şükela:  tümü | bugün
  • seyyid rıza ismindeki bir adamın ailesiyle birlikte ilim öğrenmek için geldiği şehirdeki yaşam mücadelesini anlatan film. seyyid rıza'nın işleri istediği gibi gitmez ve karısı hastalanır, bunun üzerine evin hem babası hem de annesi olmaya çalışırken yaşadığı zorluklarla devam eder film. öğrencilik yapması onun için hâyâl olmuştur, sorumlulukları artmıştır. karısının hastalığının ciddi olması üzerine seyyid rıza yaşamının devamı yaşamaya çalışmakla geçer, bu bizim için tasavvuru güç bir durumdur oradaki insanlar yani bizim ötelerde gördüğümüz insanlar yaşam için mücadele veriyorlar, gözlerini kaybetmek uğruna çalışıyorlar meselâ. zorlukla birlikte kolaylığın geleceği umuduyla yaşıyorlar, küçük şeylerle mutlu oluyorlar. filmin sonuna doğru şunu fark ediyorsunuz ilim öğrenmek de hayatta birileri için bir şey yapmak da tek birine varmak için yapılıyor, seyyid'in yaptığı da budur zaten, filmin sonu o kadar güzel hayat dersi niteliğinde cümlelerle bitiyor ki size düşen pay oldukça büyük oluyor.

    --- spoiler ---
    herkes bir ömür cennetin anahtarını aradı. bir hazine ya da bir kimya, bir iksir. mutluluğun sırrını yanlış şeyde arıyorlar. orada olmadığı malumdur. bu hazineyi hayal edenler, bu hayal ile hazineyi kaçırıyorlar. tüm bu mantık tek kelimeyle özetlenebilir: ister buna "anahtar" deyin, ister "remz" (şifre) ama hiç de öyle karmaşık değildir bu. yüce allah (c.c); bu 'remz'i, hz. musa'ya (a.s) bir kelimede söyledi: buyurdu: "benim için sev.. benim için buğz et." işte bundan ötürü, tüm amellerin kabulünün remz'i "velayet"tir. allah için sevmek. allah kimleri seviyorsa, sen de onları seversin. allah'tan ötürü sevmek, allah için sevmek. kaş ve göz; dış görünüş için değil. hatta kendi gönlünüz için değil. sadece allah için. eğer sevginin mîzânı (kriteri) allah olursa, kimse sizi takdir etmese de, yine seversiniz. vefasızlık görseniz de, doğru olanı yapmaya devam edersiniz. bu menzile varamayıp, yarı yolda kalanlar, allah için çalışmıyorlar. bu yolda allah için ne kadar zorluk çekerseniz, daha çok allah'a yakınlaşırsınız.

    "o'nun aşkının kimyasından, bu kara yüzüm altın oluverdi.
    evet; senin lütfunun mutluluğuyla, toprak altın olur." *

    insanların arayıp durduğu bu kimya, aşktır. gerisi çer-çöptür. şimdi, azizlerim, neden bu sözü söylediler anlayacağız:"eğer, okuduklarınız bizimkiyle aynıysa, yırtıp atın kitaplarınızı. çünkü, aşk ilmi, hiçbir kitapta yazmaz.''

    --- spoiler ---
  • iran sinemasının en güzel filmlerinden biri. izlenmeyen seyredilen! bu seyir her sahnede paragraf gibi kendisini kitap gibi okutacaktır.

    bir molla adayı, ailesi olan bir öğrenci. karısı ve çocukları olan. ilme vakfedeceği hayatı olan bir adam. ama hayat acımasızdır, alır sevdiklerinden birer tutam, küçük bir zelzele yapıştırır bedenlerine. hayat molla adayının karısı olan zehra'ya bitkin bir teslimiyetten sonra yarım bir ölümün dokunuşuyla gelir, felç. makarna bile yapamamanın derin sancısı, mahkum kalmanın en acısı. insanın kendi içinde, kendi bedeninde mahkum olması! zehra'nın dediği gibi ''et yığını'' bir hayat. ve ailenin geçinmesi için gerekecek olan paranın dokunacak bir halıyla temin edilme zorunluluğu...

    etikileyici sahneleriyle insanın içinde korkuluklar ardında kalmış göz yaşlarını huzura erdirir. saltanat sahibi bir kadının evinde yatalak olmasının kahrı, annesini tekerlekli sandalyeye yakıştırmayan kız çocuğu, molla kıyafetiyle olan babasının elinden tutmayan ama normal kıyafetle okulun kapı ağzında babasına öpücük konduran bir kız. ve kendi mahreminden utanacak kadar, yüzü utangaç bir adam. tedrisatı için gerekli olan bir çift gözünü dokuduğu halının renkleri arasında kaybeden bir baba, bir adam, bir sancılı insan. down sendromlu karakterin kapı ağzında bir kaç mum yakması ve ''o'nun için dua ediyorum'' demesi.

