şükela:  tümü | bugün
  • ikisi de diğerini yarattığını iddia eder. ama insan argümanlarını gün geçtikçe geliştirirken tanrı kuran-ı kerim'de "başlık kilitlenmiştir" deyip devam etmeyeceğini belirtmiştir.

    edit: başlık başıma.
  • insan bu da mı gol değil ha söyleyin bunu da mı atamadım diye diye ordan oraya savrulurken
    tanrı hep 1-0 önde başlar.

    (bkz: acı ama gerçek)
  • enel hak dedikten sonra ikisi aynı şeydir.
  • dünya, bir atari salonu; hayat, salondaki favori dövüş oyunu. *
    "tanrı vs. insan" son raunt.
    peki ya oyun sonu?

    kaybedenler salonu terk ettiler, kazananlardan haber yok.
    bizlerse, elimizde yalnızca 1 jeton, bekliyoruz.

    (bkz: insert coin)
  • tanrı esasında insanın her istediğini yapmaya meyillidir. ama insan, bunu bencilliğini dahil etmeden yani samimi olarak isteme becerisine sahip olamayacak kadar yapaydır, yüzeyseldir.
    ama insan, tanrının istediklerini yapıyorken bile esasında sadece yapıyor görünür,
    insan tanrının sadece bir parççası olduğu için yapay olmak zorundadır. ya da nöronları elverdiğince dü$ünerek onu bulabilir.
    ve
    insan tanrıya kolayca ula$amaz ama tanrı hep insanın yanındadır.
  • insan ile evreni bir ve aynı realiteye yönelmiş iki ayrı bakış açısının objesi olarak araştıran rasyonel felsefe tarih boyunca "tanrı" kavramını düşüncenin ve salt aklın objesi yapmaya çalıştı. rasyonel felsefenin argümanları önemlidir, teizm söz konusu olduğunda, bu argümanlara yöneltilen eleştirilerin felsefi olarak değerli ve anlamlı olduğunu düşünsem de, toplamda ateizme kıyasla daha rasyonel bir yaklaşım olduğuna inancımı belirtmem gerekir. ancak insanın özgün ve benzersiz doğası onu diğer objeler gibi salt aklın konusu olarak ele almamıza izin verir mi?

    düşüncelerimizi temellendirmek için ilk olarak insanın bu dünyadaki yeri hakkında konuşalım.
    şimdi, insan denilen varlığı salt bir akli mekanizma olarak düşünmemiz apaçık hatalı bir şeydir. insan "kompüter" değildir. tanrı problemini düşünürken de öncelikle insan denilen varlığın doğal nesnelerin varlığından ayrı olduğunun altını çizmemiz gerekir. irade ve bilinç taşıyan insan varlığı, bundan yoksun olan nesneler aleminden farklı olmalıdır.

    burada bireyin “biricik” ve özgün varoluşunu vurgulamak zorundayız. bu bakımdan bilimci, nesnel ve analitik yaklaşımlar bir bütün olarak insan varlığını betimlemekte yeterli midir...tartışılır.yetersiz olduğunu savunanlar çok. insan bu dünyada önce doğar yani var olur sonra kendi ruhunu ve anlam dünyasını yaratır. insan; doğduğu zamanın, tarihsel koşulların, bulunduğu coğrafyanın, sosyokültürel yapının, yetiştiği inanç dünyasının ve geleneklerin bir "sonucudur". bu nedenlerden dolayı özgün bir bireyin değişmeyen, göreli olmayan, tam anlamıyla nesnel bir doğası yoktur, olması da pek mümkün gözükmemektedir.

    insan doğası için her ne kadar nesnel bilimin çabaları değerli olsa da nihai noktada o sübjektif, öznel bir varlıktır o. bu yüzden özgün bir bireyin doğası için mutlak, evrensel kavramlar yerine, somut yaşantımızı çekip çeviren korku(nereden geldim ben, kimim, burada ne işim var, nereye gidiyorum), kaygı(ölüm ve aşk şoku), yabancılaşma(teknoloji), hiçlik duygusu(yok olup gidecek olmanın derin hüznü), his, irade, eylem gibi öznel hakikatlerle son derece önemlidir. din ve bilim ilişkisi bu "insani" yönden de okunmalıdır.

    hangi soyutlama bizim doğrudan deneyimlediğimiz öznel gerçekliğimize tam olarak ışık tutabilir. "neden tek bir tanrı tasavvuru yok" diye sorulan soruların cevabı burada gizlidir. nesnel bir tanrı tasavvuru olabilmesi için insanın nesnel olması gerekir.

