şükela:  tümü | bugün
  • insanlardan uzakta, ikea kataloğu gibi döşenmiş, tertemiz, düzenli ama buna rağmen daire kanalında gösterilen evler gibi ruhsuz bir evde yaşayan; kocası ve kocasının ailesi tarafından çok sevildiği, el üstünde tutulduğu gibi bir izlenim olsa bile onların yüksekten baktığı bir kadının altta yatan başka psikolojik sorunlarının etkisiyle yenmeyecek şeyleri yutma hastalığına* yakalanmasının hikâyesi.

    https://www.youtube.com/watch?v=auvzkcxv7xq

    film, yönetmeni carlo mirabella davis'in ilk uzun metraj filmi. biraz david fincher'dan biraz da new french extremity akımından etkilenmiş gibi. ve bu iki başlığın kesişimi çok güzel gerilim filmlerini üretildiği bir alan olabilir. filmdeki başrol oyuncusu haley bennett ise muhteşem bir oyunculuk sergilemiş. sırf o kadının güzel, seksi, psikolojik sorunlu, dengesiz, anaç, saldırgan halleri tek bir kişide topladığı oyunculuğunu görmek için bile bu film izlenir.

    bu hastalığın altında yatan sebeplerin didiklenmesi, psikolojik sorunları olan kişilerin hayatları gibi klişe konuları anlatması kadar, başka konulara da el atması hoşuma gitti. ayrıca klişe konuların işlenmesi benim için problem değil. klişe çoğu zaman kötü bir şey de değil zaten. ama bu filmdeki aile, kadın, evlilik ve özellikle kendini evliliğine adamış kadın portresi gibi konular o kadar güzel işlenmiş ki, gerçekten çok rahatsız edici sahneleri olan bir şeyleri yutma konusunun önüne geçmiş. ki bence olması gereken de bu zaten.

    hayatındaki tek başarısı evlenmek olan bir kadın hunter. hatta o çok sevdiği kocası bile bunu yüzüne vurmaktan çekinmiyor. kocasına her gün çok güzel yemekler hazırlıyor, evini sürekli temiz ve düzenli tutuyor, hiç arkadaşı yok, hatta kocasının ailesi ve arkadaşları dışında görüştüğü kimsesi yok, kocasının mutlu etmek için her şeyi yapıyor. ve sıra, ne kadar gelişmiş ve açık bir ülkede yaşarsa yaşasın, toplumun kodlarına işlenmiş olan kadınlık görevlerindeki anne olmak görevini gerçekleştirmeye geliyor. hamile olduğu anlaşılınca büyük bir sevinç oluyor tabii ki. koca toplumun ona verdiği olan babalık görevini getirdiği için mutlu, kayınpeder şirketine ceo bulduğu için mutlu... ama tüm bu mutlulukları ona yaşatan kadını, onun bir anısını bile dinlemeye tenezzül etmeyecek kadar da önemsiz görüyorlar. bu durum film içinde asla göze parmak şeklinde yapılmıyor. bunu o kadar sıradan şekilde anlatıyor ki, bu duruma aşina olmuş hatta kanıksamış izleyici de kadının tek psikolojik sorunun çocukluğuna dair çözemediği problemler olduğunu düşünebiliyor. evet çocukluk çok önemli ama o yaşlardaki problemlerin ortaya çıkmasına sebep olan da insanın yetişkin dönemlerinde karşına çıkan narsist, problemli ve problemli olmadığını kabul etmeyen ruh hastaları.

    film çok büyük metaforlar kullanmıyor ama iyi bir gerilim filmi. özellikle üst ve orta sınıftaki kendinde olduğunda en önemli şeylermiş gibi saklayıp kolladığı şeylere, kendinden uzaklaşınca bir pislikmiş gibi davranılmasını çok iyi anlatmış. insanın çirkinleşmesi için gerçekten de uzun zamana ihtiyaç yok, tek bir an yetiyor.
  • ing. kirlangic
  • stef smithin muhteşem oyunu. metin gerçekten çok güçlü, içi aforizmalarla dolu metnin. hızlı geçtiğiniz cümlenin tam ortasında durup düşündüğünüzde metin çok başarılı.

