şükela:  tümü | bugün soru sor
  • israftır.
  • sonsuza kadar sürecek cezaya yakışır büyüklüktedir. her bir yıldız için katrilyon yıl cehennemde kalsan yine de cezan bitmeyecek düşünsene. vazgeçsen geçemezsin de. sonsuz yerine iflah olana kadar, pişman olana kadar olsa neyse de artık geri de dönülmez.
  • gelecekteki insan nüfusu düşünülerek yapılmış bir yatırımdır..
    tıpkı beylikdüzü'den 1980'lerde arsa almak gibi..
  • kendisi için bir zerre yaratmakla herşeyi yaratmak arasında fark olmadığından şaşırılmaması gereken durumdur.
    3 kuruş sermayeyle üretim yapmaya çalışan, kısıtlı hammadde alabilen tekstil fabrikasından bahsetmiyoruz. gücünün sınırı olmayan bir yaratıcıdan bahsediyoruz. evren de yaratır, evrenler de yaratır, cennet ve cehennem de yaratır, daha fazlasını da.
    adamın biri tüm evren gelişmiş bir bilgisayarda simülasyon olabilir diyor, koca koca bilim adamları mümkündür diyor,kimse basit bir simülasyon için koca evren simüle edilir mi demiyor. richard dawkins gibi ateizme bağlılığı dini fanatizm şekilinde bağlı adam bile simülasyona mümkündür diyor.
    gelişmiş bir bilgisayarı olan bir çocuk oturup koca evreni simüle etmiş olsa şaşırmayan, bir simülasyon için bu kadar karmaşık evren kurmaya ne gerek var demeyenlerin insan için evren(ler) mi yaratılır demesi garip.
  • "şayet dünyanın allah katında, sinek kanadı kadar bir değeri olsaydı, kâfire ondan bir yudum su içirmezdi.” (tirmizî, zühd 13)
  • varsayalım bu kitap başka galakside başka kavime de gitti...eee sonra...
  • askerde ağaç nöbeti tutmak gibidir, oyalayacak bir şey lazım insanoğlunu.

    (bkz: görünür evren)
  • az bile yapmıştır desem yeridir.

    zaten ben anlamıyorum bu nonteistleri; islamın tanrısı çok antropomorfik diye vikvikleyip üstüne asıl kendilerinin tanrıyı insansı düşünmesi ve bu şekilde eleştirmesi cidden komik.
    tanrı için bir ağacı yaratmak ile andromeda galaksisini yaratmak arasında efor olarak bir farklılık olduğunu düşünmek önce tanrı kavramına hakarettir.

    neyse evrenin bu kadar büyük olması demek insandan başka hiçbir şeyin olmadığını falan da söylemiyor o başka bir konu ancak büyük olması çok normal.

    bir kere her şeyden önce evrenin ne denli astronomik ölçüde büyük olduğunu kavrayabilecek kadar, gözlemleyebilecek kadar, fark edebilecek kadar kompleks ve gelişkin insanlık olarak insanlığın potansiyeli çok fazla.
    insanın potansiyelinin sınırlarına göre gayet normal olarak düşünülebilir hatta zorunludur.
    **bu paragrafı biraz daha açıp bir takım meselelere değindiğim kısım entrynin sonuna eklendi. (edit 2)

    islamdan bağımsız olarak bir cümle söylemek isterim bir de;
    hepsini geçtim koskoca evren var karşında, 93 milyar ışık yılı çapında!
    ve bu evrenin %5'ini falan bilebiliyoruz, gözlemleyebiliyoruz, anlamaya çalışıyoruz.
    sonra 2 tane popülerite kazanmış bilim kitabı, bir kaç tane youtube videosu, uzunca bir süre karikateist takibi yapan 20 yaşında adam bu evren için tanrıya ihtiyaç yok, hayatımı devam ettirmek için tanrı kavramına gerek duymuyorum falan diyor.

    belki gerçekten tanrıya gerek yoktur ama şu insanoğlundaki içi boş özgüvene, yersiz cürrete bakar mısın?
    nasıl da kendinden emin.
    ateizmin sebeplerine dair insanın psikolojik alt yapısına fazlaca yer veren insanlar oluyor, zaman zaman hak verdiğim oluyor onlara.
    mecbur bırakıyorsunuz çünkü.

    düşünsene 93 milyar ışık yılı çapında bir evren yerine 3 kilometre karelik alana koysan ne olacak bu adamı?

    edit: ha bir de determinist evren yasalarının zorunlu sonuçlarından da pek haberdar değiller.

