şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: oyalanmak), bakışlarını ayıramamak. (bkz: kenetlenmek), (bkz: takılmak).
  • bir düşüncede diretmek. aklında birtakım senaryolar kurup kendi kendine bu düşünceyi geliştirmek ve bulunduğun yerde ilerlemeden hep aynı cümleleri kurmak, başkalarını bi sürelik dilsiz kabul etmek* ya da kendini sağır kabul etmek.
    bir konuşma esnasında da olması ihtimal eylem. havadan sudan konuşmaya dayalı bi muhabbette konuşulacak olayların bitmesi sonucu veya özellikle karşıda hoşlanılan şahsiyet varsa heyecandan ne söyleyeceğini unutma durumu. bi süreliğine kafanın boşalması.
  • ekşi sözlükte zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamamak.
  • sarhoş, esrar veya uyuşturucu kullananların yaşadıkları olaylardan bir çeşit.

    takılıp kalınan şey bir hareket, bir obje, bir şarkı gibi herhangi birşey olabilir.

    eğer sözlüğe takılıp kalınıyorsa, bundan çıkarılacak sonuç: sozlugun metabolizmaya zararlari
  • gözü dalmaktır bazen bir noktaya. nokta da nokta olsa ha...
    (bkz: nokta)
  • (bkz: linger)
  • döngü esiri olmak.

    bazen bir şarkıdır, takılıp kaldığınız. şarkı listesinde bir tek o varmış gibi, tekrar ettirirsiniz onu (bkz: aynı şarkıyı arka arkaya dinlemek). ya da bir albüm. (bkz: repeat)
    bazen bir sevgilidir, sanki başka sevecek adam kalmamış gibi bir küsüp bir barışırsınız, elin insanıyla, başkası sevemez mi ki sizi?
    bazen bir proje... her allahın günü başka bir sorun bulurlar, daha bir öncekini düzeltmeden.. hadi otur şimdi bu seferkini hallet.
    ya da bir şehirdir, takılıp kaldığınız. yıllar sonra çok uzaklardan aynı şehre dönerken sevinsek mi üzülsek mi belli değil, tilkinin dönüp dolaşıp gideceği yer kürkçü dükkanıdır misali.

    hangisi daha koyar insana, başa dönüldüğünde? neyse konumuz bu değil şimdi, orası size kalmış.

    her tekrar bir öncekinden daha anlamsız mıdır? sorun da bu ya.. anlamsızlaşmaz tekrarlar; aksine daha bir anlam kazanır beyninizde. oysa yalan, kandırmaca...
    çünkü takıldığınız kavram her neyse esiri olmuşsunuzdur. birilerinin oyuncağı olmuşsunuzdur da haberiniz yok. sevgili desen "eh nasılsa bana geri dönecek" diye her dönüşde kendinden daha bir emin olur. halbuki her tekrarda varlığınız onun için daha bir değersizleşir.
    müşteri desen "eh adamlar şu işi bir halledemedi" diye iyice inancını yitirir, her hatada tenkitlerinde daha bir kabalaşır. "bitmeyecek bu iş"*
    şehir sallamaz insanı, içten içe güler sadece "sen gel sen, ben sana daha ne egzoz yutturacağım bak gör"

    bir gün, bir an bir his ittiriverir. döngünün içinden bir kontrol değişkeni, eğer "... ise" dur der döngüye. işte o değişken, esiri olduğunuz kavrama göre değişir.
    sevgili için bir sözdür, bir anda ağızdan fırlayan bir söz "artık dönmem sana geri" dedirtir. bir anda silersiniz.
    projede, bir çıktıdır, "eh işte bu çalıştı ya artık adamlar kıçını yırtsa beni bağlamaz" oluverir mesela, ya da başka bir projeden bir tekliftir. "eh ben aylarımı verdim size tatminiyetsizler, benden bu kadar, ayrıntıları iki coddera kalmış"... başka projelere ufuk açarsınız.
    (not akademik hayatta bu değişkenlerin hiçbiri tanımlanmamıştır, ya sizi projenizle gömerler ya da çiçek koklar misali başka bir projeye başlarsınız ama adı aynıdır, örn: ben bla bla çalışıyorum)
    şehir için örnek vericem ama içim burkuluyor. bir gün bir deprem olur mesela, yıkılıverir evler, kaybolur dostlarınız, dönemezsiniz.

