şükela:  tümü | bugün
  • dünya prömiyerini 30. tokyo uluslararası film festivali'nde yapacak michael onder filmi. festivalin "asian future" yarışmasında boy gösterecek 10 filmden biri olacak. tamamen bağımsız bir yapım. bu sebeple gidip sinemada görülmesi çok güzel olur. türkiye'de ne zaman vizyona gireceğini ve de konusu* itibariyle vizyona girip giremeyeceğini söylemek henüz mümkün değil. yine de türkiye içinde en azından birkaç festivale uğrayacağından ümitliyim.

    şu linkten filmin imdb sayfasına ulaşmak mümkün

    şuradan da trailer'ını izleyebilirsiniz

    --- spoiler ---

    filme gelecek olursam ilk aklıma gelen yapılan işin samimiyeti. yönetmenin hikayeyi konformist bir ana karaktere temellendirerek kurması, onun yanına gezi parkı direnişi süresince karşılaştığımız daha "ortalama" tipleri yerleştirmesi güzel olmuş. böyle bir karakterin filmini izlemek alışageldiğimiz "gezici" tipleri görmekten daha çok memnun etti beni.

    filmin başlarında biraz akış problemi var ve bazı sahnelerin kadrajı pek iyi ayarlanamamış gibi. bunu da tam bağımsız bir yapım olmasına, yani biraz zaman yönünden kısıtlı olmalarına ve fakirliğe, bağlıyorum açıkçası. onun dışında başroldeki çifti canlandıran kenan ece ile damla sönmez'in ve sözde sivil polis rolünde poker masasına katılan berk hakman'ın oyunculuğu gayet iyiydi. diğer karakterler biraz daha karikatürize kalmış yalnız ama onları da görmek keyifliydi. zaten film genel olarak insana "gezici" günlerini hatırlatması sebebiyle romantik bir his veriyor. karakterler de ondan olsa gerek genel hatlarıyla baya sevimli geldiler bana.

    ayrıca ilk uzun metrajını yapan biri için cesur bir deneyiş var. tek mekanda film yapmak kolay değil, gerçekten iyi diyalogların yazılmış olması gerekiyor. ilk 15-20 dakikasında bu sebeple diyalog yönünden de biraz problem yaşamış yönetmen fakat hikaye ve karakterler oturduktan sonra bu diyalog mevzusu da çözülüyor ve hikaye akmaya başlıyor. özellikle hikayenin temelindeki çiftin çatışması ve ruh hâlleri başarılı bir şekilde geçiyor izleyiciye.

    --- spoiler ---

    şimdi bakınca biraz çok övdüm gibi oldu ama samimi bir ilk film işte. ufak tefek sıkıntıları büyütüp de laf etmek istemiyorum pek. fırsatınız olursa gidin izleyin.
  • bugün istanbul film festivalinde izlediğim pek eğlenceli bir film. sonunda film ekibiyle söyleşi de oldu, berk hakman'ın sonda çalan şarkıyı besteleyip söylediğini öğrendik. 27 nisanda vizyona giriyormuş.
  • son zamanlarda izlediğim en iyi türk filmi. senaryosundan rejisine, oyuncularından müziklerine kadar her şey tam tadında. 27 nisanda vizyona giriyor.

    şuradan da berk hakman'ın sonda çaldığı şarkıyı dinleyebilirsiniz.
  • sonunda eli yüzü düzgün, adam akıllı yerli film izledim. filmde çok güzel detaylar var. detaylar çok güzel yerlerde karşımıza çıkıyor. ( yazarsam direk spoiler.. o yüzden yazmıyorum) bu da yönetmenin zekasının çok iyi olduğunu gösteriyor. yerli filmlerde böyle ince zeka senaryoya rastlamak çok zor… filmde en çok tuttuğum noktalardan biri buydu.

    en sevdiğim karakter ‘’odun’’ oldu. başlangıçta hiçbir şeyi umursamayan tavırları nedeniyle nihilist sanmıştım. daha sonra verdiği mesajlarla varoluşsal sancılar çekiyor diye düşünmüştüm. kendiyle çok çelişiyordu. git gide fikrimi değiştirdim. sonunda kinik olduğuna kanaat getirdim. ondan da emin olamadım. bana kalırsa senaryodaki zeka kendini konuşturmuş. odun karakteri dediklerimin hepsini de içeriyordu. (yönetmen michael önder’in felsefe mezunu olduğunu belirteyim)
    filmin propaganda ve gezi sempatizanlarının mesajlarını içerdiğini düşünmeyin. bildiğiniz orta karar bir içerik. karakterler ve olay örgüsüyle kararı size bırakıyor. seyirciyle uyumlu etkin senaryo olduğunu göreceksiniz.
    izmir karaca sinemasında filmi izleyen toplam 10 kişiydik. hepimiz bol bol kahkaha attık. maalesef hakkını veremeden film vizyondan kalkacak. yıllar sonra bu başlığı okuyanlar izlenme sayısına çok şaşıracak.