    önemli ve uzun bir edit 2: başlığa biraz göz attım da egoist insan algısı olarak eleştirilmiş. bu konuda çok ama çok doluyum.
    teistlerin evrende zerre oldukları halde kendilerini gereğinden fazla önemsediklerinden bahsedilerek eleştiriler getirilmiş. bu konuyu uzun uzadıya burada değinip hiç etmek istemem. ilerleyen zamanlarda daha yerinde bir başlıkta incelemek isterim.

    ancak bazı noktalarda insana hakkettiği değeri vermek kibir ya da ego değildir. rasyonel tavırdır. bu dünyada hiç insan diye bir canlı türü olmadığın varsayalım bir an için. en yakın kuzenlerimizden olan şempanzelerin bu dünyadaki etkiliği olumlu ve olumsuz olarak ne kadar olabilirdi?
    doğduğu andan itibaren kendi sınırları içerisinde kalan, ata canlılarına yetişip onları taklit etmek ile yetinen canlıların bu evrende etkinliği nasıl olurdu?
    insanı kenarda tuttuğumuz zaman dünya içerisinde gördüğümüz bir şey var o da canlıların ekosisteme tabi olduğudur.
    çok ekstrem doğa koşulları olmadığı sürece canlılar alemi bir denge halini koruma eğilimindedirler.
    evrimsel gelişim ve ilerlemeden bahsetmiyorum. o çok daha geniş zaman aralığında oluşan bir durum.

    ancak insan canlısı bu noktada farklılık arz ediyor. üstüne koyma ve ata canlıyı ilerletme eğilimine sahip bir canlı. aynı zamanda ekosistem dengesine kolay kolay da boyun eğen canlı değil. kontrolsüz bir zekaya sahip bir canlı. en önemlisi gözlem ve merak eğilimi fazlasıyla var.
    zaten bu sebepten ötürü avcılık, tarım devrimi, yerleşik hayat, sanayi devrimi, teknoloji devrimi, uzay çağı, inovasyon gibi sıçramalar
    gösterebilmiş bir canlıdır.

    yaşam standartlarını sağladığı halde merak ve gözlem duygusunu bastıramamıştır insan. en yakın kuzenlerimiz ağaçtan ağaca atlayıp muz ile yaşamlarına devam edebilirken insana bu yetmemiştir.

    insan dışındaki hayvanlarla akraba olduğumuzu önkabulüyle hareket etsek dahi onlarla yakın bir değerde olduğumuzu söylemenin mantıki bir izahı yoktur.
    çünkü insan hayvanların aksine kendi sınırlarını dışına her zaman çıkma eğilimindedir.
    insan bu yönüyle geleceğini düşünen, ötesini merak eden, kendinden sonraki nesillerini düşünen garip bir canlıdır.
    bu sebeple bir şempanze için galaksilerin olması o kadar da büyük anlamlar ifade etmese de insan için anlamlı olmasının sebebi dikkatini oraya çevirecek yetkinliğe sahip olmasıdır.

    zaten bu tip ayırıcı özelliklerinden ötürü bu başlığın sebebi olan milyarlaca galaksinin varlığından haberdarız mesela.
    insan kendi sınırını aşan bilgiye erişme erdemine sahip olduğu için bir hiyerarşiye dahildir ve hayvanlar ile arasında kalın bir çizgi vardır.
    insan gözlem yapan, merak eden ve nihayetinde bilebilen bir canlıdır.

    tüm bunlardan ötürü insan canlılar hiyerarşisinde (dünya çerçevesi içerisinde) bir yere konumlandırmak teist ideolojilerin motivasyonuyla ortaya koyulmuş bir durum değildir. aşağılanacak küçük görülecek bir ego değildir, kibir değildir.
    rasyonalizasyon hiç değildir. aksine açık bir verinin sonucunu kabul etmeyi gerektiren bir rasyonalitedir.

    bugün milyarlarca galaksinin varlığını bilebiliyorsak o galaksilerin bize dönük bir yaratım amacı elbette vardır.
    aynı şekilde evrenin büyüklüğünden haberdar olmayan yoldan geçen x "insanı" için ise bir yaratım amacı yoktur. çünkü antropik ilke o adam için geçerlilik kazanamıştır.
    biliyorsan bilmen gerektiği içindir.
    insanı farklı kılan şeyin bilebilme yetisi olduğunu söylemiş miydim?

