şükela:  tümü | bugün
  • erkekler muhtemelen askerlikte tanımışlardır hayatlarındaki en ilginç adamı. ilginçten kasıt ötekileştirmek değil elbette, renkli, değişik kişiliğe sahip kimseler. tabiri caizse nevi şahsına münasır insan.

    neyse ben askerde değil de sivil hayatta can diye bir adam tanıdım, bu arkadaş içindeki girişimcilik ruhu bakımından tanıdığım en ilginç insandır. herife arkadaş gel bok üretip satacaz desen, o akşam uyumaz hemen bir fizibilite çalışması yapar ve sabah sana bu girişime dair bir sunum yapardı. hesapsızca girişmek isterdi işe. bir çok iş kurdu, batırdı hala da bıkmadan devam ediyor.
  • bir arkadaşımın küçük kardeşi.

    çocuk çeşitli sınavlar ve testlerle kanıtlanmış üstün zekalı birisiydi. çevresindekilerle anlaşamıyor, hiçbir sohbet ilgisini çekemiyordu. nitekim oturduğumuz sırada ben de pek ilgisini çekemedim.

    sıkılgan bir şekilde oturuyor, ben de karşısında "e hadi üstün zekalı bişeyler yapmıyor lan bu hiç" filan diye onu inceliyordum. tam o sırada bu 12 - 13 yaşlarındaki çocuğun telefonu çaldı. açıp ingilizce konuşmaya başladı. sonra özür dileyip fransızca devam etti. oxforddan telefon bekliyormuş, o sanmış. fransada bilmem ne okulundan aramışlar meğer. yaz kamplarına davet etmişler. oxforda giderim heralde dedi. bir iki hafta sonra da gitmiş zaten.

    ben de gün boyu "telefonu açınca its xx dedi, i am xx demedi. doğru kullandı, ingilizce biliyor demek ki. evet." diye kendi kendime doğruladım çocuğun zekasını.
  • ülkemizden binlerce kilometre uzakta olduğum bir zaman diliminde, mahvolmuş bir halde, bir otobüs durağında bekliyor ve hayatı sorguluyordum. buradaki zamanım kısıtlıydı, bunun bilincindeydim, her anın tadını çıkarmayı planlamıştım ama işler hiç de öyle gitmiyordu. yalnız başıma beynimi bulandırıyordum işte. bulunduğum minik şehirde otobüsler hiç sık aralıklarla değildi ve çok az insan otobüs kullanıyordu, ki zaten bu yüzden otobüs seferleri nadir gerçekleşiyordu.

    hava kapalı, yağmur kapıda, çok belli. hüzünlü hüzünlü oturmuş bir vaziyette "ben n'apıyorum?" diye kendime soruyorum, "senin derdin ne oğlum, bıraksana bunları." diyorum. olmuyor tabii, pollyannacılığı pek başaramıyorum. forrest gump'ın otobüs beklediği durak nasıl ki hafızalara kazınmıştır, işte o durak da benim için öyle. yokuşun sağ tarafındaydı durak, arkasında walmart'ın bulunduğu, yolun karşısında ise koçtaşvari bir mağazanın yer ettiği...

    ellerindeki poşetlerle uzaklardan bir adam geliyor, evsiz olduğu her halinden belli bu adamın. ülkeye ve dinamiklerine aşina olmadığım için evsizler benim için güven veren tipler değiller. tabii üstünden yıllar geçti, ürkek bir ceylan gibiydim o zamanlar. ormanda kaybolmuş ve ne yapacağını bilmeyen bir ceylan...

    dikkatli bir şekilde, belli etmeden, adamı izledim. uzunca boylu, zayıf, 35-40 yaşlarında, saçı sakalı iç içe geçmiş, mavi gözlü, beyaz teni pislikten kara bir hale evrilmiş bir adam.

    bankın en ucunda oturuyordum. adam da diğer ucuna oturdu. ve bir süre böylece oturmaya devam ettik. dakikada yalnızca birkaç arabanın geçtiği sapa bir yerdi. marketten ayrılan insanları saymazsak neredeyse yalnızdık. uzay boşluğu gibiydi yani. duyduğum tek ses adamın hırıltıları ve bahsettiğim araçlardan yükselen seslerdi. insan beyni tuhaftır; bazen bir anı, kafada bir döngüye hapsedilir ve o anı istediğinizde yaşayabilirsiniz; işte bu da benim için öyle. en ince ayrıntısına kadar hatırlıyorum ve bu satırları yazarken yeniden yaşıyorum.

