şükela:  tümü | bugün
  • bilincin kendini ancak dilin yani toplumsal-uzlaşımsal bir kurumun vasıtasıyla ele alabildigi kural dünyası. big other olarak da bilinir. bu teori 1950li yıllardan jacques lacan tarafından ortaya atılmıştır.

    dilin birimleri simgelerdir. simge bir “gösteren”, bir de “gösterilen”den oluşur. her iki öge de zihinseldir. gösterme ilişkisi, bir işitsel imgeyi bir kavrama bağlayan ilişkidir. simge dış dünyada bir şeyin anlamlı olarak yerini tutar, ama anlamı yine kendi içindedir, dışarıda gönderimde bulunduğu şeyde değil. anlamın kaynağı bilinçtir. yoksa her şey, demokritosun dediği gibi “atomlar ve boş uzay"dan ibarettir. bu anlamsız gerçekliğe anlam veren, kişinin onu bilinç edimine nesne edinmesidir. anlamın, özün kaynağı bilinçtir.

    gösterme ilişkisinde her iki ögenin bağlantısı keyfidir. yani, mesela “kitap” işitsel imgesiyle “kitap” kavramı arasında ne deneysel ne de mantıki ilişki vardır. iki ögede dil içinde kalır. "kitap" işitsel imgesi, kendisi zihin içinde kalmakla yetinmez, anlamını dış dünyada gönderimde bulunduğu gerçeklikten değil, gene zihindeki "kitap" kavramından alır. işte, dile otonomisini veren budur. dil kendi içinde bir bütündür, dış dünyaya gönderim zorunluluğu olmaksızın salt dil düzeyinde çalışılabilir.

    yine bu teoriye göre insan, fallik dönemden itibaren name of the father denilen yasaları kabul eder ve bu sayede toplumun bir parçası olabilir.

    burada sözü edilen symbolic*, "insanları/eylemleri birbirine baglayan" anlamına gelir. mükemmeli hedefleyen insan eylemi simgesel dünyanın, yani kural ve antlaşmaların üzerine kuruludur. açıklamaya çalıştıkça batılmıştır. anlayana aferindir.

    (bkz: jacques lacan/@thessaly)