şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ing. $urup. chocolate syrup gibi..
  • ben
  • bir adet altinci nesil yazarimiz.
  • pek bi dusunceli, surup gibin.
    ayrica o bir miendisimsi
  • max barry'nin pazarlama, reklamcilik ve amerikan kapitalizmini tiye alan ilk romani.
  • ortalamanın biraz üstü bir film. akıcı hatta biraz fazla akıcı, ne olup bittiğini anlaşılmadan bitirivermişler filmi. izleyiciye emrivaki yapmışlar resmen. izleyin ama yine de.

    illa ki amber heard'ün hayvani güzelliğinden ve seksiliğinden bahsedilecek. kimse demeden ben diyeyim; nefesim kesildi amına koyim karıyı izlerken.
  • imdb'ye göre abd'de tek salonda vizyona girip 656 dolar hasılat yapmış gözüken film, gerçekten enteresan.
  • olacakmış ama olamamış bir film sanki. kadın başrolün öyle inanılmaz bir karakteri var ki, kim oynasa olağanüstü çekici olacaktı, amber heard şaşırtmadı. 5/10 diyoruz, daha kuvvetli bir senaryo, daha iyi mekan seçimleri ve daha iyi başroller gerek.
  • tek ama tek iyi yanı amber heard olan film. gerisi çöp.

    gerçi hangi filmde oynasa iyi yanı bu olur ama neyse
  • perception is reality and sex appeal is marketing gibi iki güzel temaya sahip kötü film.

    şirketlerin pazarlama stratejileri geliştirirken umursamadığı insanları, sadece kendilerine sıkıntı yaratacak bir şekilde öldüklerinde yani imajlarına zarar vermeye başladıklarında umursamaya başlaması sektörün ikiyüzlülüğünü ve yavşaklığını gözler önüne seriyor. aynı şekilde filmimiz de kendini pazarlarken amber heard seksapalitesini sonuna kadar kullanarak seyirci ile dalgasını geçmekte. seyirciye bazı şeyleri açık açık söylemelerine rağmen biz biliyoruz ki bu filme uğrayan ana akım seyirci aynı şekilde yoluna devam edecek. bu, piyasanın ve çağımızın sindirilen insanının durumuna güzel bir örnek aslında.

    yani şu anda hollywood, gayet ciddi eleştiri temalarını bile kendi ürünleri için reklam olarak kullanabiliyor. bunu yaparak bu insanlık dertlerinin içini boşaltıyor, bunları ana akımın elinden bir kere geçirerek onların gözünde değerlerini düşürüyor. yani bir nevi eleştiriyi bile insanlara tükettiriyorlar.

    tabii bunu sadece hollywood yapmıyor, bütün bir piyasa yapıyor. mesela bu aralar popüler olan iş sektörlerindeki kadın-erkek gelir eşitsizliğini ele alalım. bu eleştirinin reklamı gayet iyi yapılıyor gibi gözüküyor. fakat bu sırada konu bilerek ana akımın elinden geçirildiği için belirli bir kitle bu eleştiriyi tüketmeye başlıyor. tüketilen şeyin de değeri bir yerden sonra kayboluyor. bu yüzden bu tarz ciddi ve açık insanlık sorunlarının karşısında bunları değersiz bulan hatta adı geçtiğinde sinirlenen kitleler görebiliyoruz.

    son zamanlardan yine aynı konuyla alakalı dikkat çekici bir örnek olarak james franco'ya bakalım. kendisi altın kürelerde yakasına rozet takarak eyleme destek olurken hemen ertesi günlerde taciz suçlamaları yüzünden oscar törenine katılamıyor. bu yüzden eylemi yapan insanların samimiyeti sorgulanıyor, eylemin samimiyeti sorgulanıyor, eylem sorgulanıyor ve ardından değersizleşiyor. ya da yukarıda dediğimiz gibi tüketiliyor. bu filmin ciddi bir eleştiri olmayıp aksine eleştiriyi değersizleştiren bir film olması james franco örneği ile benzerdir.

    reklam ve pazarlama öyle bir durumdaki filmimiz reklamı kötülüyor, insanlığa zararlarını gösteriyor gibi gözüksede aslında kendi reklamını yapmakta. yani reklamı açıkça kötüleyerek reklamını yapan bir film bu.

    noam chomsky değişim hakkında şöyle diyor, sanırım anlatmaya çalıştığımıza paralel bir yaklaşım:

    "ana akım medyanın yaydığı şey, eğer değişim olmuşsa bunun, biz elitlerin çok yüce gönüllü olmamız ve değişimleri gerçekleştirmemiz sayesinde olduğudur."

    yani ana akım medya değişimlerdeki, eleştirilerdeki, eylemlerdeki yerini otoriteyle ters düşmediği sürece alacaktır.

    reklamın kötü olduğunu bize en son söyleyecek olan kurumlardan birisi hollywood. hollywood içerisinde gerçek bir eleştiri filmi yapmak zaten zordur, syrup'taki gibi açık açık olanını yapmak ise daha da zordur. onlar sadece gelecekte öngörülen şeylere şimdiden yatırım yapmaktadırlar. bunlardan biri de, şirketlerin sırf reklam ile insanların hayatlarını sonlandırabilecek bir güce sahip olduğudur. çağdaş insan zaten buna hazır kıvamdadır. gerçekliğin değişkenliği gerçeği ile, çağdaş insana reklam bir gerçek olarak satılabilir.

    seks ise filmde söylenildiği gibi insanın kolayca karşı koyamayacağı içgüdüsünün gıdıklanmasıdır. bu yüzden reklamlarda seks kullanımı şirketlerin kolaya kaçmasıdır. bütün bunların açık açık seyircinin yüzüne söylenilmesine rağmen insanların tepkisizliği, vurdumduymazlığı ve kayıtsızlığı ise apayrı incelenmesi gereken bir konudur.