekmel bey, sanırım beynimin sag tarafı daha verimli calısıyor, bir fırsatta daha detaylı yazacagım sizin uzerinize.
  • bazı yazarlar sasırtırlar, sasırtan yazarlar daha cok sevilirler. insan okurken sasırmayı isteyebilir. ben sasırmayı severim. ne kadar cok sasırmaktan bahsettim. demek ki neymis; sasırtılmak farklı olan, istenilen, talep edilen.

    kim yazıyor bu yazıyı; ben, tabi benim penceremden okuyorsunuz sizde. yoksa kimisi kelebek cırpıntısı, ne bileyim mideye saplanan agrı, karanlık bir sisin icinden beliren eski sevgili ya da cok romantik bir opusme betimlemesi tercih edebilir, ben almayayım, alana da mani olmayayım. klasikler durun siz durdugunuz yerde, sasırayım ben, kırayım klasik mevzuları zihnimde.

    aynen oyle yapıyor ayfer tunç bu oykude iste. iki farklı gunluk, iki farklı kişi tarafından yazılıyor. dilerseniz once birini, dilerseniz ikisini bir arada okuyorsunuz. gunluklerin birini bir kadın digerini bir erkek kaleme alıyor. erkek bakıs acısı ve kadın bakıs acısını okudukca ayrımsayabildiginiz gibi gercekligin ne kadar goreceligi oldunu da anlayabiliyorsunuz. bu baglamda degisik diyebiliriz oykuyu anarken.

    anlatım seklinin -ne demistik- degisikligi, sizi bir kere sayfaların ve hayatların icine sokuveriyor. anlatılan oykudeki konular da gayet ilgi cekici, yıllardır, yuzyıllardır islenen bir konusu var oykunun. bana kalırsa; yasamdaki varolus amacımızı ask ekseninde bir guzel irdeliyor. ask, ihanet, terkedilmek, ayrılmak bu ilginc anlatım seklindeki oykude kısaca eksen olmus diyebiliriz aslında.

    yeni bitirdim aradan aylar gecse suzan defter icin soyle derim sanırım; bu oyku cok ilginc, sayfaları okurken hangisini sevdin daha cok? malum iki kisi yazmıs vs.vs... yine de haksızlık yapmayalım karakterlere, suzan'a, derya'ya, ekmel bey'e. onlar da guzeller.

    yanıma bugun almadım kitabı. ne yazık ki baska bir alıntı yapamayacagım, altını cizdigim alıntılayacagım bir paragraf vardı oykude aslında. ne diyelim bir dahakine. sanırım yine haksızlık yapmıs oldum oykuye. bu da benim kendi tarihimde suzan defter oykusunun izdusumu olsun:

    haksızlık.
  • tamamı ayfer tunç'un taş kağıt makas adlı öykü kitabında yer alırken can yayınları tarafından (yazarın haber ve onayı var mı bilmiyorum) ayrı kitap olarak sunulan ve mini roman diye nitelenen öykü.

    can yayınları bu kitabi naylon icinde satıyor. icini acip bir göz atamıyorsunuz. ben "acaba hikayenin genisletilmis versiyonu mu" diye aldim cunku icine bakamadim ama bugün iade ettim.

    tas-kagıt-makas gibi iyi bir öykü kitabından bu öyküyü çıkarıp da mini-roman diye pazarlamak bana doğru gelmedi. bu pazarlama politikasının ayfer tunc'un okur kitlesini rahatsız edeceğini düşünüyorum.
  • ayfer tunç'un yalın bir dille okuyucuğu en derininden vurmayı başardığı eseri.

    --- spoiler ---
    kahve ve sigara bir türlü süslemiyor bugün hayatımızı. nasıl isterim beni kucağına alıp sımsıkı sarılsın. sırtım üşüyor.
    göz göze geldik. yutkundu abim. başını eğdi. yere baktı.

    "benim suçum yok derya" dedi. "varsa da bağışla artık. suzan beni kaldırabileceğimden çok daha fazla sevdi. ezildim."

    ... "anlamıyor musun derya? suzan bizi ezdi. kaldıramadık."
    biz.
    doğru söylüyorsun abi, kaldıramadık,ezildik. ama neden bu kadar geç anladık bunu? sudan çıkmıştık, balık gibiydik, yeni bir hayata yürüyorduk. sakin, güvenli,sığ sulara."

    --- spoiler ---
  • itiraf etmeliyim ki ; 13. sayfaya kadar falan basım hatası olduğunu düşündüğüm kitap, evet sözlük utanıyorum affet beni*
  • nasıl okuyacağımı bilemediğim ve yazarına 'hele bir söylesen, yazarken nasıl okunması gerektiğini düşündün' demek üzere olduğum, kurgusuyla ve konusuyla beni büyüleyen kitap.
    okuma taktiği geliştirenlerin ısrarla yeni başlayacaklar için paylaşması gerektiğine olan inancımı yinelemeliyim!
  • yalnızlıklarını doğru bir insanla paylaşmayı bekleyen iki insanın yazdığı günlük sayfalarından oluşan bir roman. bir yabancıya güvenme, yalnızlığını paylaşma isteğine rağmen pek de olduğu gibi görünemeyen insanların öyküsü.

    ilk defa bu tarzda bir kitap okuduğum için başta alışmam biraz zaman aldı. önce ekmel bey’in o gün yazdıklarını, sonra derya’nın aynı günde yazdıklarını okudum. kitap iki kere farklı iki şekilde okunabilir. bir daha okursam önce ekmel bey’in tüm yazdıklarını, sonra derya’nın yazdıklarını tamamıyla okumayı tercih ederim sanırım.

    şurada ekmel bey'in ve derya'nın satırlarından alıntıları okuyabilirsiniz.