*

şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • bagimsizlik; uluslararasi iliskiler terminolojisinde kullanilan anlami ile gunumuzde giderek anlamini yitiren, ozellikle de kapitalizmin gelismesi (var olmasi ile degil) ve bir ulkenin etki alaninin buyumesi, boylece de icine diger ulkeleri almasi ile tamamen farkli tanimlamalar gerektiren bir olgudur.

    gunumuzden belki uc bes yuz sene oncesinde, bir ulkenin yeterli bir savunma gucu ve kendi kendisini ceviren bir ekonomiye sahip olmasi o ulkenin "tam bagimsiz" olmasi icin yeter kosullari saglayabilirdi. bir ulke kendisine karsi her tehdite karsi koyma caydiriciliga sahip iken; dunyanin bildigimiz tarihi boyunca cok ilkel caglardan beri var olan "uluslararasi siyaset, ittifak, diplomasi" kavramlarini tamamen dislayip, ote yandan kendisini besleyebilecek bir ekonomi ile herhangi bir uluslararasi ticarete girmeyip kendisine "tam bagimsiz" statusunu saglayabilirdi.

    oysa ki; modernizasyon, kapitalizm gibi kavramlar bu anlamdaki siyasi yapilanmanin sonunu giderek daha kuvvetli bir sekilde hazirliyor, yok ediyor.

    halihazirdaki durumu incelersek, hic bir ulkenin bu anlamda bagimsiz ol(a)madagini gorebiliriz. en buyuk potansiyel adaylar olan abd, rusya, cin ve hindistan dahil olmak uzere hic bir ulke, diger ulkeler olmaksizin ayakta kalamamakta, ekonomisini ve dolayisi ile varligini tamamen diger ulkeler ile ticarete ve/veya diger iliskilere dayandirmaktadir.

    butun bu ulkeler, sonucunda kendi ekonomisinin de cokmesi pahasina bile olsa digerlerinin ekonomisini cokertecek eylemler yapabilme olanagina sahipler, fakat hic biri bunu yapamiyor. karsilikli fayda dengesine oturan bu iliskiler, bu devletlerin varliginin esaslarini olusturuyor ve bunu yapmaktan alikoyuyor. bu, uluslararasi toplum'a entegre olmanin zorunlu handikapi. bu anlamda inceledigimizde hic bir ulkenin tam bagimsizligindan bahsetmek olanak dahilinde degil.

    ote yandan, bu iliskiler yumagi icerisinde, klasik anlamda bildigimiz bagimsizliktan "belli olceklerde" bahsetmek mumkun. bu anlamdaki bagimsizliga en cok sahip olan ulkenin abd oldugundan bahsedebiliriz. belirli olceklerde sarti kalmak uzere dunya uzerindeki cogu ulke -ki uluslararasi toplumdan soyutlanmis olan kuzey kore dahil- bagimsiz hareket edebiliyor. bu anlamdaki bagimsizligin olcusu ulkelerin diger ulkeler ile olan iliskileri, askeri gucu, ekonomik gucu, enerji ve dogal kaynaklari gibi parametreler ile ve "zamana bagimli" bir sekilde belirleniyor. ornegin 1960'lardaki turkiye'nin bagimsizligi ile 1930'lardaki turkiye'nin bagimsizliginin ayni olcekte oldugunu iddia etmek olanaksiz.

    devlet denen olusum, dogasi geregi karar mekanizmasini "tam anlami ve tamami ile" elinde bulundurmak ister. dolayisi ile her ulke bagimsizligi varligi icin olmazsa olmaz bir olgu haline getirir ki bu da anlasilabilir bir davranistir. bununla beraber az once dile getirdigim sebepler itibari ile bu ancak goreli sekilde tezahur edebiliyor ve reel olarak bir ulkenin tam bagimsizligindan soz etmek anlamsiz oldugu icin "diger ulkelere gore ne kadar bagimsiz" oldugu ile anlam kazaniyor. oyleyse, her ulke kendisini diger ulkelere daha az bagimli hale getirme cabasi icerisinde.

    baska faktorler de olmakla beraber; bir ulkenin diger ulkelere bagimliligi gunumuz itibari ile en baskin olarak askeri uretim olanaklari veya harcamalari, enerji ve dogal kaynaklar isleme kapasitesi veya harcamalari, ekonomik gucu ile olculebilir.

    peki bu yarista turkiye nerede? bu sorunun cevabi asagidaki sorularin cevaplarinda gizli.

    1. turkiye'nin askeri gereksinimlerinin yuzde kaci kendi kaynaklarindan, yerli uretimden saglaniyor?
    2. turkiye'nin askeri gereksinimleri icerisinde yabanci ulkelerden yaptigi harcama, bu ulkelere ne derece homojen dagilmis durumda? herhangi bir ulkenin, bu harcamalar icerisinde dominant bir payi var mi?
    3. turkiye'in dis borclari, milli gelirin yuzde kaci? bu borclar temin edilirken ic veya dis siyasetinde etkiye sahip olabilecek herhangi bir anlasma yapildi mi?
    4. turkiye, sanayisini isler durumda tutabilmek icin hangi enerji kaynaklarina sahip? bu kaynaklarin yuzde kaci dis kaynakli?
    5. turkiye, finans ve bankacilik sektoru ozellikle dis kaynakli herhangi bir spekulatif etkiye karsi ne derece esnek davranabilme imkanina sahip?
    6. turkiye, halkinin gida ihtiyacini karsilayabilecek tarim sektorune sahip mi? zorunlu gida kalemlerinin tamamini kendisi uretebiliyor mu? yoksa satin mi aliyor?

    korkarim bu sorularin cevaplari durum hakkinda pek ic acici sonuclar vermiyor. son elli sene icerisinde kronolojik olarak, ayni sorulari turkiye'nin komsularindan iran ve yunanistan icin sorararak karsilastirirsak turkiye'nin durumunda gelismeden cok gerileme goruruz. ustelik, iran ozel durumu sebebi ile kismi bir ambargo altindadir.

    yunanistan ozel orneginden hareket edersek, yunanistan'in basarili bir sekilde kendisini sadece abd'ye bagimliliktan kurtararak, bu payi kismen dengeli sekilde hem avrupa birligi'ne hem de rusya'ya dagittigini gorebiliriz. tam tersine, turkiye ise dis ticaretteki payini cogunlukla avrupa birligi'ne kaydirmasina ragmen enerji kaynaklarinda kendisini rusya'ya, askeri harcamalarda ise abd'ye bagimli hale getirmis ve dengeli bir dagitima gidememistir.

    bu durumun binlerce sebebi var tabii ki, ama sanmiyorum ki herhangi biri lockheed yolsuzlugu gibi bir olayin cozulemedigi tek ulkenin turkiye olmasina sebep verecek sekilde duzenlenmis yasalara sahip olmamiz ve turkiye'nin askeri harcama'lari basta olmak uzere stratejik harcamalarin seffaf olmamasi, halkin bu konuda bilgilenme ve hesap sorma hakki olmamasi kadar onemli olsun.

    acikcasi, bu kosullar altinda tanimladigim ikinci anlami ile bile turkiye'nin tam bagimsizligindan bahsedildiginde ben aci aci gulumsemek disinda birsey yapamiyorum. ozellikle de ulkemizde "tam bagimsizlik" sloganlari ile yuruyenlerin, farkinda olarak ya da olmayarak turkiye'nin abd'ye gobekten baglanmasina sebep olan derin devlet'in en sadik koruyuculari oldugu bugunlerde.

    gecmis olsun.
8 entry daha