    not: yönetmen (bkz: michael önder)‘i mutlaka takibe alın. bu adamda potansiyel var. çok iyi işler çıkaracak.
  • izleyici için sinemanın kişisel bir zevk meselesi olduğunu düşünürsek, tek mekanda geçen filmlerden zevk almanın mümkün olmadığını söylemek çok iddialı bir yargı olur muhtemelen. üstelik 12 angry men, the man from earth vb. örnekler varken tersini söylemek pekala mümkün.
    taksim hold’em bu filmler arasında gayet güzel bir şekilde yerini alıyor. durum ve karakterler arasında geçen konuşmalar sıkıcı ve zorlama değil. doğal gidişatında ilerleyen arkadaş arasında geçen sohbetlere benziyor. dile getirilen fikirler de didaktik bir yapıdan uzak olduğu için izlerken göze batmıyor. oyuncuların tiyatroculardan oluşmuş olduğunu düşünecek olursak, oyunculukların da beyazperde için abartılı olmadığını söyleyebiliriz.
    karakterler ilk anda çok karikatürize edilmişler gibi gelse de muhabbet başlayınca, hepsinin kendi arkadaş grubumuz içerisinde yer alan insanlar gibi olduğunu fark ediyorsunuz. gezi olaylarını ekrana taşıdığı için büyük büyük laflar edileceğini düşünerek akın edenler biraz hayal kırıklığına uğrayabilirler. fakat bence dahil olduğumuz bir grubun güzel bir röntgenini çekmişler.
    kısacası ben sevdim bu filmi. taraf tutmadan, karakterlerin gerçek yaşamdaki ağırlığı ile orantılı olarak dile getirilecek ne varsa söylenmiş. fazlasına bulaşılmamış ki isteseler yapabilirlerdi muhtemelen.
  • bu akşam izlediğim ardından film ekibiyle saatlerce sohbetini gerçekleştirdiğim filmdir efenim. öncelikle gidin izleyin pişman olmazsınız. ben izlerken hep festen e gittim, belki de buradan gelen bir çağrışımla filmin tiyatro oyunu da olabileceğini düşündüm sıkça. festene benzemiyor yanlış anlaşılmasın konu vs. çok çok farklı.

    öncelikle geziyi sadece bir tema olarak arka planda akıtmak çok güzel olmuş. politik bir film beklentisiyle gitmeyiniz, politik bir olay ile aynı zamana denk düşmüş bir grup arkadaşın bir gecesini anlatıyor film. politik bir mesaj kaygısı yok, eleştirildiği üzere apolitizm övgüsü olduğuna da kesinlikle katılmıyorum. keza filmin sonundaki puro sahnesi bile politik bir eylem film içinde değerlendirdiğinizde. filmin karakterleri büyük büyük harflerle konuşmuyorlar, büyük değişimlerle filmi tamamlamıyorlar. tek mekanlı filmlerde alışık olduğumuz aksiyonlar hafifletilmiş.

    bunun (karakterlerin birbirlerini değiştirmesi ve uzlaşı ile finallenmesi mevcut değil) bir gezi eleştirisi olup olmadığını sorduğumda (gezi sonrası ortak bir hareket oluşmamasını kast ediyorum) yazan yöneten michael önder böyle bir niyeti olmadığını özellikle vurguladı. filmin henüz gezi döneminde yazılmaya başlanması da ayrıca öğrenince şaşırdığım bir not oldu. eserin tüm karakterleri ile geziye bir çerçeve çizme misyonu da yok, gezi olayları sadece atmosfer olarak filmde etkin, kanımca iyi ki de öyle. örgütlü tipler vs de mevcut değil zaten, böyle bir kaygı da yok filmde...

    zira filmde insani başka bir dert hüküm sürüyor. aksiyon almak, olay karşısında taraf olmak, bencillik ve modern dünya insanı üzerine bir beyin fırtınası filmi bu. bu misyonu da hakkıyla yerine getiriyor. karakterlerin büyük sırları yok. tek mekanda, 1 gecede geçen bir film. sıkmıyor, diyaloglarla tempo yükseltiyor, izleyici reaksiyonu gayet iyi olduğundan teyit edebilirim ki filmdeki gerçeklik yalnız bana değil genel anlamda seyirciye de geçiyor.

    çok az salonda vizyona girdiği için popülerlik şansı çok yüksek değil ama festivallerde şansını denemesi gerektiğine eminim. 1.5 saatiniz boşa gitmeyecek emin olabilirsiniz, gülecek ve bol bol düşüneceksiniz. vizyondayken izleyin efenim. üstelik ckm arthouseta bilet fiyatı da 13.5 lira.
  • beyazperde.com'da çıkan eleştirisine şuradan ulaşabilirsiniz.
  • fragmanından gördüğüm kadarıyla oyunculuklar biraz yapay -özellikle 00:23 saniyede ki arkadaş- geldi veya sesler de bir çiğlik var tam anlayamadım. yine de kaliteli bir film gibi duruyor. değişik bir tarz. ülke sineması adına iyi şeyler bunlar.