    "eğer okuduklarınız bizimkiyle aynıysa yırtıp atın kitaplarınızı!
    çünkü aşk ilmi hiçbir kitapta yazmaz!.."

    demiş bir film. daha ne desin?
  • hayata dokunabilen iran sinemasının nadide, izlemeye değer bir başka örneği.
  • iran sinemasının naifliğini, içe dokunuşunu öyle çok anlattım ki kendimi tekrar etmekten yoruldum.

    sen de anlamsız seks sahnelerinden, kusursuz insan tasvirlerinden ve göze sokula sokula sahnelerde gösterilen dünyaca tanınmış markalardan sıkıldıysan gel kardeşim, yerin yanım.

    iran filmleri müptelası olan nededinsen'in tavsiyesidir. film gibi filmdir kanımca.
  • eşine hitap ederken bile utanan naif insanlarla dolu bir güzel film. bir de en sevdiğim avlulu iran evi var içinde. bonusu da sonundaki inşirah. daha ne olsun.
  • bu filmde down sendromlu kızın devamlı dinlediği şarkı, hakan peker'in vakti geldi ayrılığın şarkısı. zaten huysuz babaannesi de, sinirlendiğinde türkçe konuşmaya başlayan bir iran azerisi.

    film tarık akan ile necla nazır'ın oynadığı umut dünyası filmine benziyor biraz. umut dünyası'nda tarık akan'ın tek düşüncesi avustralya'ya gitmekti, buradaki seyyid'in de tek düşüncesi tahran'a gidip molla olabilmek. tarık akan gemi biletlerini aldıktan sonra karısı çocuğunu düşürüyor ve filmin geri kalanında avustralya'yı unutup karısını mutlu etmek için çabalıyordu, burada da seyyid tahran'a geldikten sonra eşi rahatsızlanınca mollalığı bir süre unutup sadece onunla ilgileniyor. en sonunda tarık akan artık dayanamayıp senin için daha ne yapayım toparlan artık gibisinden delleniyordu, burada da aynısı oluyor.

    ayrıca bu film bir batı filmi olsaydı, hemşire sepide'nin eve geldiği sahnede büyük ihtimal seyyid ile aralarında ilişki olurdu. doğu filmlerinin güzel yanı da bu zaten. birden boktanlaşmaması, sadeliği, iyiliği vefayı anlatması.
  • aşırı anlamlı iran filmi.

    -spoiler-

    hüzünlendirdiği gibi gülümsetmiştir hem de naif bir şekilde. seyir rızanın hemşire eve geldiğindeki halleri, karısının bıçak fırlatışı, nay nay, zarif şakalaşmalar, seyyid rızanın telaşlı halleri, çalan türkçe şarkı.. her şeyiyle zarif bir filmdi. izlerken kendimi karısının yerine çok koyduğumdan heralde, kaptırmışım. seyyid rızanın gözü bozulunca iyi bari güzel olsa da göremeyecek falan dedim. dolayısıyla beklemediğim bir an gelmiş gibi bitti film bana sonra son dakikaları bir daha izledim. naifçe ana fikrimi de çıkardım.

