şükela:  tümü | bugün
  • wagnerin librettosunu bir 13. yuzyil siirine dayanarak kendisinin yazdigi operasi..uc perde ve almancadir, uc saatten fazla surer..opera sehvet ve sofuluk arasindaki cekismeyi anlatir guya..hatiri sayilir derecede abuk konusunu ozetlemek gerekirse: tannhauser arkadasimiz venusberg'in sehvani dunyasindan aski elisabeth'le tekrar birlesmek icin geri doner..aski oven bir sarki yarismasinda tannhauser venusun zevklerine sekilden sekile ovguler yagdirarak kendini rezil eder..papa amcamizin bile onu affetmeyi reddetmesinden sonra venusberg'e tekrar geri donmeye karar verir..elisabeth ise ask acisindan mefta olur ve tannhauser de yasam bana haram seklinde onun yaninda can verir, fakat kader odur ki son anda ne idugu belirsiz bir mistik hacilar korosu tarafindan kurtarilirlar..
  • ilk defa açık tarihle 19 ekim 1845'de dresden'de (wagner beyin operalarının merkezidir zaar) oynanmıştır tannhauser.. (pek sevdiğim bir eser olması hasebiyle yedi ceddini yazma arzusundayım efendim) operaya emeği geçen başlıcalara şöyle değinelim:

    * hermann: thuringia'nın mümtaz valisi (bas),
    * tannhauser (tenor),
    * wolfram von eschenbach: şarkıcı (bariton),
    * walther von der vogelwide: şarkıcı (tenor),
    * elizabeth: valinin yeğeni (soprano),
    * venüs (soprano)..

    tipik bir iyi-kötü mücadelesi olan bu eserde, iki aşk arasında -biri elizabeth'in saf aşkı, diğeri aşk tanrıçası venüs'ün şehvetengiz hisleri- kalan tannhauser beyin dilemması anlatılır.. tannhauser, şair ve şövalye olan yağız bir delikanlı iken, venüs dağındaki mağaraya gider; burada elizabeth'e duyduğu aşkı unutarak sefa pezevengi olur ve bir yıl boyunca çılgınca eğlenir; bir clubber olur adeta.. sonra geride bıraktıkları hatrına gelir bir gün; dünyaya dönmeye davranır; tabii venüs hanım bir vaveyla koparır ki sormayın; lakin bizim tan meryem ananın da yardımıyla amacına ulaşır..

    ama dünyada işler beklediği gibi değildir; elizabeth halen yastadır ama talipleri de kapıdadır.. eliza'nın uğruna bir şarkı müsabakası yapılacağı ilan edilir bu sebeple; tan da katılır bu yarışmaya nitekim.. yarışmanın konusu "aşkın özü"dür.. tan, "ortaokul kompozisyon sınavlarında bile bu dandik konu verilmez, pes yani" diyerek iç geçirir ve zevk içinde yüzdüğü günlerin deneyimlerine güvenerek rahat bir nefes alır; kızı kapacaktır kendince yani..

    ammaa, tan beyimiz, tam şarkısını okurken üşütme alametleri gösterir ve o hezeyanla eliza hanıma değil de venüs hanıma aşkını ilan eder.. tabii bu vahim durum hasebiyle vali köpürür; "tutmayın beni" der şövalyelerine.. şövalyeleri de "aman olur mu ağam, sen otur biz hallederiz" diyerek tan'ın façasını aşağı almaya davranırlar; lakin bu esnada sevgili vefakar elizamız kendini tan'ın önüne atar, şövalyelere onu bağışlamaları içün yalvarır..

    kızını kıramayan vali, tan'ı sarayından kovar ve roma'ya giden hacılar güruhuna gönderir (alır başına belayı yani tan).. tan ise, yaptıklarından son derece pişmandır tabii, bari papa'dan af dileyeyim de kurtarayım, diye düşünür nitekim..

    yıllar yılları kovalamakla meşgül iken, eliza hanım kederinden mefta olur.. tan beyimiz de bedbaht olarak yurduna döner; çünkü papa, işlediği büyük günahın bağışlanmasının çok güç olduğunu beyan etmiştir dimdirekt; ama imkansız da değildir hani, vakta ki papa'nın hacılık değneği yeşillendiği zaman günahı affolunacaktır keza (fındık dalı mı efendim bu, öyle kolay değil yani)..

    velhasıl hayat artık pek manasızdır tan içün.. kendini venüs dağına verip, sakal uzatmayı felan geçirirken aklından, sevgili elizabeth'in cenazesi görünür dağın ardından; vazgeçer tabii tan beyimiz bu meşum fikrinden.. bu esnada, cenaze gittikçe yaklaşırken, hacılar kafilesinin elindeki papa'nın yeşermiş değneği farkeder tan; evet, günahı bağışlanmıştır nihayetinde.. ama ne faydadır gayrı; tannhauser, gözyaşları içinde sevdiği kızın cenazesine yaklaşır ve onun yanında can verir işte böylece..

