şükela:  tümü | bugün
  • tahammülsüz olma durumu.

    (bkz: impatient)

    chieko'nun uktesiymiş.
  • uykusuzluk ve açlıkla artandır.
    aç ve uykusuz her insan tahammülsüzdür.
  • bu devirde adamı zorla bu duruma sürüklüyorlar azizim.
  • yaş arttıkça daha fazla başa gelen durum. yaşla doğru orantılıdır.
  • daima "büyüdükçe" olan şey olduğu söylenilen ve bu tamamen doğru olan durum. önceleri herkese pozitif yönden bakan ya da en azından, "tamam ya, dursun hayatımda bir kenarda. belki ben yanlış algılıyorum niyetini/kişiliğini/bakış açısını" dediğiniz her insanın bir günlük yaşam süresi olur hayatınızda zamanla. gereksiz hesapları ve bakış açılarıyla o kadar çok ruhunuzu karartmıştır ki insanlar, bir tanesine daha azıcık bile katlanmaktansa, hayatınızın sonuna kadar yapayalnız kalmayı tercih edecek noktaya gelmişsinizdir. bu yüzden, insanlığın yüzde doksandokunuzunu oluşturan çoğunluk ve onların saçma beklentileriyle uğraşmak yerine, "hadi bana müsade" demek tercih edilir. sonuçta kafa rahatlığı, bıkkınlık ve yalnızlığın yüksek seviyede olduğu bir çemberin içinde yalnız kalmış ve o çembere yaklaşan herkese, "humanoidsen yaklaşma" dediğiniz noktada bulursunuz kendinizi. iyi değildir, kötü de değildir. humanoidlerden kaçarken, kendinizi de başka bir gezegenden gelen bir humanoid olarak hisseder hale gelirsiniz.
  • bugün babamın fazlaca konuşmasına tahammül edemeyerek taçlandırdığım durum. sonra kızdım kendime. hala kızgınım kendime.
  • hayat çok zor sevgili tanrı;
    99 adını çağırıp gelmeyince sen, hayat çok zor.
    kendi adımı sırtlayıp yürümeme ses etmeyecen gayrı...

    iş yerini ben açıyorum, insanın bir iş yeri olur da sabah nasıl çalışandan sonra gelir işe? anlamlandıramadan aklım kesmeden aksaray pavyonundan bozma güya ofisi süzüyorum -bu aksaray pavyonu benzetmesi dersaadet vapurları kadrolu işportacısı'na ait- ofiste hurma ağaçları var, yapay; keşke canlı olsalardı saygı duyarım ağaca... ve toz kir içinde bir sürü yapay vazo çiçeği duvarlar ayna kaplı ve oturacak yer yok, gerisini anlatmayayım, aklımda canlandırmak strese kamçı sallıyor. içindekiler olmadan daha tahammül edilebilir bir yer sabahları, yani en azından youtube'dan bangır bangır mısırlı bir hafızın ayet sure dua sesi yok. evet öğlenleri bana kalan en fazla yarım saatlik zaman diliminde ofise girmem gerekiyor araç değiştirmek için yahut öğrenci almak için ve karşılaştığım ses hep aynı bangır bangır kuran-ı kerim okuyan mısırlı hafız.
    insanların kişisel zevkleri diyebilirsiniz, ofis kişisel zevklerimizin tatminine yönelik bir yer değil derim.
    yüksek sesle bir şeyler dinlemek ve etraftaki herkesi maruz bırakmak cümlesine benzer bir başlığa da yazabilirim. çünkü temel sorun bu zaten saygısızlık, temel sorun benim patronlarımın sadece kendilerine-bak ondan da emin değilim başkasına saygı duymayı beceremeyen insanların öz saygı yoksunu oldukları yönünde bir gözlemim var ama gözlem işte subjektif şimdilik- saygı duyabildikleri yahut kendilerine saygı duyabilmek adına geri kalan herkesi ve her şeyi çiğnedikleri.
    belki ben kuran-ı kerim dinlemek istemiyorum? olamaz mı?
    nitekim ben dinlemek istemiyorum, git evinde dinle huşu içinde salla başını yakar rabbine yediğin kul hakkını affetsin.
    ha şimdi söz konusu dinimiz amin olduğundan sebep küffar fasık zındık müşrik kafir mürted atayiz rezzan çarmıha gerilecek! zantur çivisi alın da gelin hanımlar beyler.

    insanların yaşam şekillerine karışma hakkımız var mı rezzan?
    yaşam şekli dediğin kuran-ı kerim'in emrettiklerini yerine getirmek midir senin? kulun hakkını çatır çatır yemekte beis görmeyen piyasada adı tokatçıya çıkmış tesettürlü hanım patron mu yaşam şekli olarak allah'ın kelamını seçen? yoksa saç omuzda sakal göğüste tekke zaviye gezip çul paralarken orada olan bitene göz yuman sözler verip vaatleri boş çıkan her cümlesinin sonu inşaallah olan erkek patron mu allah rızası için yaşamayı seçen?

    tahammül edemiyorum, bu aklını para ile bozmuş insan müsveddesi olmayı bile becerememiş tiplerin her gün bangır bangır mısırlı hafızı dinleyip dinletmekte diretmelerine tahammül edemiyorum.
    yüzlerine bakmadan konuştuğumun farkındalar, sordukları sorulara kısa cevaplar verdiğimin farkındalar, kendileriyle iş dışında hiçbir şey konuşmadığımın farkındalar.
    öğlen kaçıyorum ofisten, ders saati gelene kadar sokakta geziyorum bir yere oturup bir çay içecek param yok ise, anlamsız ardımca bakakalıyorlar, iş disiplinim ve öğrencilerden gelen geri bildirimler bu kadar iyi olmasa çooktaaan kovarlardı beni. farkındayım.

    onlara tahammül edemiyorum onlar da bunun farkındalar.
  • çağın getirdiği bir tür zorunluluk.