    dikkate alınması gereken şudur: kontrol değişkeni unutulmuş döngüler (bkz: sonsuz döngü) (bkz: kısır döngü), sonlandırma koşulu olmayan döngüler. bunlardan abort* etmek gerekir; aksi insan sağlığına zararlıdır. hastalıklı insanların tabi olduğu döngülerdir. bu tip insanların kendini ve beyinlerini doktora göstermeleri gereklidir. kendi kendilerini çıkaramazlar döngüden. hapsolmuslar kısır döngüye, nefes alamazlar. yardıma ihtiyaçları vardır. ama aldanmayın, yardım edemezsiniz; çünkü sizi de döngülerine ortak ederler. onlarla beraber tekrar edip durursunuz. en iyisi bir bilene danışmak.
  • bir anıya, bir ana, bir olaya, bir insana, bir tartışmaya, bir lafa vb takılıp kalmaksa, hayat bir şekilde devam ederken arka planda sürekli ram'den yiyen şey. çoğunlukla gereksiz yere açık duran programlar gibi esas yapmak istediğiniz şeyi yavaşlatmaktan başka işe yaramıyor. dolayısıyla fazla da takılıp kalmamak, akıp gidebilmek en güzeli. tecrübeyle sabit.
  • ihtimaller dahilinde olmayan bir ihtimali gökyüzüne sığdırmaya çalışmaktır çoğu kez. hem ihtimaller, sevda sayılırlar bir bakıma muhtemel sayılmasalar da.

    ihtimaller, derine gizlenmiş tuhaf bir şekilde mavi bir sevda. bulutların ardına saklanmış tomurcuk bir bakıma. her yürek muhtemel olmayan bir sevdanın kıskacında, göğün en mavi baharında.

    sevdaya sarılmak.
    senin birgün beni daha derinde görebilme ihtimalinde takılıp kalmak.

    -ki her sevda bulutlardan sarkan bir ihtimaldir.
    ve her ihtimal çocuktur biraz, düşerken göğü kucaklamaya hazır.-

    sen, çocukluk resmi içimin.
    her mevsim.
  • sağ kolum uyuşmuştu ve belimde tatlı sayılabilecek, ince bi ağrı geziniyordu. televizyonu kapatmak için kumandaya uzandığımda neredeyse 4 saattir aynı kanalı izlediğimi fark ettim. e2'nin uyku kaçınca kuşağına takılıp kalmıştım. büyük bir kısmını anlamadan dört farklı dizi izlemiş ve olay örgülerini birbirine karıştırmıştım. kalkıp perdeyi çektim.

    odama doğru yürürken ayağım, bir süredir nerede görsem alıp bi kutuya doldurduğum flipbooklara çarptı. iyi bi koleksiyoncu olmasam da güzel bi takıntılıydım bence.

    aynı günün sabahında saatlerce portishead - glory box dinleyip sesim çatallaşana (ve ev arkadaşım isyan bayrağını çekene) kadar da eşlik ettim. bir önceki akşamsa ciddi ciddi oturup uzun bi süre, kulaklıkla bile daughter dinlememem noktasında uzlaşmıştık.

    galiba bir şeyi tüketene kadar dinliyo, izliyo, seviyo, baya dibini sıyırıyorum. **

    takılıp ya da sırtımdan asılıp kalıyorum yani sevgili sözlük. şimdi bu aydınlanmanın üzerine birkaç saat stuck dinlemeyelim miiii?

    --- spoiler ---

    its turuu ayem steaok on yuğğ houu oo uuğğu

    --- spoiler ---