şükela:  tümü | bugün
  • insanın geride bıraktıklarıyla, geçmişiyle yüzleşmesine neden olan yolculuklardır. tabii burada, gidilecek şehirde kalma süresi de önemlidir.

    sonuçta insan arkada bıraktığı küçük çevresinin organik yapısına şaşırır, durur; gidilecek şehirde bir tek karşılayanın bile olmaması, o bütün seyahatin bir başına yapılması insana tuhaf şeyler hissettirir.

    mesela suratlar. yüzlerine bakıldığında hangi kültürden geldikleri tahmin edilen bu insanların içinde bir hayat kurmayı düşlemek, yüce gayeler uğruna didinmek acaba hakikaten doğru muydu? insan iyi bir yazar olsa ve bir kitabı raflardaki yerini alsa, aslında kitabın ulaşmaya çalıştığı güruhdan pek çoğu işte bunlar gibi olduğunu düşünüp şaşırmalı. yoksa benim küçük çevrem de tıpkı bu kültürel figürler gibi mi duruyor uzaktan bakınca. bu insanlar simalarındaki bu kültürel çizgilerle nasıl yaşama tutunabiliyorlar?

    sonra o şehre gittiğimde beni bir hiçlik sancısı tutar. basit işlerde çalışan insanların şurada burada kendini göstermesi; içi kofluk, boşunalık.. halbuki bu dünyaya yaşama gelmiş olmasının farkında değil.
  • iş gereği senelerdir yaptığım, hiç öyle romantik kafalara girmeden aşırı tatmin edici olan olay. birileri sizin sırtınızdan aşırı zengin olurken, it gibi çalışırken tek teselliniz olabilir. buluşacak görüşecek kimseniz yokken, gideceğini hiç bir yer hakkında fikriniz yokken bütün olasılıklar sizindir. gidin stabil hayatınız olunca duygusal olun bütün şehir sizin.
  • tanıdık kimsenin olmadığı bir ülkeye yalnız gitmekten daha iyidir diyorum. en azından yemek derdin olmaz.
    (bkz: bu ne eti?)
  • bir keresinde ankaraya gittiğimde böyle hissetmiştim. aslında tanıdıklarım vardı. ama sessiz sedasız gitmiş ve dönmüştüm. şehri çok iyi tanımıyorum zaten. gittiğim otelin yolunu adımlayarak kendi kendime yürüyüş yapmıştım filan. tatlı bir histi. biraz mahzun bir tarafı da vardı elbette.
  • önce nereye geldim denir sonra ne bok yemeye geldim bura denir;
    öylesine altınızda araba ile baka kalırsınız; tabelâları pusula belleyip sizi götürdüğü yerleri gezersiniz maceracı ruhunuzu keşfedersiniz sonra az çok yolları çözünce caddelere aşina olunca mutluluk dolar içiniz. sonra tanıdık yüzler berilir sonra arkadaşlar gelir sonra kankiler...
    üniversite ilk yılında herkesin sahip olduğu ruh halidir.
  • bir keresinde tanidiklarimin bile tanidiklarinin olmadigi ismini vermek istemedigim bir sehre gittim. cok gecmeden neden burada tanidigim kimsenin olmadigini anladim. hala o sehirdeyim. bir kac tane hayali arkadasim var. tahminimce neverwhere gibi bir yerde olmaliyim.
  • etrafına çizgiler koymadan bakmak. bakmaya çalışmak da diyebiliriz. terminalden başlayan rahatlık ilk uğradığın cadde de devam eder. vitrinler,sokaklar,tabelalar ve asla seni tanımayan insanlar sana sonsuz bir rahatlık verir. uzun soluklu değil de kısa bir yolculuk için oradaysanız bu keyifli bir süreçtir.
  • konuşma yetiniz varsa oldukça keyifli bir aktivitedir, çok da tecrübe kazanacağınız bir şey olur, insanlarla iletişim iyidir.
  • şiddetle önerdiğim eylem.