    ibrahim çiçek'in yönetmenliğinde oyun türkiye'de prömiyerini 1 şubat 2017'de yaptı. koreografisi bi başka sevdicek gizem erdem üstlenmiş. izlerseniz gizem'in eli çok güzel değmiş ..

    kimler ne yapıyor derseniz ece dizdar var merve dizdar var başak daşman var. oyun ne derseniz ... üç insanın öyküsü ... ömre zor sığan zor hayatları 1.5 saate hem de üçünü birden sığdırmışlar.

    ece dizdar'ı izlemek zaten her zaman bir keyif. ama merve dizdar ... başak daşman ... bundan nasıl daha iyi olabilirdi bilemem. playlist mükemmel ....

    oyun mu ... kelimelere sığdırmak mümkün değil. zor oyun, zor hayatlar. şiddetli. gerçekçi. doğal ve sadece olduğu gibi işte .

    mekan, müzik kullanımı çok başarılı. oyuncuların birbirine denk peşi sıra akan enerjileri ...

    uzun zamandır ayakta alkışladığım ilk oyun oldu .... tamlık duygusu veriyor. her şeyiyle. elinize sağlık dilinize sağlık güzel insanlar.

    sanat iyileştiriyor ... kelimesiz de kalsanız. isyanlarına katılsanız da gözünüzde bir damla yaş aksa da .... sahnedeki o çığlık içinize işlese de ... sanat iyileştiriyor.
  • “swallow” konusu itibariyle hayli entresan bir film. yönetmenliğini carlo mirabella-davis’in yaptığı 2019 tarihli film,evde bulduğu küçük objeleri yiyen pika sendromu olan bir kadının trajik hikayesini anlatıyor. bu filmle pika sendromunu da öğrenmiş oldum. film festivallerinden de ödüllerle dönmüş.

    mutsuz evlilik, çocukluk travması, göçmenlik, erkeklik, güç vb gibi gündemde olan konulara dokunan film, çeşitli toplumsal sorunlara bir kadının “üzücü” hikayesinden yola çıkarak eğiliyor. filmin başrol oyuncusu haley bennet çok iyi bir performans sergiliyor.
  • 2019 yılında tribeca film festival‘da ilk gösterimini yapmış psikolojik gerilim filmi.

    adı üzerinde konusu bir şeylerin yutulmasıyla alakalı. arkadaşım “bir kadın varmış filmde bir sürü değişik şey yutuyormuş” şeklinde anlatınca açıkçası “ben neyin içine düştüm” şeklinde yaklaşmıştım ama daha derin bir boyutu varmış konusunun. film boyunca “bu kadın n’apıyor yahu” ya da “çok saçma” gibi yorumlarda bulunmamıza rağmen kendini izletmiş ve bizi derin düşüncelere gark ettirmiştir.

    halihazırda evlilikten korkan insanların izlemesini kesinlikle tavsiye etmiyorum.
  • tek derdi ismi gibi bir dürtüyü, bir saplantıyı anlatmak olsa çok daha başarılı olacağını düşündüğüm film. ancak festival filmlerinin doğası gereği bolca mesaj ve metafor gerekiyor ki bu konuyu dağıtmış hatta zaman zaman da alakasız yerlere taşımış.
    yine de senaryoya sadece dürtüsel saplantılar açısından bakarsak konu oldukça ilgi çekici. sinemada çok daha uçlarda olan, öldürme dürtüsüyle seri katil olan insanların hikayeleri öyle çok işlendi ki insanın başka sapkın dürtüleri olduğu unutuldu. sadece bu açıdan bile sektörde güzel bir boşluğa iyi oturduğunu düşünüyorum. haley bennett kusursuz oynamış, etkilenmemek mümkün değil. yönetmenliği iyi ama görüntü yönetmenliğini ayrıca beğendim. sözün özü kendini izleten farklı bir film.
    bu kadar basit olmasa da benim bedenim benim kararım teması ve kürtajla özgürleşme fikri çoğu izleyici gibi beni de rahatsız etti. suriye'li karakter öyle anlamsız, replikleri öyle zorlama ki bu konuya nasıl monte edilebildiğini hala anlamıyorum.
    herşeye rağmen izlenmeye değer bir yapım.
    ilkokul yıllarımda, mahallemizde hayal meyal hatırlayabildiğim bir adam vardı. adamın çöp dolu bir evi vardı. sokağa ne zaman çıksa etrafta gördüğü parlak ambalajları, folyoları toplar evine götürürdü. bir gün dikkatli bir şekilde çocuk merakıyla izlemeye başladım. etrafına bakmamaya çalışıyordu ama kendini engelleyemiyordu. bazen o ambalajları gördüğü halde ilerliyor sonra kendine küfrede küfrede geri gelip, alıp ceplerine koyuyordu. kendini bir türlü durduramıyordu. üzerinden çok zaman geçti ve bu film sayesinde hatırladım ve yine bu film sayesinde ruh halini biraz daha anlayabiliyorum.
  • 2019 yapımı yönetmenin ilk uzun metrajı olan filmi carlo mirabella davis büyükannesinden ilhamla çekmiş. kendisinin babaannesi 50 lerde aşırı derecede el yıkamayla ilgili bir obsesyona tutulup nihayetinde hastaneye kaldırılması gerekmiş. yönetmen de kadınlara atfedilen temizlik, kocaya bakma gibi görevler sebebiyle bir anlamda "deliren" bir kadının özgürleşme öyküsünü çekmek istemiş.

