şükela:  tümü | bugün
  • buyuk hedef, buyuk ozlem... tam bagimsizlik, turkiye cumhuriyeti icin zaferin adidir. icinde bulundugumuz durumda gercekle$mesi cok zor olmakla beraber ulkenin tek kurtulu$ yolunu bu soz ifade eder.
    (bkz: ataturk vecizeleri/1)
  • 80 oncesi sosyalist gencligin kullandigi slogan..bugunlerde fasistler ve islamcilar tarafından da kullanip kullanip follos edilen ibare
  • gecmi$te turkiye'yi amerika'ya satmi$ olan, hala da bu tutumunu surduren ki$ilere atilmasi gereken tokadin haykiri$a donu$mesiyle yukselen nida. (bkz: turgut ozal) (bkz: suleyman demirel) (bkz: adnan menderes) (bkz: adalet partisi) (bkz: cankayanin sismani isci dusmani)
  • bu slogan, yanlış hatırlamıyorsam -ki, çoğunlukla yanlış hatırlarım-, bağımsız türkiye'nin alternatifiydi. şöyle ki: 1960'ların ikinci yarısında, ilk dile getirilen slogan bağımsız türkiye idi. bununla abd ve nato ile ilişkilerini kesmiş bir türkiye kastedilirdi. daha sonra, sosyalizmin uluslararası tartışmaları türkiye gündemine girince, yani türkiye solunda sovyetler birliği komünist partisi ve çin komünist partisi yandaşı gruplar oluşunca, çkp yandaşı gruplar abd'ye olduğu kadar sscb'ye de karşı olduklarını vurgulamak için tam bağımsız türkiye demeye başladılar. hatta bunun çeşitli versiyonları türedi: ne amerika ne rusya tam bağımsız türkiye, ya da ne amerika ne rusya bağımsız demokratik türkiye gibi. ha bir de ülkücü versiyonu vardır ki o da şöyledir: ne amerika ne rusya ne çin her şey türklük için!
  • bir slogan. evet sadece bir slogan, geçerli olduğu bir dönem var mıydı, belki, fakat bu dönem, bu sloganın ortaya çıktığı yıllardan yüzyıllar öncesi için geçerli olabilir. sadece bir slogan dememin sebebi, eğer siyaset ve ekonomi aynı anda kastediliyorsa ki "tam" vurgusundan ben bunu anlıyorum, mevcut ekonomik ve siyasi dünya düzeninin buna izin vermeyecek şekilde şekillenmiş olmasıdır. bir mücadele verilecekse de, bu kendi sınırları içine kapanmanın mücadelesi olamaz. ulusal/kapalı ekonomi konusunda örnek istenirse:

    (bkz: kore demokratik halk cumhuriyeti)

    böyle bir şeyin var olabilirliği olduğunu hayal edelim, birincisi böyle bi türkiye, kendisini enternasyonalist dayanışmadan da soyutlamış, ulusal sınırları içine kapanmış bir türkiyedir.

    içinde yaşayan vatandaşlarını, "dışardaki tehlikeler"den korumak maksadıyla siyasi anlamda devletin her alana girmek zorunda kalacağı, haberleşme, ulaşım, bürokratik işlemler vb her konuda kontrolcü bir zihniyetin egemen olacağı türkiyedir.

    ülkeyi tam bağımsız hale getiren bilinçli seçkin siyasetçiler, mevcut durumun korunması için önlem almak zorunda kalacaklarından siyasi özgürlük söz konusu olmayacaktır. dışardaki ekonomik gelişmelerin ya da farklılıkların, yaşam tarzı farklılıklarının görülmesi istenmeyeceğinden, enternasyonalist dayanışma olacaksa bile, bu, bu seçkinlerin elinde olacaktır.

    bir toplumun alt sınıfları, onun zayıf noktasıdır, tabandan örgütlü bir toplum, iktidara gelirken bir slogan olarak kullanılsa bile, seçkinlerin ve yeni tam bağımsız devletimizin çıkarı gereği, gelecekteki bir güne bırakılacak olan bir hayalden ibaret olacaktır.

    yeni devlet, tam bağımsızlık nedeniyle ekonomiyi bizzat devlet eliyle kontrol edeceğinden, kapitalist düzendeki bir şirket gibi çalışmak zorunda kalacaktır, yani, maksimum verim, minimum ücret. bu, sıradan sendikal hakların bile ortadan kalkmasına yol açabilir.

