*

şükela:  tümü | bugün
  • muhtemelen durum böyle bir şeydir. yani bana öyle geliyor. düşünüyorum, taşınıyorum hep bu sonuca geliyorum. başka türlü olamaz.

    bir kere bu düşünce deneyi türünden yazı için tanrının varlığı ön kabulüyle hareket etmek gerekiyor. ne de olsa ihtimallerden biri de bu. yani yüzde elli ihtimalle durum böyle. yani tanrı ya var, ya yok. aradaki başka ihtimallerle şu aşamada ilgilenmiyoruz. o yüzden bir yaratıcının olduğunu, bir takım atraksiyonlarla evreni var ettiğini düşünelim. öyle düşünelim ki, bu yazı bir temel üzerine hareket edebilsin. her neyse, tanrı çok büyük ve sonsuz bir güç diyelim. evrenler yaratıyor, yok ediyor, bir takım süpersonik işler yapıyor. yani o işlerle dalga geçtiğim sanılmasın, bahsettiğim kavramlar öyle akıl ötesi ki benim zihnim algılamakta zorlanıyor, işi makaraya vurmak gerekiyor. yoksa zorlarsan arızalanmak mümkün konular bunlar.

    şimdi bir tanrı düşünelim, bir şekilde maddenin temel yapısını yaratıyor, bizim bildiğimiz bütün fizik evreni varolan tüm kurallarıyla inşa ediyor. yani düşünsene pi'yi felan yaratıyorsun. hakikaten esaslı bir iş. astronomik boyutlarla düşünmek gerekiyor, kaldı ki ben tüm hayatını 700 kilometrekarelik bir alan içerisinde geçirmiş bir insan evladıyken bu beni hayli hayli aşar. bu yüzden de benim zihnim bu kavramı ancak yazılım mantığıyla kavrayabiliyor, o yüzden tanrıyı bir yazılımcı, tüm evreni de bir yazılım gibi algılamak işi kolaylaştırıyor. bunu sizin de denemenizi tavsiye ederim. matrix den çokça etkilenmiş gibi duran bu söylem aslında işleri gerçekten bizim anlayabileceğimiz boyutlara indirgemekte çok başarılı oluyor. bu yüzden konuyu bu meyyalden sürdürmekte yarar var.

    diyelim tanrı böyle büyük bir yazılımcı. sanki bir oyun programlar gibi başlıyor yazmaya. evrenin tüm temel parçacıklarını, onların çalışma şekillerini, ışığı, nasıl hareket edeceğini felan tanımlıyor. sonuçta hepsi bir takım kurallar üzerine hareket ediyor. tanrı da en temel parçacıkları ve onların davranış şekillerini tanımlayarak aslında onlardan oluşacak bir evrenin tüm alt yapısını kurmuş oluyor. bu şekilde kurulan bir yapı belki kendisinin bile hesap etmeyeceği şekillerde bir takım biçimler oluşturabilecektir. yani lego gibi her şekle dönüşebilme potansiyeli olan parçacıklar oluşturarak tamamen raslantısal oluşumlara gebe bir evren yaratıyorsun. sonra da başlıyorsun seyretmeye.

    işte tanrının başta yazdığı sonsuz sayıda oluşum potansiyeli taşıyan bu temel parçacıkların bir şekilde bir araya gelerek oluşturduğu bir varoluş biçimi olan bizler, evrenin sonsuz büyüklüklüğündeki sonsuz varoluş biçimlerinden sadece birisiyiz. oluşumumuz tamamen çevresel şartlara bağlı olarak raslantısal bir biçimde gerçekleşmiş. evrenin başka köşelerinde yine rastlantısal olarak oluşmuş, bize benzeyen ya da hiç benzemeyen başka varoluş biçimlerinden sadece bir tanesiyiz ve evrenin korkunç büyüklüğü karşısında sinir bozucu bir şekilde küçük bir alan işgal ediyoruz. ve yazılımcı muhtemelen bizden haberdar değildir.

    çünkü yazılımcı yazılımı bizi oluşturmak için yazmadı. biz sadece o yazılımın bir ürünüyüz. baştan tanımlanmadık, ama varlığımız yazılımın bir lütfu olarak yazılımcısına dayanmaktadır. ve muhtemelen yazılımcı bizi görse hoşuna giderdik. ama muhtemelen bir deniz yıldızından ya da bir karıncadan daha çok değil. öyle ya onlar da yazılımın bir ürünü biz de. bizim onlardan daha şahane varoluş biçimleri olmamızı gerektiren bir şey yok ortada. hatta bir ağaç bile yazılımcının gözünde muhtemelen bizimle aynı değeri taşımaktadır. eğer konu düşünebilmekse eminim evrende bizi o konuda yüze katlayacak varoluş biçimleri vardır. üstünlenmeye gerek yok bence.

    bu noktada bizim, yazılımcının gözünde diğer tüm varoluş biçimlerinden daha değerli olmamızı sağlayacak hiç bir mantıklı açıklama göremiyorum. her şey bir yazılımın ürünüyse yazılımcı için her ürün değerlidir. bu yüzden yazılımcının yazılımın sonsuz çeşitliliği ve derinliği arasında bizim farkımızda bile olmamasını çok normal buluyorum. tüm evrenlerin insanın yüzü suyu hürmetine yaratıldığını düşünmek, evrende bizden başka varlık olduğunu kabul etmemek, tanrının bize peygamberler yollayacak kadar bizim farkımızda olduğunu ve bizimle ilgilendiğini düşünmek tamamen insanoğlunun kendini büyük görme hastalığından kaynaklanmaktadır. bizler küçük olduğunu kabul edemeyecek kadar bencil yaratıklarız.

    ben buradaki resme her bakışımda gözümü alamıyorum ve aklıma böyle şeyler geliyor. evrenin bu akıl dışı büyüklüğü karşısında kendimize bir takım değerler yüklemek bana çok mantıklı gelmiyor. tanrı varsa bile evreni temel parçacık düzeyinde yaratmış ve sonra karşısına geçip bu büyük çorbanın ne tür varoluşlara uzanacağını keyifle izliyordur. eminim ki yazılımcının gözünde bir buz kristalindeki varoluşsal güzellik, bir karbon molekülünün birleşiminden daha az güzel değildir. ve üzgünüm ki dostlarım, sanırım maalesef yazılımcının bizden haberi yoktur. neyse canımızı sıktığımız şey bu olsun yahu, hadi muhabbete devam.
  • tanrının insanları siklememesi ile sonuçlanan hadise
  • fikrin orijinali epikür'e aittir:
    (bkz: hedonizm/@andrew)
  • sabahın köründe "lan bu tanrı niye bizim halimizi hatrımızı sormuyo?" diye beynimde irdelediğim durum.
  • çevremizde gezinen ve yaşayan karıncalardan haberdar olmamamız gibi bir şey olsa gerek.
  • tanrının 1 milisaniyede olup bitecek 100 bin milyon deka hekta zirilyon olayı durumu pozisyonu mevzuyu analiz edemiyor olması üzerine kurulmuş bir önermedir.

    bu kadar olayı 1 milisaniyede analiz edemeyen 15 dakikada da analiz edemez.
    dimi ama