    --- spoiler ---

    ana karakter hunter'ın doğduğundan bu yana kendi vücudu üzerinde söz sahibi olamaması, sürekli olarak başkaları için ve başkaları altında yaşaması ve istemediği bir anda hamile kalmasıyla birlikte bardağın taşarak kadının önce delirmesini sonra özgürleşmesini izliyoruz. yönetmenin bir röportajından öğrendiğimiz kadarıyla kendisi 20 li yaşlarda 3 sene kadar kendisini kadın olarak tanımlayarak yaşamış fakat sonra "erkek" görüntüsüne dönmüş. o dönemlerde "non binary" veya "gender fluid" kavramlarını bilsem kendimi öyle tanımlardım diyor. dolayısı ile bir anlamda kendi bedeniyle mücadelesini de yansıtmak istemiş.

    hunter'ın yumuşak surat ve vücut hatları ile evdeki keskin hatlar ve objeler, ev içindeki rahmi andıran yumuşak renkler ile dış dünyadaki soğuk-sert renkler, sahneden sahneye değişen duran kamera ile hareketli kamera arasında kurulan zıtlıklar güzel olmakla birlikte filmin bir çok sıkıntısı mevcut.

    film mizojini ile uğraşıyor fakat seyirci olarak 50 lerden fırlamış, evde topuklularla gezip barbie bebek gibi kocasını karşılayan fakat günümüzde yaşayan bir kadınla bağ kurmak çok mümkün olmuyor. bir de üstüne aşırı düz oyunculuk ve karakterin psikologla yaptığı gibi tavırlar eklenince bağ kurmak çok zorlaşıyor ve hunter karakteri garip bir şeyden ibaret kalıyor. hunter'ın çevresinde kurulan ve eldeki tüm imkanlarla kendisini deli mağdur olarak gösteren hikayenin çiğliğinden zaten çeşitli mecralarda bahsedilmiş. suriyeli bakıcının önce kendisinin mızmızlanmasından yakınması sonra ikisi arasında kurulan empatinin sakatlığına ise hiç girmiyorum.
    --- spoiler ---

    özetle: yönetmenin sanatsal görüşü yüksek ancak hikaye iyi kurulamamış.
  • 33 kv'de yaklaşık 7.1 mva güç taşıyabilen orta gerilim dağıtım havai hatlarından biri. genelde havai dağıtım hatlarının güç taşıma kapasiteleri isimlerini aldıkları kuşların büyüklüğü ile orantılı olduğu için (yaygın kullanılan) en küçüğü olan swallow ismi ile musemmadır.

    (bkz: swallow) (bkz: kırlangıç)
    (bkz: raven) (bkz: kuzgun)
    (bkz: pigeon) (bkz: güvercin)
    (bkz: partridge) (bkz: keklik)
    (bkz: hawk) (bkz: şahin)
  • oomph 'un dinlemeye kıyamadığım bir dinlemeye başladım mı dinlemeye doyamadığım mükemmel şarkısı.
    (bkz: az bilinen süper şarkılar)