    hacıların, öbür dünyanın nimetlerine dair verdikleri brifing ile de perde iner..

    tannhauser'ın operası olsun, üvertürü olsun tüm mamülleri fevkaladedir nazarımda efendim..
  • xiii. yüzyılda yaşamış minnesaenger. hakkında pek az şey bilinmektedir. isminin bir nam-ı müstear mı olduğu veya soylu bir aileden mi geldiği bilinmemektedir. viyana'dan bavyera'ya değişik sarayların himayesine girmiş, bugüne bir eseri kalmıştır. altı yüzyıl sonra wagner'in aynı adla bir opera bestelemesi ise pek manidardır. walther von der vogelweide ile wolfram von eschenbach'a vurgu yapmasak orta yerimizden çatlarız. wagnerian kesildik bu saatten sonra galiba...
    (bkz: meeting venus)
  • (bkz: lohengrin)
  • tarihe merakli, arsivlere girip çikan, arastiran, akademik bir arkadas. genelde msn muhabbetlerimiz ''iyi sabahlar'' diyerek bitiyor, o da benim gibi uykusuzlugu seviyor. osmanlica ögretecek bir de, çok yarari dokunuyor.
  • bir entrymde patates kızartamadığımdan, püre olmasını engelleyemediğimden bahsedip, mızmızlanmıştım; (bkz: #7645713) birkaç gün sonra mesaj ışığım aniden yanıverdi, evet mesajın sahibi tannhauser kişisiydi. hayata dair çok önemli bilgiler ve ipuçları içerdiğine kanaat getirdiğim için, virgülüne dokunmadan, üç noktaları ikiye indirerek, yayınlıyorum;

    ''kızartmalık patates ve yemeklik patates diye bir ayrım vardır efendim. izmir'in patatesleri güzel olur. ama bunlar genelde cips firmaları tarafından tüketilirler. siz manavınıza kızartmalık vermesini söylerseniz, yardımcı olacaktır. ha bu arada, kızartma yağına birkaç damla sirke (fazla değil) katmak da faideli olacaktır.

    bir de unutmadan, hiç galetalı denediniz mi?

    mini fırın tepsisine bir parmak kadar yağ konulur, patatesler yağın üzerine bırakılır. ve üzerlerine, kapatacak ölçüde galeta unu serpilir. alabildiğine ısıtılarak hazırlanan fırına sürülür. galeta unu açık kahverengi olduğunda patatesimiz kıvama gelmiş demektir.

    faideli bilgi: galeta unu kullanmak zorunda değilsiniz. bunun yerine bayatlamış ekmeklerinizi blender'da (ninja kaplumbağalardan leonardo da size bu konuda yardımcı olabilir. ya da shredder'ı ayarlarsanız daha iyi olur) çekerek galeta unu yerine kullanabilirsiniz. hem israf olmaz değil mi efendim.

    adım ümit soyadım usta. mis gibi mesajı boktan şakayla kapatırım sonunda... ''

    bunların hiçbirini uygulamayacağım, çünkü püre olması hoşuma gidiyor. espriyi de beğendiğim söylenemez. ancak teşekkür ediyorum arkadaşıma ve ekliyorum; pülütokrasilere olan inancım sonsuz.
  • operanin final sahnesinden iki farkli ornek:

    1) jan fabre'nin bruksel operasinda sahneye koydugu ultramodern bir produksiyonda venus'un su perileri ve zebanileri(?) anadan uryan bir vaziyette sahneye duhul ediyorlar ve hatta bazi danscilar hamileler sanirim:

    http://www.youtube.com/watch?v=lytlp0nr-_k

    2) bayreuth festivalinden 1990 tarihli geleneksel bir yorum:

    http://www.youtube.com/watch?v=oi_iefsecqa
  • regenesis in türkçe alt yazılarını çevirmeye başlamış olan divxplanet çevirmeni.

    edit:ayrıca paylaşımcı bir çevirmenmiş, regenesis'in bölümlerini bulamadığımı divxplanet forumundan görüp, ilk iki sezonu karşılıksız göndermeyi teklif etmiştir,

    hem altyazılar için hem de dizi için teşekkürü borç bilirim.

    (bkz: divxplanet/#10842199)
    (bkz: altyazı çevirmeni)

    edit2: çevirmen olan tannhauser ile, sözlük yazarı olan tannhauser aynı kişiymiş.
  • miğferdibinde sırt sırta çarpıştığım yardımsever suser.
  • sağlam bir yazar. akademi kökenli belli.