şükela:  tümü | bugün
  • dün gece yayımlanan klark programında ibrahim tenekeci'nin adını zikrettiği henüz yayımlanmamış mustafa kutlu kitabı. merak içindeyiz.
  • yarından itibaren kitapçılara dağıtılacak olan kitaptır. yayınevinden torpilli olup alabilenler ise bitirdi bile.
    bir memurun hayatını anlatıyormuş.
  • mustafa kutlu'nun saliha bir kadından doğan edebli adamın hayatını anlattığı kitabı. bir çırpıda okunan bir ramazan günü insana insanlığını edeb'i hatırlatan kitap.
  • arşiv memuru tahir sami tokaç kaç ın sergüzeşti. sadece tahir sami bey yok kitapta. bir bakıma tüm kitap severlerin, hayata bir türlü ucundan tutunmaya başlamış, tutunmaya yakın bunu becerememiş bir klişe aslında önümüzde bu figür..
    nedir özünde; arşiv memuru (gayet sıkıcı bir meslek çoklarına göre), kitaplarıyla dost olmuş, neyden, antikadan, eski sanatlardan, gazete küpürlerinden, köy ve köylülerle iligili hobi şeklinde gelişen araştırma merâkından, çiçeklerden beslenen, ciltçilik mesleğini babasından miras alan, insandan çok çiçeklere yakın tam bir münzevi öyküsü. muhsin kanadıkırık bir nevi. ama tahir sami bey, maalesef ki muhsin bey kadar şanslı olamıyor, daha fazla üzüyor okuyucuyu hazin sonuyla. aşk var mı ki içinde, o da var.. muhsin bey gibi o da platonik şüphesiz..
    (hazin olmayan bir sonla karşılaşmamıştır ki bu insanlar, bu hikâyede de bize bir sürpriz yapılsın)

    kutlu, modern bir denemeye girişmiş kitabı anlatma hususunda, sanılır ki postmodernizm kaynaklı ama daha başka bir anlatım var kitapta. kutlu yeri gelmiş okuyucuya seslenmiş, zaman zaman tahir sami bey le ufak ufak tatlı atışmalara girmiş, yeri gelmiş tahir sami nin karşısına geçip onunla başka bir karakter olmuş, bir buluş!

    kutlu nun erzincanlılığı tahir sami ye bulaşmış, erzincan ın havası suyu, ekmeği, dağı, bayırı, sanatı konuşmuş hikâyede, güzel bir gönderme, hoş bir memleket sevdalısının bir nevi hasretini, jestini, gönül bağını, vefâsını serdetmiş hikâyeye. erzincan dan bu yan tahir sami nin ve mustafa kutlu nun yurdu olmuş.

    tıpkı kitapta dendiği gibi "bence edebiyatla fazla oynamamak lazım, sonra oyuncak haline gelir."

    kutlu eğer edebiyatla oynuyorsa elimizde güzel bir oyuncak var demektir.
    itinâ ile kullanınız kırılabilir!!
  • içinden turgut cansever geçen hikaye. eyvallah.
  • insanın bu kitabı okurken mustafa kutlu'nun kapısını çalıp "uzaktan da olsa göreyim tahir sami'nin dairesini, söz dönüp giderim ondan sonra" diyeceği geliyor. öyle sahi.

    kutlu bir oyuna girişmiş bu hikâyesinde. modern/postmodern anlatıların "anlatının kurmacalığını okura hatırlatma, oyunun farkına vardırma" havasıyla girişmiş tahkiyeye. ama onunkisi biçim (yazarın araya giren kahramanının metne müdahalesine izin vermesi) bakımından modern/postmodern anlatıların yanında dursa da, üslupça ahmet midhat efendiler ve diğerlerinin açtığı tahkiye yolunda ilerliyor. zaten kutlu, tahir sami'sine suçu atarak çarçabuk silkiniyor bu üstüne uymadığını düşündüğü hırkadan. tanpınar "billur zaman" diyor, "her şey yerli yerinde" duygusunun verdiği "huzur"la ferahlanıyor ya; tahir sami'ninki de öyle bir "billur zaman". hava kımıldasa, rüzgâr esse, kitaplardan birinin yeri değişse, evlenip çoluk çocuğa karışsa dağılıverecek bir toz bulutu var simden, zerrinden.

    "bu işler ortak kabul etmez" diyor tahir sami, daha ne güzel laflar ediyor; sade, utandı mı yanakları kızararak. asıl tahir sami ise, etmediği laflarda saklanıyor.
  • elimde evirip ceviriyorum.
    kendimi kitap icin demliyorum. ilk intibam ismine: isim yapisal olarak the curious case benjamin button'un ismi gibi. hmmm.
  • mustafa kutlu ustanın engüzel kitabı...
  • --- spoiler ---

    "... eskiden şiirle ilgilenenler mutlaka divan tertip etmek veya şiir kitabı bastırmak gayesini gütmez, yazdıklarını uygun bir mekân ve zamanda dostlarına okur, eğer takdir görürlerse bundan büyük zevk alırlardı. "

    --- spoiler ---