şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 2 ekim 2018’de şinasi sahnesi’nde prömiyer yapacak olan ankara dt oyunu.

    yazan: özlem saraç
    yöneten: bilge çağman pala
  • konusu "aslında sıradan olabilecek bir perşembe gecesiydi… saat tam 7’de… tam 5 kişi geldiler… yediler, içtiler, gittiler… hayatımın en unutulmaz gecesiydi"

    devlet tiyatrolarında,oyunların konusunu böyle anlatılmasına deli oluyorum hiç bi anlam ifade etmiyor.oyuna gitsem mi gitmesem mi bilemiyorum.
  • hayatını, başkalarını mutlu etmeye adamış ve mazur görmeyi görev addetmis bir kadının hikayesini anlatıyor. oyuna bayilmadim ama sıkıcı da değildi. replikler güncel, kadinin hezeyanları ve diger karakterler (zengin adam ve karisi) çok tanidik, zengin adamın hayata bakışı güzel irdelenmisti; bu kısımları hoştu. ama pek öyle suya sabuna dokunup kadın sorunlarına derin bir bakış açısı göremedim. izlemeye değer özetle.
  • annem dahil salonda ki evli olduklarını düşündüğüm bazı kadınların yer yer "evet evet ah tabi tabi" gibi minik söylemlerle onayladıkları, sevdikleri oyun. bana göre gayet sıkıcı idi. bazı yerlerde of yeter ulan içim şişti bile dedim. çok alkış alamadı. oyunculara diyecek laf yok ciddi emek sarfediliyor. velhasıl mutfakta ömrü çürüyen çevresinde ki eş dost arkadaşlarının yüzüne gerçekleri söylemek isteyen ama hep içine atan bu kadının hikayesi biz bekar kadınları pek bu minvalde ilgilendirmediği için sıktı. gerçi şu göründüğü gibi davranmayan insanlar kısmı hepimizi alakadar ediyor ama o bile kurtarmadı.
  • izlerken bir çok yerinde sıkıldığım ankara devlet tiyatrosunda oynanan bir oyun.
  • rezaletin ötesinde bir ankara devlet tiyatroları ayıbı. nasıl bir torpil sonucu oynanmaya karar verilmiş belli değil.

    edit: oyundan çıkar çıkmaz sinirle yazdığım kısacık entry'nin altını doldurma vakti geldi.

    --- spoiler ---
    oyunun yavan oğlu yavan olmasının başlıca sebebi konusunun çok basit olmasıydı elbette. bütün kadınların başına gelen ve altın günlerinde 3 dakikada anlatıp rahatladıkları konuyu tiyatro sahnesine bu basitlikte taşımak, hele bir de devlet tiyatrosu sahnesinde bunu yapmak büyük saçmalık olmuş.

    baş karakter servet; 12 yaşından beri mutfakta olduğunu ve yemek yaptığını anlatan bir kadın olarak, hayatında ilk kez ayakta kalıyor olamaz, olmamalı. hayatının bu olayla değişmesi de karakterin sığlığına sığlık katarken arada atmaya çalıştığı o tiratlar, hayata dair yaptığı tespitler de oyuna ve karaktere oturmuyor.

    karakterlerin sürekli olarak araya girip kendini anlatması, oyunun içine hiçbirinin yedirilmemesi tiyatro mantığına komple ters. elimize metin verilse sıkıla sıkıla okurduk biterdi, sahnedeki oyuncuyu 'merhaba ben bilmem kim, şöyle yaptım, şöyle ettim, çok kızgınım, çok mutluyum rererö' diye konuşturmak bir çözüm değil.

    oyunun sonu ise en az kendisi kadar anlamsız. koca su istiyor, servet vermeyip bardağı yere bırakıyor. bir de 'gönül telimizi titreten?!' bir tirat daha atıyor ve oyun bitiyor.

    --- spoiler ---

    yazıklar olsun gerçekten, oyun diye şunu önümüze koyan ankara dt'ye yazıklar olsun.
  • (bkz: bu rezaleti herkes izlemeli)

    uğruna para harcanmış bir ankara devlet tiyatrosu rezaleti daha. günbatımı adlı oyunla birlikte en berbatlar listesinde kafaya oynar.

    özlem saraç adlı 9 eylül oyunculuk mezunu bir hanfendi yazmış. önüne bu oyun gelse ve rol verilse, yemin ediyorum oynanamak için gider rapor alır. kimin torpillisi bilmiyorum. bugüne kadar yazdıklarıyla da bir sürü ödül almış. allah bereket versin. çevresi geniş bir abla olması muhtemel.

    gelelim oyunun yönetmenine: çağman pala
    oyun broşürüne yazdığı bayat cümleleri es geçiyorum. (dt rejisörleri bayat cümle yazmakta bir dünya markasıdır.) bu oyunu sahnelemeyi istemek için cidden tiyatro eğitimi falan almamış olmak lazım. hayatı boyunca 10 oyun metni falan görmüş olmak gerek. ama çağman hanım reji okumuş yüksek lisans yapmış. vallaha şaka gibi. ömrümden 75 dakika çalındı.

    gelelim oyuna;
    oyuncular memur. yazık. listede isimlerini görüyorlar oynuyorlar. bir oyuncunun bu oyunda görev almak istemesi bence imkansız.

    oyun edebi anlamda ancak "okunası" bir öykü olabilir. hem de 15-20 öykünün sıkıştırıldığı bir kitapta, vasat, oku-geç modunda olan öykülerden. yönetmenin iç sesleri bir yere oturtamaması da çok acıklı. çözememiş. onun yerine oyuncular kendini paralıyor. hem kötü yazılmış, hem de sahne üzerinde toparlamak adına hiçbir şey yapılmamış bir oyun.

    güldür güldür şov'daki en kötü skecin 75 dakika ve sonu dramatik olanı. öyle berbat. harcanan elektriğe mi acısam, dekor için verilen emeğe mi acısam. ömrümden çalınan 75 dakika da değerli elbette...
  • ne soylemek istedigine kesinlikle karar verememis bir devlet tiyatrosu oyunu. parca parca her yerine rastgele fikirler yapistirilmis ve sadece kalabalik kalmis.

    bir gerilim yaratiyor, en sonunda ne olacak ve toparlayacak, gerilim nerede patlayacak diye beklerken oyuncular selam veriyor ve cikip gidiyorsunuz. keske hic gitmeseydik.
  • bugunkü matinesine gittiğim oyun.
    inanın oyunun bittiğini uzun bir süre anlamadım. oyunculardan biri selam verdi de jetonum düştü. korkunç bir senaryo. ne verdiği bir mesaj var, ne de oyun bir yere bağlanıyor. oyunculuk eleştirmek haddimiz değil ama bana sorarsanız o da fıstı. şinasiye ve devlet tiyatrosuna asla yakışmayan berbat bir oyun.
    bir de oyuncular selam verirken başrol oyuncusu en son geldi, selamını verdi. sonra diğerleriyle el ele tutuşup selamı verdi. hani o bir daha yapılır ya. tüm oyuncular 2.elele selama hazırlanırken başrol oyuncusu hışımla çekti gitti. diğerleri bakakaldı. küsüp gitmiş gibiydi. baya terbiyesizlik yaptı yani.
    kısacası oyunun tek güzel yanı kısa olmasıydı. hızlıca kurtulduk.