şükela:  tümü | bugün
  • böyle bir başlık vardır diye umut ederken bulamamış olmakla başlıktaki olayı yaşayan nadir insanlardan biri olduğumu kabul etmek durumunda kalıyorum. yani bu konu özelinde de yalnızım. neyse efenim konuya geçelim.

    yalnızlık illetini iliklerinize kadar hissettiğinizde çok da garip gelmeyen olaydır. bundan 3 hafta önce 2 hafta olmak üzere yıllık izne çıktım. ancak dedim ya işte, yalnız olmak! planı yönlendirecek biri olmayınca, itirazlar olmayınca önünüzdeki bir çok seçenek nedense bir şekilde keyifsiz, eğlencesiz geliyor. peki korku ne? ya sıkılırsam! aslında tam bir backpacker’ımdır, ama artık bundan da sıkılmaktayım, maalesef...

    devam edelim. trakya’dan çıktım yola, hedef ege kıyıları. öyle, bir anda karar verdim yola çıkmaya, bir pazartesi günü, saat 14 suları. keşan civarı acaba yunanistan’a mı geçsem bile dedim, ama son anda dönmekten vazgeçtim (evet schengen vizem var). ve yola devam ettim. hatta ilk kafamdaki plan her ne kadar balkan turu olsa da müthiş can sıkıntım buna engel oldu. saat 01 sularında ise izmir sınırlarına girdim. hedef, daha önce de gidip çok sevdiğim foça, eski olanı. orada da şans bu ya, üniversite arkadaşımla karşılaştım. 1 gün onunla takıldık, 2 gün de orada kaldım.

    efenim, sonra tinder ya da instagram mı tam hatırlayamadığım bir şekilde bir kaç kez yazıştığım ve izmir’de yaşayan bir kız geldi aklıma. ancak bir kaç cümle konuşmuştuk, ötesi yok. hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorum. sonrasında telefon numarasını alıp aradım ve birlikte çeşme’de tatil yapalım mı deyiverdim, fütursuzca! ne dese beğenirsiniz? evet! meğer o da senelik izinde.

    aynı gün buluştuk. plan yaparken bir anda konu pasaport ve vizeye geldi, o çifte vatandaş, avrupa’da istediği yere gidebiliyor. bende de schengen var. ve o soru, yunan adalarına mı gitsek? hiç ama hiç tanımadığım biri ile plan yapıp yunan adasına (sakız) gitme planı yaparken buluyorum kendimi! maliyet analizi yaptık ve tamam dedik, gidiyoruz. ve birbirimize bakıp ‘sakız’a gidiyoruz diyoruz sürekli, saçmalığın daniskası, surat ifadeleri böyle, ancak iptal de etmiyoruz.

    o gün onun evinde konaklıyorum. (sadece konaklıyorum*) nedense, karşı cins olsa da aklıma seksüel şeyler hiç gelmiyor, tabi nedendir bilmem, çok çekici de gelmiyor. ama ne önemi var? işte al sana yol arkadaşı!

    ve gidiyoruz, sakız adasının altını üstüne getiriyoruz, maliyeti yarı yarıya bölüşüyoruz. otelde bile aynı odada kalıyoruz, aynı yatağın uç kısımlarında uyuyoruz. o pek konuşkan değil, içine kapalı, konu bulmakta zorlanıyoruz, yemek seçimlerimiz bile tamamen zıt!

    neyse, fazla uzattım. her ne kadar, yalnızlıktan çok ama çok sıkılmış olsam da, böyle saçma bir olayın içine girmiş olsam da, hiç bir sıkıntı olmadan tamamlamış olsam da, yine de çok eğlendim ve keyif aldım diyemiyorum. yalnızlık çağımızın hastalığı olmuş, iki yalnızlık hastası insan, birbirlerinin hastalıklarını bilerek bir paylaşım içine giriyorlar, yalnızlık hastalıklarını gizlediklerini düşünerek hem de.

    sonrası dönüyoruz işte, vedalaşıyoruz. ne o beni arıyor, ne de ben onu. bir tür iki kişilik tatil ortaklığına girmiş oluyoruz ve ortaklık sıkıntısız sona eriyor...

    diyeceğim o ki, modern dünyanın umutsuz vakalarından biri olarak, sosyalleşmek bir korkudan ziyade, içindeki boşluğu gördükçe hep uzak durmak isteyeceğiniz bir olay gibi gelmeye başlıyor. gerçek ve duygu yoğunluğu yaşantılar yok gibi, içi boş, sığ. bir süre sonra tiksinmeye başlıyorsunuz. ancak insan olmanın getirdiği o toplumsal ihtiyaç, böyle absürd olayları başınıza getirebiliyor. bazıları çizginin solunda, bazıları da sağında. ancak çizginin tam üzerinde olmak sanırım en zoru!