    -spoiler-
  • yazıda spoiler var.

    yazı gitsin gittiği yere, be nami hoda;

    beni o kadar etkiledi ki, özellikle inşirah ile, aman yarabbim. hayatımda izlediğim en iyi filmlerden biri. bir kere iyi insan olduğunuz zaman iyi bir anne iyi bir baba iyi bir eş oluyorsunuz. dolayısıyla evliliğinizde öyle ilerliyor. iki iyi insanın evlenmesini ve buna mukabil evliliklerinin nasıl olduğunuzu görüyoruz filmle. ayrıca hayatlarının merkezine bir de islamiyeti oturtmuşlar, bu şekilde mutlu mesut yaşıyorsa, filmi siz düşünün artık...

    evliliklerini imrenerek izledim. filmin sadeliğinin içindeki detaylarda içim çekildi bir çok kez. mesela; zehra hastanede yatarken seyyid geliyor ve zehra'ya çocuklar naynay bekliyor diyor ya, karısına utana utana bakarak. karısı da bu sozuyle zaten utangac olan kocasının karsısında bir de o utanıyor ya, bana ne kadar masum geldi, ne kadar naif geldi izlemesi...

    keza kızları annelerine tekerlekli sandalyeyi yakıştıramıyor, anneleri de bir makarna pişirmekten bile aciz hale geldiğinde filmde dirhem ajitasyon hissetmiyorsam; aynı şekilde zehra'nın allah'a isyanı bir o kadar doğal geliyorsa ve filmde karı koca birbirlerine sekiz yıllık evliliklerinde ilk kez yüksek sesle bağırdıklarını söylüyorlarsa ve ben de bundan hiç şüphe duymuyorsam, bin maşallah öyle evliliğe.

    -gönül kırmaktan imtina etmeleri öyle hoşuma gitti ki; insan kocasının gönlünü kırmamak için ya da karısının, hiç sesini yükseltmeden nasıl sekiz yılı bir arada geçirir, hayret bir şey!-

    molla adayı seyyid'in şartlar ne olursa olsun kendi doğrularından ve iç disiplininden şaşmamasını inanılmaz bulduğumu ayrıca ezberinden karısına filmin son sahnelerinde inşirah'ı okurken çok duygulandığımı ve gözleriminin dolduğunu da söylemeliyim...

    medresenin önünde ayakkabıları dizmek de bir hizmet, otistik bir çocuga pizza ısmarlamak da, namazı vaktinde kılmak da, keza gönül kırmamak için ses yükseltmemek de,,

    ne demiş şirazi ayrıca ve bir film böyle bitebilir mi, hey maşaallah:

    ''insanların arayıp durduğu bu kimya, aşktır. gerisi çer-çöptür. şimdi, azizlerim, neden bu sözü söylediler anlayacağız:"eğer, okuduklarınız bizimkiyle aynıysa, yırtıp atın kitaplarınızı. çünkü, aşk ilmi, hiçbir kitapta yazmaz.''
  • bu zamana kadar izlediğim en mükemmel 'aşk' filmi...
  • herkes bir ömür cennetin anahtarını aradı…
    bir hazine ya da bir kimya, bir iksir,
    mutluluğun sırrını yanlış şeyde arıyorlar.
    orada olmadığı malumdur.
    bu hazineyi hayal edenler, bu hayal ile hazineyi kaçırıyorlar.
    tüm bu mantık tek kelimeyle özetlenebilir: ister buna “anahtar” deyin ister “remz”…
    ama hiç de öyle karmaşık değildir bu.
    yüce allah bu remzi hz. musa’ya bir kelimede söyledi:
    buyurdu: “benim için sev..benim için buğz et.”
    işte bundan ötürü, tüm amellerin kabulunun remzi “velayet”tir.
    allah için sevmek
    allah kimleri seviyorsa, sen de onları seversin
    allah'tan ötürü sevmek allah için sevmek
    kaş ve göz; dış görünüş için değil,
    hatta kendi gönlünüz için değil.
    sadece allah için!
    eğer sevginin mizanı allah olursa kimse sizi takdir etmese de, yine seversiniz.
    vefasızlık görseniz de, doğru olanı yapmaya devam edersiniz.
    bu menzile varamayıp, yarı yolda kalanlar, allah için çalışmıyorlar.
    bu yolda allah için ne kadar zorluk çekerseniz, daha çok allah’a yaklaşırsınız.
    “o’nun aşkının kimyasından bu kara yüzüm altın oluverdi.”
    “evet, senin lütfunun mutluluğuyla toprak altın olur.” (hafız şirazi)
    insanların arayıp durduğu bu kimya aşktır.
    gerisi çer-çöptür. şimdi azizlerim, neden bu sözü söylediler anlayacağız:
    “eğer okuduklarınız bizimkiyle aynıysa yırtıp atın kitaplarınızı..!”
    “çünkü aşk ilmi hiçbir kitapta yazmaz.!”