şükela:  tümü | bugün
  • asıl adı sâbit bin câbir bin sufyân olan cahiliye dönemi eşkiya şairlerinin en bıçkınlarından biridir.
    fehm kabilesindendir ve ağribet el-arab olduğundan dolayı sosyal toplumda hor görülmüştür. ağribet el-arap, "arap kargaları" anlamına geliyor. babası arap, annesi habeşli cariyelerden olan melezler bu şekilde bilinirdi. çünkü epey siyahi (o dönemin arap deyimiyle zenci) idiler. ve araplar, tamamen siyah derili olan zencileri sevmez, hor görürlerdi. zira köleydiler.

    babası o küçükken ölür ve annesi amcasıyla evlenir. sabit buna karşı çıkar ve annesinin özellikle azmettirmesiyle amcası sabit'i defalarca öldürmeye çalışsa da başarılı olamaz. annesinin neden bu denli amcaya bağlı olup öz oğluna kin kustuğu hâlâ sırrını korur. bu tür hadiselerden sonra sabit artık anlar ki, toplumda ona yer yoktur ve eşkiyalık yoluna gider.
    bir gün eline bir kılıç alır ve evi terk eder, çöllere vurur kendini, yeni bir hayat ve yeni dostlar edinmek için. annesine "sabit nerede?" deyu sorulduğunda "taabbeta şerran" cevabını verir. yani "koltuğunun altına bir kötülük alıp gitti". o günden sonra bu isim onun markası olur adeta.

    küçük yaşlarından beri, hem toplumda kabul görmezlik, hem de babanın ölümüyle yuvanın dağılışı sebebiyle biraz sert mizaçlı bir çocuk olarak büyümüştür. kötü davranıla davranıla, kötü biri olur çıkar. acımasız, sert, başkalarının canını yakmayı seven ve bunu yaparken eğlenen, dövüşe ve savaşa meyilli olan biriydi. o dönem eşkiyalarının en iyi duyanı, göreni, çöle ayak uyduranı, tuzak kuranı ve cesur eşkiyasıydı. kendisi bir addâîn*'dir.
    lakabı ibnû el-leyl (gulyabani) idi. bu lakabı zifiri karanlıklarda baskınlar yaptığı, kimsenin cesaret edemediği çöl ve vadi bölgelerine gidip oralarda konakladığı için almıştır. m.s. 530 yılında, huzeyl isimli bir bölgede öldürülüp mağaranın birine konulup terk edilmiştir. kimin, neden ve nasıl yaptığı bilinmemektedir. eşkiyaların maceralı yaşamları hep böyle son bulmuştur.

    şiirlerinde genelde yaptığı baskınları, kahramanlıkları, firarları vs. maceralarını anlatır. o dönem şairleri genelde kabileleriyle övünürler. lakin o hor görülüp, istenmeyen bir arap kargası olarak istenmediği için hep kabilesine bir nefret duymuş, kabilesi yerine sadece kendisi ve arkadaşlarını övmüştür.

    becile adında bir kabileye yaptıkları baskında ölen arkadaşı şenfera için;

    "şenfera'nın mezarını gece gelen, altı dolu olan, akşam giden su bulutu sulasın.
    sana (şenfera'ya), cebâ gününde keskin kılıçların akıttığı kan kadar mükâfat var."

    dizelerini yazmıştır. eşkiya şairlerin en iyilerinden biri olarak kabul edilir. hayatı gizemlerle ve maceralarla doludur.