    onlar ayaktayken de, otururken de, yatarken de allah'ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler: 'bunları boşuna yaratmadın, ey rabbimiz! seni bütün noksanlardan uzak tutarız. sen de bizi ateş azabından koru.
    (al-i imran/191)*

    neyse şimdilik bu kadar.

    bir de başlıkta tanrının yaratımıyla alakalı "uğraştığını" evreni 6 gün ya da evrede yaratarak ademi çamurdan yaratarak uğraştığını söyleyerek bana atıf yapan bir entry gördüm.
    şimdilik o konuya değinmek istemem ancak maalesef tanrının yaratımının maddeye tezahürü olan literatüre yaratma yöntemi olarak geçen sünnetullah kavramını göz ardı etmişler.
    tanrı'nın evren simülasyonuna(!) tezahür ettirdiği yaratım sürecinin 6 gün olması demek tanrının bu iş için 6 gün beklediği anlamını çıkarmaz.
    kurandaki tanrı tanımı buna uygun değildir. yeter şekilde kurandan delillendirilebilir.
  • "atalarımız bir şeylerin kökenini kendi deneyimlerinden sonuç çıkararak anlardı. başka nasıl yapabilirlerdi ki? yani evren ya kozmik bir yumurtadan çıkmıştı, ya bir ana tanrıyla bir baba tanrının cinsel birleşmesinden olmuştu ya da yaratıcı'nın atölyesinin -belki de başarısız kalmış birçok girişiminden en sonuncusunun- ürünüydü. ve evren bizim gördüğümüzden çok daha büyük ve yazılı kaynaklarımızdan çok daha eski değildi ve hiçbir yer bildiğimiz yerlerden çok farklı değildi.
    .....................

    sonra bilim geldi ve bizim her şeyin ölçütü olmadığımızı, hayal bile edilemeyen harikalar olduğunu, evrenin bizim iyi yahut akla yakın bulduğumuz şeylere uymak zorunda olmadığını öğretti bize.
    .....................

    peki niçin evrenin bizim için yaratıldığını düşünmek istiyoruz ki? bu düşünce neden bu kadar çekici? niçin böyle bir düşünce besliyoruz? özsaygımız, bizim için ısmarlama yapılmış bir evrenden aşağısıyla idare edemeyecek kadar zayıf mı?

    elbette, kibrimizi tatmin ediyor. 'insan neyi arzuluyorsa onun gerçek olduğunu düşünür' diyordu demostenes. 'inancın ışığı, inandığımız şeyi gördürür bize' diye itiraf ediyordu st. thomas aquinas coşkuyla. ama ben başka bir şeyin olabileceği kanısındayım. primatlar arasında bir tür etnosentrizm vardır. hangi küçük grupta doğmuşsak ona karşı tutkulu bir sevgi ve bağlılığı borç biliriz. öteki grupların üyeleri aşağılıktır, dışlanmayı ve düşmanlığı hak ederler. iki grubun da aynı türden ve dışarıdan bakan gözlemciye göre neredeyse birbirinden ayırt edilemez olması hiçbir şeyi değiştirmez." (sf. 57)

    "iki yahut üç bin yıl önce yaşıyor olsaydınız, evrenin bizim için yaratıldığını iddia etmenin utanılacak bir tarafı yoktu. bildiğimiz her şey tutarlı, hoşa giden bir tezdi bu; içimizdeki en bilgili kişilerin bile hiçbir sınırlama gereği duymaksızın öğreteceği şey buydu. fakat o zamandan beri çok şeyler bulduk. bugün böyle bir pozisyonu savunmak, kanıtları kasten görmezden gelmek ve kendini tanımaktan kaçmak anlamına gelir.

    ....onca kendini kandırmaya rağmen, hiçbir kanıt olmasa da, bizler bir amaç için varolamayı özlüyoruz. 'insanın erişebileceği tek su götürmez bilgi' diye yazmıştı leo tolstoy, 'hayatın anlamsız saçmalığıdır.' çağımız, kibirlerimizin birbiri ardına çürütülmesiyle biriken yükün ağırlığını çekmede zorlanıyor: bizler sonradan gelmeleriz. kozmosun ücra bir yerinde yaşıyoruz. mikroplardan ve çamurdan geldik. maymunlarla akrabayız. düşüncelerimiz tümüyle kendi kontrolümüzde değil. başka yerde bizden çok daha zeki ve çok daha farklı varlıklar olabilir." (sf. 62)

    carl sagan - soluk mavi nokta (pale blue dot)

    ekleme: içerik eklemesi yapıldı.
  • tabi! okyanuslar da zaten tek bir bakterinin yüzü suyu hürmetine yaratıldı.