    insan doğasını sadece denklemler ve soğuk argümanlar ile tasvir etmek yeterli midir? şiir, sanat, edebiyat can sıkıntısı ve keyiften mi ibarettir? bilim ve rasyonel felsefe dilinin şiirin, sanatın ve edebiyatın dilinden daha üstün olduğu konusunda bir kanıtımız var mı? bilim ve rasyonel felsefenin yaptığı gibi düşünceden yaşama doğru yönelmek; yaşamı tüm boyutları ile görüp, değerlendirip düşünceye yönelmekten daha mı üstün? bilgiden insan ve yaşama değil yaşamdan ve insandan bilgiye geçmek gerektir. bilgi yaşamın bilgisidir, başka bir bilgi yoktur.

    hayatın içerisinde sadece insanın özgün varlığını açıklamak için değil, aynı zamanda onun kendi farkındalığını kazanması için de tanrı önemli bir kavramdır.

    nesnel bir şekilde düşünceyle özdeş olan bir tanrı bir ilke olarak karşımıza çıkar. bu durumda o, artık bir obje demektir. nietszche’nin, ölmesini istediği tanrı, işte tam da böylesi bir varlık’tır. insanın özgün ve özgür varlığını tehdit ettiği düşüncesinden hareketle salt akla dayalı aşkın bir varlık düşüncesi duygusal anlamda gerçekte ateizmin en derin kökü olabilir. hegel; "mutlak tin" kavramı sırf böyle bir tanrı anlayışı sunuyor diye ateist olmakla itham edilmiştir.

    insanı "nihai olanla ilgili varlık" olarak tanımlayabiliriz; ilgi kelimesinin altını çiziyorum, dini de subjektif olarak bu nihai ilginin bizzat kendisi olarak tanımlayabiliriz. bundan öte bilim ve felsefe de en derinde nihai olana ilgi ile motive olur(einstein bunun çarpıcı bir örneğidir)... bu nihai ilginin, yani dinin subjektif, öznel yönünün dili nesnel bilim ve rasyonel felsefenin objektif dilinden farklı olarak şiirsel, edebi ve sembolik olması(kuran gibi) şaşırtıcı değildir.

    din ya da kutsalı, bilincin tarihinde, "tarihi(geçmişte yaşanan ve orada kalması gereken)" bir evre olarak kabul edersek; onun(dinin), bilincin ve insanın ve toplumun süregelen dinamik yapısının vazgeçilmez bir unsuru olduğunu göremeyiz. dinin felsefi yönün yanında sosyokültürel, psikolojik, antropolojik ve derin tarihi bir gerçekliği vardır. bu yüzden insanı, “homo religiosus” (din insanı) olarak nitelendirmemiz mevcut verilere de uydundur(göbeklitepe de bulunan 12 bin yaşındaki kadim tapınak bunun çarpıcı bir örneğidir).

    buna göre insan doğasını tüm çeşitliliği ile beraber ona derinlik boyutunu kazandıran din, insana bütüncül bir varlık ve doğa anlayışı verir. bu anlayışı sırf analitik ve bilimsel bir çerçeve sıkıştırılmaya çalışmanın sonuçsuz olacağı ortadadır.

    buna göre; “iman, nihai ilginin bir ifadesidir. insanın nihai ilgisinin dinamikleriyle, inancın dinamikleri bir ve aynıdır. insan diğer canlıların aksine bilişsel, estetik, sosyal, siyasi ilgilere de sahiptir. insan hayatı için bu ilgiler son derece hayatidir ve aciliyyet ifade eder." diyebiliriz.

    daha hayattayken bile yok olup gitmiş, farkındalığını kaybetmiş, makinelerin, rengarenk armatürlerin, led hd ekranların, kabloların, beton blokların arasında kendi doğasına yabancılaşmış insan tedavi edilemez bir hastalığa yakalanmış gibi gözükmektedir. o adeta kendinden geçmiş bir halde oyalanıp durmaktadır.
    bu yüzden bizi ancak, doğada ve insanda en görkemli bir şekilde kendini gösteren, bilimin, felsefenin ve imanın nihai ilgisi, yani heidegger'in dediği gibi "gerçek bir tanrı" kurtarabilir. teknolojinin bir yönü ile "şeytani" olan yükselişi sonucu insanın kendine yabancılaştığı bu hastalıklı medeniyetin dişli çarklarından kurtulup bir dağ başında, sessiz bir deniz kenarında ya da nehir boyunca uzanan patika bir yolda tanrı ile baş başa kalmamız ve onu dinlememiz gerekebilir.
  • insanlar bir gün tanrı katına çıkmışlar.

    ‘sana artık ihtiyaç kalmadı ey tanrı. biz insan bile yapabiliyoruz’. ‘öyle mi, yapın da görelim’ demiş tanrı.

    insanlardan biri eğilmiş yerden insan yapmak üzere bir avuç toprak almış. ‘hoop’ demiş tanrı, ‘kendi toprağınızdan, kendi toprağınızdan”

    avcunuzdaki kelebek