şükela:  tümü | bugün
  • geçirilen onca stresli dakika, ekşide okunulan yüzlerce entry veya facede stalklanan birsürü anlamsız kişiden sonra artık tamam dersiniz. bitti bu iş. az önceki son parçaydı. bacaklarınız uyuşmuştur artık hafiften. kalkmalıyım diye düşünürsünüz. temizlemeliyim üzerimdeki bu pisliği ve hayatıma geri dönmeliyim. ama...

    arınırsınız tüm pisliklerinizden. su ve peçete yeter de artar bu pisliği temizlemenize. sıra üstünüzü toparlamaya gelir ki, karnınızda küçük ama bir o kadar da rahatsız edici bir kıpırtı hissedersiniz. işte bu o’nun ta kendisidir. son tıkıl.

    geçirdiğiniz onca süre boyunca içinizden bir türlü atamadığınız, adeta içinizde bir yerlerde takılıp kalmış, ben diyeyim fındık, siz deyin ceviz kadar bir tıkıl. işte budur tıkılın tanımı. can sıkıcı ama bir o kadar da masum.

    sıçsanız bir dert, sıçmasanız gönül razı değil. onca temizlik, yapılan onca hazırlık, hepsi boşa gitmiştir artık ama ne fayda. o son tıkılı çıkarmadan, çekilen onca çilenin hiçbir anlamı olmaz. bari şu son tıkılı da çıkarayım da, değsin bunca zahmete dersiniz. ve çıkarırsınız o son tıkılı. hatta merak edip, dönüp bir de bakarsınız. genelde yüzer o son tıkıl. adeta yüzünde muzip bir ifade ile bakar size, son bir gülüş atar. sifonu çekersiniz ve uzak diyarlara yol almaya başlar, biraz direnir başta gitmemek için ama, direnmeler faydasız.

    hüzündür o son tıkıl, ama bir o kadar mutlu, bir o kadar asil.