    -----

    aslına bakılırsa, bir ulus-devlet olarak, türkiye siyasi bağımsızlığa sahip bir ülkedir. türkiyede, ulusal bağımsızlık mücadelesi verilemez. imfden vs bahsedilecekse bağımlılığa örnek olarak, bu ekonomik bağımlılıktır ve doğal olarak siyaseti de etkiler.

    yani bağımsızlık mücadelesi ekonomik düzeyde verilebilir, fakat ekonomik bağımsızlık, yalnızca emperyalizme karşı verilemez, eğer böyle düşünürsek, malesef bugün kendi içine sıkışıp kalmış-mücadelelerini küçümsemiyorum- totaliter/devletçi(hem siyasi hem ekonomik) yapılardan birine dönüşürüz. ve yine, ekonomik bağımsızlık mücadelesi, türkiyenin imfye/emperyalist devlet ve kurumlara karşı vereceğinden öte, işçinin işverene karşı vereceği bir mücadeledir.

    kimi akımlar, (işbirlikçi olmayan)yerli burjuvaziyle işçi sınıfının işbirliği yapması, uzlaşması gerektiğini, ülkenin emperyalizme karşı ekonomik bağımsızlığını ancak böyle kazanabileceğini iddia ediyorlar. yanlış! uluslararası arenada ekonomik bağımsızlığın var olması -ki ne derece bir bağımsızlıktır tartışılır- toplum içindeki sınıf mücadelesini bitirmez.

    biz önce emperyalizme karşı devletimizi kuralım, sonra sınıf mücadelesini sürdürürüz deniliyorsa, bu da süreç içinde kendi kendini yanlışlayacak bir düşüncedir çünkü yeni devlet kendini ayakta tutabilmek için ekonomik önlemlere başvurmak zorunda kalacak, bu da sınıf mücadelesinin dondurulmasına ve uzlaşmacı politikaların sürdürülmesine neden olacaktır.

    ekonomik bağımsızlık mücadelesi, aynı anda emperyalizme ve kapitalizme karşı verilir, ve iyi bilindiği gibi, kapitalizme karşı mücadele, belli bir coğrafyada sıkışırsa boğulur, yerini totaliter yapılara bırakır.

    demek ki slogan tam bağımsız türkiye olmamalı, mücadeleyi ulus-devlet üzerinde vermek durumundayız, fakat kapitalizmin küresel yapısını görmezsek ve mücadeleyi ulus-devletin dışına taşıyamazsak ve farklı, özgürlükçü/eşitlikçi bir toplumsal yapının temellerini atamazsak, özgürlüğün ve eşitliğin var olduğu bir dünya ise amacımız, hüsran kaçınılmaz olur.
  • doç.dr. fevzi demir in şu şekilde idealize ettiği temel amaç sanırım;

    tam bağimsizlik ve atatürk

    doç.dr.fevzi demir

    “siyasî ve askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadî zaferlerle taçlandırılmazlarsa elde edilen zaferler sürüp gidemez, az zamanda söner.” (söylev ve demeçler, ii,s.107)

    mustafa kemal atatürk

    lozan barış konferansı ile ilgili anılarını anlatırken ismet paşa ingiltere’nin temsilcisi lord curzon ile aralarında geçen bir konuşmayı bize şöyle aktarır:

    “güçlüğü hatırlatmak için size söylüyorum. orada bir akşam, ingiliz murahhası lord kürzon, yanında amarika murahhası varken bana şöyle dedi:

    — müzakere ediyoruz. aylardan beri arzu ettiklerimizden hiçbirini alamıyoruz. vermiyorsunuz. anlayış göstermiyorsunuz. memnun değiliz sizden. ama ne reddederseniz cebimize atıyoruz. cebimizde saklıyoruz. memleketiniz haraptır. yarın geleceksiniz, bunları tamir etmek için, kalkınmak için yardım isteyeceksiniz. o zaman, bu cebime koyduklarımdan her birini, birer birer çıkarıp size vereceğim...

    ben cevap verdim:

    — çok emekle bu neticeye varmışızdır. şartlarımız, milletimize göre hakladır. bunları behemahal alacağız. biz bunları alalım, siz şimdi verin, sonra gelirsek istediğinizi yapın...” 1

    lozan barış antlaşması ile kazandığımız siyasal bağımsızlığımızın değerini bilen ve kan ve ateşle kazanılan bu bağımsızlığı korumak için kendi kuşaklarının bütün enerjisini seferber eden cumhuriyetimizin kurucu kadroları iktidarda oldukları sürece bu kazanımları tehlikeye düşürebilecek hiç bir girişimde bulunmamışlar ve ödün vermemişlerdir. çünkü onlar mali ve ekonomik bağımsızlığı ana amaç olan tam bağımsızlıkla eş anlamlı görmüşlerdir. çünkü yine atatürk’ün sözleriyle ifade edecek olursak :

    “istiklâl-i tam denildiği zaman, bittabi, mali, iktisadî, adlî, askerî, harsî ve ilâ...her hususta istiklâl-i tam ve serbesti-yi tam demektir. bu saydıklarımın her hangi birinde istiklâlden mahrumiyet millet ve memleketin, mâna-yı hakikiyesiyle bütün istiklâlinden mahrumiyeti demektir” 2

    cumhuriyetimizi kuranların bağımsızlık konusunda gösterdiği bu titizliğe sonraki kuşakların aynı heyecanla sahip çıktıklarını söylemek ne yazık ki mümkün görünmemektedir. hatta bu konuda “gaflet ve delalet ve hatta hiyanet” içinde davranıldığı bir çok örnek acıdır ki karşımıza çıkabilmektedir.

