1. insan hayatı için gerekli olan bir kavram. takdir görmek insanı her zaman mutlu eder. bazıları sırf egolarını tatmin etmek için takdir görmek isterler, bazıları hiç çabalamadan ve farkında olmadan takdir görürler. ama, sanırım en kötüsü bir insan için çok önemli olan, ihtiyacının olduğu ya da hakkettiği bir anda takdir görmemesidir; hatta bırakın takdir görmeyi kötülenmesidir. işte bu anlar kırılma noktasıdır. bu, içinde bulunduğunuz bir spor müsabakası olabilir, okul ortamı olabilir, arkadaşlarınızla düzenlediğiniz bir organizasyonda olabilir, iş hayatınızda olabilir vs vs...
    "mütevazi durayım ne gerek var böyle şeylere" dersiniz olmaz. biraz öne çıkmaya çalışınca egosunu tatmin etmeye çalışan biri gibi görülürsünüz. her şeyi çok iyi yaparsınız, kendinizden çok eminsinizdir ama yine görmezden gelinirsiniz. ya da doğru yaptığınız şeyler insanların ilgisini çekmez. bu böyle böyle devamlı birikir ve içinizi yer. ne yaparsınız yapın olmaz, bir türlü takdir göremezsiniz. bundan dolayı da, zamanla kendinizi göstermeniz gereken anlarda, yavaş yavaş içinize kapanmaya başlarsınız. güveniniz bir kere değil birçok kere sarsılmıştır artık. bırakın en iyi bildiğiniz şeyi bile yapmayı, en yakınınızla basit bir telefon görüşmesi bile yapamaz hale gelirsiniz. bir yerden sonra zaten takdir göremedim diye üzülmek yerine artık yanlış yapacağım korkusu içinizi kaplar. yaşadığınız stresle devamlı korkarsınız, en basit şeyde bile heyecanlanırsınız. yapacağınız en ufak hatada, herkesin sizi dünyanın en beceriksiz adamı olarak göreceğini düşündüğünüzden, her durumda kendinizi kasarsınız. en kötüsü de çevrenizdekilerin bunun aslında farkında olmamasıdır. hem de bazen neden olmalarına rağmen.
    işte, basit görünür aslında ama bir insan hayatını çok derinden etkiler takdir edilmek. ve sanırım tek iyi yanı da, zamanla karşınızdakinin ruh durumunu her ortamda anlamanızı ve doğruları görmenizi sağlamasıdır...
  2. mına koyim böyle troll'ünden yobazına on bin tane sikko sakko adam var, bazen bunları öven entry'ler giriyorlar başlıklarına "ben seviyorum yieaaaaa cessurca yazıyöööö çok zeküe kalemi çok ii ta oradan götüme sokabilüyür taktir ediyorum." diye. yıl 2009, "takdir"i "taktir" diye yazıyor herif. hayır ilkokulda da hiç takdir belgesi almadın mı be arkadaşım? bari oradan insanın aklında kalır. yani diyorum işte bunu da anca bu takdir ediyor. doğanın kendini dengelemesi gibi bi şey. sonra takdir edilenin de götü kalkıyor. arkasında o kadar koyun olunca çoban sanıyor kendini. işin yavşak/ironik kısmı: takdir edilenin normal zamanda "taktir" edeni eleştirmesi ama takdir edilen kendisi olunca ses çıkarmaması; "taktir" eden dangalağın da normalde eleştirilen olduğunun farkında olmaması, farkındaysa da eleştireni "taktir" ederek onlardan olmadığını ispatlamaya çalışması. ve hatta kimsenin bunun farkında olmadığını sanmaları.
  3. benim için eski önemi kalmayan edilgen fiil. şöyle ki:

    küçük bir ilin küçük bir ilçesinde pratisyen hekimlik yapmaktayım. takdir edersiniz ki normal bir günde, işi görülmüş (muayene edilmiş, tedavisi yapılmış, ilacı yazılmış, rapor verilmiş vs.) bir sürü insan tarafından takdir ediliyorum. bir matah olduğumdan değil. üstün yetenekleri olan bir doktor değilim. diğer bütün meslektaşlarım ayarında normal bir doktorum. sadece işimi yaptığım için sürekli takdir ediliyorum.

    ha, arada görevimden fazlasını yapmıyor muyum? yapıyorum. o zaman da takdir ediliyorum. ama bunun da bir önemi yok. valla yok. çünkü:

    işimi ya da işimden de fazlasını yaptığım için takdir edenlerle aramda, yine işimle ilgili bir ihtilaf olduğunda, haksız da olsalar yüz çeviriyorlar. örnek:

    küçük kızının iğnesini karda kışta dışarı çıkmasın, iyileşme süreci uzamasın diye evine gidip yapınca senden iyisi yok. (ki bu görevim değil. tamamen fedakarlık.) ama aynı kişi başka zaman "doktur bey, hanım yayladadır, öksürüğü varımış, ona bi öksürük şurubu yazar mısın" diye sağlık ocağına geldiğinde, hastayı muayene etmeden ilaç yazamayacağını ne kadar düzgün ve kibar bir dille anlatsan da boş. bu defa da senden kötüsü yok.

    yaptığın fedakarlığı da, yapmadığın usulsüzlüğü de görevin zanneden insanların takdirinin artık hiçbir önemi yok. fedakarlık, görev, risk, puştluk ayrımı olmayan insanların takdirinin ne önemi olabilir ki?