    "biliyor musun, yolcu otobüsleri ilk seferlerini yaptıklarında psikologlar bunun iletişime korkunç bir etki yapacaklarını düşünmüş." dedi adam kendi dilinde. "ikimiz de burada yalnızız, sence neden konuşmuyoruz?" diye sordu.

    mala bağladığımı itiraf etmeliyim, ne söyleyeceğimi bilemedim, evirip çevirip pek mantıklı olmayan cevaplar verebildim. zorlandığımı anlamış olacak ki, üstelemedi. "buralı gözükmüyorsun, kendinden bahsetmek ister misin?" dedi. ben de ne yaptığımı, burada çok fazla kalmayacağımı ve nereli olduğumdan söz ettim. asıl bomba burada geldi. evsiz adam hiç de fena olmayan bir şekilde türkçe konuşmaya başladı, bulunduğum şehirde neredeyse hiç türk yoktu. işte bu yüzden daha da çok şaşırdım.

    dumur denizlerinde haldır huldur kulaç atarken sorabildim türkçe mevzusunu. o da 8 ay boyunca otostopla türkiye'yi gezdiğini ve bu sırada epeyce şey kaptığını, ayrıca çat pat da olsa sekiz farklı dil konuşabildiğini söyledi. türkiye ile ilgili benim dahi bilmediğim şeyleri bilmesi, gitmediğim yerlere gitmesi şüphesiz ki durumu çok daha enteresan kıldı. bulunduğumuz şehirde ne yaptığını sorduğumda ise bir gruplarının olduğunu ve enstrüman çalarak yollarını bulduğunu söyledi. adamın mesleği ise yoga eğitmenliği ve aşçılıktı. sözünü ettiğim adamla neredeyse 35-40 dakika havadan sudan muhabbet ettik, otobüs ile şehir merkezine giderken yan yana oturduk, arkadaşlarının yanına beraber gittik, bir müddet bu modern zaman hippilerinin arasına dahil oldum, poşetlerin içindekilerinden ben de nasiplendim ve elveda diyip bu güzel anıyı zihnime yerleştirdim. birkaç gün sonra aynı noktadan geçtiğimde ise orada kimseler yoktu.
  • bir gün new yorkta laguardia hava alanına indik. saat gece 12 ve havaalanından çıkmak zorunda kaldık yanımda bir kız arkadaş var. times meydanına gittik orada geceyi geçirdikten sonra sabah 6'da uber çağırıp chinatowna geçecek ve geziye çıkacağız. biz uberi sabah çağırdık ve gelen araca bizimle beraber siyahi kafası güzel bir abimiz bindi ve uber listten adımı görüp (dialoglar ingilizce) sen türk müsün dedi. evet nereden anladın dedim. ben dünyanı geziyorum çok yere gittim 15 temmuz günü de istanbula biletim vardı sıra istanbula gelmişti ama askeri hareketlilik vardı gidemedim iptal oldu uçuşum dedi. adamla muhabbet ilerledi bana telefonundaki bazı resimleri göstermek istedi telefonu çıkarttı ilk resim new yorkta gün doğumunu helikopterden çekmiş. bir resim yana kaydırdı bu sefer new yorkta gün batışını aynı gün yine helikopterden çekmiş... parayı oradan hesap etmeye başlayın. ardından eski chicagolu basketbolcu loal dengle barda selfiesini gösterdi ardından mısır, sahra çölü, maldivler, kanarya adaları, fransa abimiz gösteriyo allah gösteriyo. en son dediki iki arkadaşımı daha göstericem.
    ilk selfie bi otel odasında lindsay lohanla bu abimiz.
    son gösteriği şey ise usain bolt ile bi mekanda beraber djlik yaptıkları bir video.

    tabi biz arkadaşla yıkılıyoruz ne işin var uberde falan diyoruz adam içkiliyim o yüzden çağırdım uber dedi. adını soyadını verdi istanbulda görüşelim dedi indi. ve geçen hafta bu abimizi internette araştırıp kendisine ulaştım. bu abimiz walmart ctosu imiş. bu da şu demek walmart şirketinin -ki 2009'da dünyanın en çok ciro yapan 3.şirketi idi bir parekende devidir türkiyenin yarısını tek senelik cirosu satın alır diye düşünüyorum.- teknoloji departman müdürü imiş. forbesta makaleleri videolarını görünce tabi ben şok. bu abimizi istanbula davet ettim gelince görüşmek istediğini söyledi. umarım amerikada tekrar haziran eylül arası karşılaşırız bu abimizle.

    evet amerika anılarımdan biridir. bir sonraki hedef bill gates. zaten mühendislik okuyan benin bundan daha fazlasını görme ihtimali %0.000000001 falan.

    sevgi ve hörmetlerle.