    ne yazık ki özgürlük ve bağımsızlık gibi sözcüklerin birer suç unsuru gibi görüldüğü ülkemizde süper güçlerin dayatmaları altında bağımsızlık demode bir kavram olarak sunulmakta ve ders kitaplarında dahi bağımsızlık başlığı altında bir bölüm bile yer almamaktadır.

    yine bu çerçevede “milli iktisat” kavramının yerini uluslararası pazar ekonomisi, ulusal kültür yerine süper güçlerin pazarladıkları ve her tarafımızı kuşatan yabancı bir kültür olan koka kola kültürü almış gibidir. cumhuriyet değerlerini aşındırma süreci içinde demokrasi ve insan haklarının bizim için bir lüks olduğu düşüncesi çeşitli çevrelerce desteklenmekte ve demokratik cumhuriyetin yerine adil düzen adı altnda şeriat yönetimi; millet ve milliyetçiliğin yerine de ümmet ve ümmetçilik dayatılmaktadır. üstelik bunların hepsi de ortak düşman olarak türkiye cumhuriyeti’ni ve bağımsızlığını görmektedir.

    oysa bir toplum varlığını ancak bağımsız bir kimlik yaratabildiği ve bu kimliğini koruyabildiği ölçüde sürdürebilir. türkiye şimdi, atatürk’ün başlattığı ve zamanın akışı içinde bu güne değin, bir gel-git halinde hızını kaybetmiş olarak da olsa, herşeye rağmen süren ve ayakta kalan kültürel bağımsızlığını koruyacak ve geliştirecek politikaların üretilmesini bekliyor.

    bu noktada atatürk’ün tam bağımsızlık hakkındaki düşüncelerini anımsamakta yarar var. o’na göre “türk devletinin dayandığı esaslar tam bağımsızlık ve kayıtsız fiartsız milli egemenlik’ten ibarettir.”3

    tam bağımsızlık, ulusun varlığı ve hakları için bütün gücü ile bizzat kendisinin uğraşmasını öngörür. tam bağımsızlık, devletin gelişmesini saglayan önlemlerle birlikte, gelişmeyi olumsuz yönde etkileyen veya engelleyen etkenlerin ortadan kaldırılması ve özgürce gelişme için gereklidir. ülkenin içişleri bakımdan dışa karşı bağımsız olmalıdır. tam bağımsızlığın ve ulus egemenliğinin gerçekleşmesi ise öncelikle ekonomik güce bağlıdır:

    “tam bağımsızlık için şu genel kural vardır, ulusal egemenlik için bir yasa vardır diyoruz. bu gün de büyük bir zaferin etkenleri ve yapıcıları olduğumuzu ifade ediyoruz. bu noktada, çok kesin olan bir gerçeği hep beraber tekrar etmek zorundayız. bu kadar büyük, bu kadar kutsal ve ulu hedefler yalnız kağıt üzerinde ilkelerle ve yasa maddeleriyle ve sadece hırslarla arzularla elde edilemez. tam olarak gerçekleştirebilmek için tek güç, gerçekten en güçlü temel ekonomidir.” 4

    peki ekonomik kalkınma için ne yapılmalıdır? öncelikle bilim ve aklın yol göstericiliğinde sürekli çağdaşlaşmaktır. çağdaşlaşma türk ulusunu geri bırakmış olan kurumları boş inançları yıkarak, yerlerine ulusu ilerletecek, çağa uygun kurumları derhal getirmek suretiyle gerçekleşecektir. bunun için de çocuklarımızı ortak değerler etrafında yönlendirmemiz gereklidir:

    “çocuklarımızı aynı eğitim derecesinden geçirerek yetiştireceğiz. kesinlikle bilmeliyiz ki iki parça halinde yaşayan uluslar zayıftır, hastadır.” 5

    eğitimde olduğu gibi ekonomide de eşitlik ve birliğin sağlanması gereklidir. bunun için devlet ulusal gelirin dengeli ve uyumlu olarak dağıtımında, yönetiminde, kalkınmanın sağlanmasında, halk yararının gözetilmesinde etkin olmalıdır :

    “ulusal gelirin dağılımında, daha mükemmel bir adalet ve emek sarfedenlere daha yüksek refah sağlanması ulusal birliğin korunması için koşuldur. bu koşulu sürekli göz önünde tutmak, ulusal birliğin temsilcisi olan devletin önemli görevidir.” 6

    sonuç olarak türkiye’nin gündeminin kısır politik çekişmelerden uzak bir şekilde bağımsızlık, ekonomik ve kültürel kalkınma, ulusal gelirin dağılımındaki adaletsizliklerin giderilmesi gibi temel konularda yoğunlaşması ve atatürkçülerin bu temel konu ve sorunlara ilişkin düşünce ve çözümlerini sunması gerekmektedir.

    http://www.mersin.edu.tr/…agimsizlik_ve_ataturk.doc
  • ankara da incek yolunda bir duvarda gormustum su yaziyi:

    musfafa kemalden denizlere, denizlerden bizlere...yasasin tam bagimsiz turkiye...

    cok hosuma gitmisti ama hayal gibi gorunuyor.