    bunun gibi bencilce yaklaşımlarla son bir kaç yılda çok karşılaştım. belki de bulunduğum yere özgüdür. umuyorum öyledir. zaten yakında tayin isteyip defolup gitmeyi planlıyorum buradan. tayin isteyeceğimi duyanlar "yav doktorum, niye gidiyorsun, niye doktor durmuyor burda, biz de insan değil miyiz, biz de bu memleketin evladı değil miyiz" diye sorduklarında, valla hiç de sözümü sakınmıyorum. "kıymet bilen bi yer olsa, gelen doktor mecburi hizmeti biter bitmez tayin istemezdi, kusuru kendinizde arayın" diyorum. "haklısınız" diyorlar. ne diyecekler? öyle arkası sağlam biri de değilim. "ne diyon lan sen" deyip ağzımı burnumu kırsalar, yalancı şahitleri sayesinde yırtarlar, olan yine bana olur. biliyorlar kendilerini.

    girişim epey seviyeliydi, sonradan bi dertlenme havasına girdim. kusura bakmayın. kendi kendime bir dokundum, bin ahımı size okuttum. gerçi bin ah değil. inanın özet geçtim.
  4. modern insanın hayatta kalma sebebi. umut falan diyoruz ya hani en güçlü duygu diye... hayır yalan. en güçlü duygu takdir edilme özlemi, ismini koyamadım ama bu böyle.
  5. hiç beklenmedik bir anda duyulunca hele bir de samimiyse birden içinde parlak bir mum yanmaya başlatan. günlerce süren uykusuzluğun, stresin, bitmek bilmeyen sancılar birden seni bırakıp gidiyor. yerini ışıl ışıl parlayan bir gülüşe bırakıyor. hiçbir şeyi beğenmeden sürekli eleştirerek yaşamak bir gelenek haline geldi belki de artık bunun için çok daha kıymetli.
  6. eden kişi ile yakınlık ne kadar fazla ise olumlu yönde etkisi de o kadar fazladır.
  7. laf olsun diye olanı değil de, samimiyetle ifade edileni insanı gafil avlayabiliyor. iki kere başıma geldi, ikisinde de ilaç gibi geldi.

    ilkinde iş hayatında daha yeniyken, işi doğru yapmanın baskısı ve akıl danışacak bir iş arkadaşımın ya da amirimin olmaması sebebiyle köpekler gibi çalışarak hazırlanıp girdiğim bir denetlemede, denetçinin (ki bizim meslekte denetçi canı isterse celladın olur) "soracak hiçbir şeyim yok, çok güzel hazırlanmışsınız, keşke herkes böyle dosya hazırlasa, bizim de işimiz kolaylaşır" dediği andı. ne patronum, ne de iş arkadaşlarım ne iş yaptığımı tam olarak anlayamıyordu. hatta muhtemelen işler pürüzsüz ilerlediği için patronun gözünde gereksiz bir masraf kalemiydim. benim masamdan ne de olsa tek sıkıntı bile çıkmıyordu. aksine şirketin en büyük masraf kalemleri benim kararımla çıkıyordu. neden takdir etsindi? madem hiç pürüz yoktu, ben şirkete o masrafları neden yaptırmıştım ki?

    ikincisinde ise, sadece 2 günlük bir iş için tanıştığım, tekrar muhtemelen ömrümün sonuna kadar görmeyeceğim bir adam, hayatımı tek başıma idame edebilmemi, kararlarımı kendi kendime verebilmemi, enayi yerine koyulduğum zaman masadan rest çekip kalkabilmemi takdir ettiğini söyledi. öyle, durduk yerde. "kaç yaşındasınız" dedi. "kızlarımla yaşıt sayılırsınız. keşke onlar da sizin gibi olsalar. en ufak bir şeyde beni kırk kere ararlar" dedi. kendi ağırlığını taşımaya çalışan, bunu yaparken de çok yorulan, her gün zemberek gibi gerilen bir birey olarak, "ben yetişkin olmuşum" dedirtti bana. durduk yerde, hiç beklemediğim bir anda mutlu etti beni. minnettarım.

    her fırsatta karşımdaki muhatabıma teşekkür ederim, rica ederim, kolay gelsin derim, çok zahmet oldu derim ama kolay kolay karşımdakini takdir etmek, bunu dile getirmek aklıma gelmez. şu an takdiri hakeden en az üç kişi var hayatımda. işlerini iyi yaptıkları için, ailelerine destek oldukları için, sabrettikleri için. "yaptıklarını, seni, olduğun kişiyi takdir ediyorum" demek gerek o insanlara. fakat aklıma bile gelmedi. ne kötü.

    herhangi bir konuyla savaşırken takdir edilmek öyle bir rahatlama getiriyor ki, gerilmiş yay gibiyken, birden nefes almayı hatırlamış gibi oluyorsun. sakinleşiyorsun. yorgunluğunun ve kendi ümitsizliklerinin içinde "demek ki doğru bir şey yapıyorum" diyorsun. devam etmek için güç buluyorsun.

    nasıl ki anneme onu sevdiğimi yüzde yüz bildiği halde "seni çok seviyorum annem" demeyi kendime zaman zaman hatırlatıyorsam, hayatlarını idame ettirme şekillerini, çabalarını takdir ettiğim insanlara bunu ifade etmeyi de hatırlatmaya çalışacağım kendime.

    bir insanı en derinden ve en kolay mutlu etmenin yolu bu olsa gerek.

takdir edilmek hakkında bilgi verin