şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler ---

    tahmin edemezsin
    yabancı bir kentte olmanın
    ne kadar güzel olabileceğini,
    kimse adını
    bilmez,
    berbat işinden
    odana dönersin,
    akşam yemeğinin canı cehenneme,
    ayakkabılarını çıkarırsın,
    yatağa uzanırsın,
    o ucuz karanlık
    odadada
    karafatmalar ve farelerle
    varolmak,
    duvar kağıdının
    hışırtısını
    ya da küçük ayakların
    yerde koşturmasını
    duymak.

    şarap şişesini
    ay ışığında
    ya da sokak lambalarında
    ve neon tabelaların ışığında
    kaldırıp dikmek,
    şarabın bedenine
    girişi,
    sigaranı yakan
    kibritin alevi.

    tahmin edemezsin
    ne kadar güzel olabileceğini
    kadınsız,
    telefonsuz,
    televizyonsuz,
    arabasız.

    banyo
    holün sonunda.

    karanlık gevşemiş,
    diğer pansiyoncuların gürültüsü,
    tencere tava sesleri,
    kızartma kokusu,
    çekilen sifonlar,
    tartışmalar,
    bir kahkaha
    arada sırada.

    ne sokakların adlarını bilirsin,
    ne valinin kim olduğunu
    ne de
    ne kadar kalacağını.

    bir sonraki kente kadar
    kalırsın
    bir sonraki boktan
    işe kadar.
    fareler
    giderek
    küstahlaşırlar.
    içlerinden biri
    komodine çıkar,
    kahve fincanının kulpuna
    tırmanır,
    öylece durup sana
    bakar.

    kalkıp
    yaklaşırsın fareye.
    asıl senin hakkın yoktur
    orada olmaya.
    biraz daha yaklaşırsın
    ama oralı olmaz.
    gözleri
    gözlerinden karışır.
    yüzyılların
    çatışması.

    sonra karanlıkta
    havaya sıçrar
    ve kaybolur.
    yatağa
    dönüp
    şanslı kerata,
    onun kira ödemesi
    gerekmiyor, diye
    geçirirsin içinden,
    gülümseyerek.

    şarap şişesinden birkaç
    fırt daha alırsın,
    sonra kalkıp
    giysilerini çıkarır,
    iskemlenin üzerine
    istiflersin.
    sırtını yastığa yaslayıp
    sokaktan geçen
    arabaların sesini dinlersin.

    sonra kalkıp
    çalar saate bakarsın,
    07.30'a kurulu olduğundan
    emin olmak için.
    sonra, salak gibi, bir kez daha
    pantolonunu giymek
    zorunda kalırsın
    banyoya gitmek için.

    hol sessiz ve
    boştur,
    ışıklar sönmüştür,
    kapı aralıklarında karanlık
    vardır artık sadece
    pansiyonerler
    uykudadır.

    banyo aynasındaki
    yüzün
    gülümser
    sana.

    sonra odana
    döner,
    pantolonunu bir kez daha
    çıkarır, muhtemelen
    senden daha yaşlı olan
    iskemlenin arkalığına
    asarsın.

    son içkidir
    en iyisi, son sigarayı yakan
    son kibritin alevi.
    sağ avucuna doğru tutarsın
    yanmaya devam eden
    kibriti.

    uzun yaşam çizgisi.

    bak şu işe.

    sonra uzanır ve
    battaniyeyi çenene kadar
    çekersin.
    sıcak battaniye.
    kiralık battaniye.
    aşk battaniyesi.

    geçirdiğin gün
    geri süzülür
    bilincinden
    yavaşça.
    kayda değer bir şey yoktur zaten.

    sonra, diğer
    pansiyonerler gibi,
    uykuya dalarsın.
    bir üçgenin
    kenarına
    denksin,
    peru'da
    bir dağa,
    patisini yalayan bir
    kaplana.

    tahmin edemezsin
    ne kadar güzel olabileceğini
    yaşamamışsan.

    --- spoiler ---

    charles bukowski
  • bukowski'nin 25-35 yaşları arasında, amerika'yı o şehirden bu şehire gezerken ve günübirlik (bazen haftalık) işlerde çalışırken kaldığı ucuz otel odalarını anlattığı şiiri.