    ama sürekli değil dönemsel; zorunlu değil keyfe bağlı olanından bahsediyorum. durum, yerleşmek şeklinde gerçekleşiyorsa o kadar da özenilesi ve teşvik edilesi olmayabilir. değerlendirilmesi gereken bir çok değişken ve yalnızlık faktörü girecektir içine.
    benim bahsetmek istediğim o değil.
    arkadaşlarınızla buluşmayacağınız, kimseyle görüşmeyeceğiniz, sohbet geliştireceğiniz insanları ilk defa orada göreceğiniz, yeni insanlarla tanışacağınız ya da tanışmayacağınız, bütün kuralları sadece paşa gönlünüzün belirleyeceği bir seçeneği idealize ediyorum.

    ben bu sene ilk defa yaptım bunu. daha doğrusu heves ettim ama sonradan katılım gerçekleşti, tek başlayıp tek devam edemedim.
    -hayır, katılım ordan gerçekleşmedi. ama o da olabilirdi, neden olmasın? pek de güzel olurdu.-

    defalarca güzellediğim ve ara sokaklarını dahi ezberlediğim bodrum’a gittim birkaç ay önce. çocukluk ve gençlik masalım olur kendisi.
    ben bodrum’a yerleşeceğim dediğimde herkes bık bık yapıyor, başka şehir mi bulamamışım?
    onlar gibi beach beach takılıyor olmadığım ve bodrum’u
    “beach kültüründen ibaret değil onlara rağmen var olan bir değer” olarak gördüğüm için istiyorum. neyse, bu başka entrynin konusu.

    lüks otel istemediğim için bütün ayarlamalarımı buna uygun yapmıştım. yapayalnızdım ve canım ne isterse onu yapacaktım. müthiş bir lüks!
    ne yiyeceksem, ne içeceksem, nerede yapacaksam, ne yapacaksam, nereye çöküp nerede yürüyeceksem kendim seçecektim.
    çantama kitabımı atıp merkeze indim. ölü sezonda gitmiştim ve kimse olmayacaktı. ve fakat ot festivali’ne denk gelmişim. kısa süreli bir şok yaşadım ama düşmedim. yine de çok eğlenceliydi.
    bunları yazarken bile mutluluk doluyor içime, öyle de harika zaman geçirdim.
    grup gittiğimiz yerlerde yeni insanlarla tanışma ve sohbet etme oranımız epey düşüktür. çünkü zaten arkadaşlarımız vardır ve herhangi bir iletişime ihtiyaç duymayız. yine de duymazdım ama bir yere oturdum, karşımızda standlar vardı. stand sahipleri arada bira içmeye geliyorlardı, yanyana oturuyorduk. o zamanlarda sohbetler ettik.
    eğer yalnız olmasaydım o sohbetler olmayacaktı. bebek sevdim, köpek sevdim. garson bana çay ısmarladı.
    sonra akşam ne yapsamı düşündüm. bir yerlere rezervasyon yaptırmam lazımdı ve ben bunu ilk defa yapıyordum, tek başıma yani.
    mavi bar mı? veli mi?
    cuma olduğu için ikisinde de grup vardı, biri barlar sokağının girişinde biri ise diğer uçta. ikisine de yürüdüm rezervasyon yaptırayım diye. vakit benim, ne istersem yapabiliyorum ve hiç ama hiç bir yere yetişmem gerekmiyor.
    mavi gerek yok, dolmaz dedi. veli isim aldı, telefonumu almadı.
    bardaki çocuğa “numaramı almadınız, beni kandırıyor musunuz?” dedim.
    “kimse katılmayacağı bir rezervasyonu yaptırmaya yürüyerek gelmez” dedi.
    gülüştük.
    eğer şansa okuyorsa burayı, kendisine sevgiler...

    ne kadar konuşasım varmış, durduramıyorum kendimi.
    sonra sadece filmlerde yaşanır keyifler yarattım kendime. şaraplı, kitaplı, denizin önünde.
    nispet için foto atttığım canım badiler o sahneleri hatırlıyorlardır.

    yapın. tek gidin. o kadar iyi geliyor ki, tarifi yok.