şükela:  tümü | bugün
  • günümüze kadar mevcudiyetini korumuş, 'geleneklere sıkı sıkıya bağlı, devrim karşıtı muhafazakar kesim' ile 'akıl ve bilimi baz alan çağdaş unsurlardan yana modernite yanlısı kesim'den oluşan dualist toplum yapısının tohumunun resmi olarak atıldığı ilk yer.
  • anayurt oteli'nde şöyle anılıyor

    '' yaşlı adam - eski bir bina
    zebercet - 1839'da konak olarak yapılmış, 1923'te otele çevrilmiş...sahibi akrabadır, istanbul'da yaşar.''

    (bkz: anayurt oteli nümerolojisi)
  • 1839 tarihli fermanın tamamı şöyledir:

    suret-i hatt-ı hümayun ba'del hitâb

    işbu emr-i âlişânımda muharrer olan bilcümle mevad-ı hayriyenin harf be harf infaz ve icrası ind-i şahanemde begayet matlup ve mültezim-i hümayundan hazer ve mücanebet oluna cümleye malûm olduğu üzere devlet-i aliyyemizin bidayet-i zuhurundan beri ahkâm-ı celile-i kur'aniye ve kavanin-i şer'iyyeye kemaliyle riayet olunduğundan saltanat-ı seniyyemizin kuvvet ve mekinet ve bilcümle tebaasının refah ve mamuriyeti rütbe-i gayete, vasıl olmuşken yüzelli sene vardır ki gavail-i müteakibe ve esbab-ı mütenevviaya mebni ne şer'i şerife ve ne kavanin-i mûkinîfeye inkiyat ve imtisal olunmamak hasebiyle evvelki kuvvet ve mamuriyet bilâkis zaaf ve fakre mübeddel olmuş ve halbuki kavanin-i şer'iyye tahtında idare olunmayan memalikin payidar olamayacağı vazılıhatan bulunmuş olup cülûs-ı hümâyunumuz rûz-i firuzundan beri efkâr-ı hayriyet âsâr-ı mülûkânemiz dahi mücerret imar-ı memalik ve inha ve terfih-i ahali ve fukara kaziyye-i nafiasına münhasır ve memalik-i devlet-i aliyemizin mevki-i coğrafisine ve arazi-i müntebisine ve halkın kabiliyet ve istidatlarına nazaran esbab-ı lâzimensine teşebbüs olunduğu halde beş on sene zarfında bitevkihi teâlâ suver-i matlûba hasıl olacağı zâhir olmağla avn-ü inayet-i hazret-i bâriye itimat ve imdad-ı ruhaniyyet-i cenab-ı peygamberiye tevessül ve istinat birle bundan böyle devlet-i aliyye ve memalik-i mahrusamızın hüsn-i idaresi zımnında bazı kavanin-i cedide vaz ve tesisi lâzım ve mühim görünerek işbu kavanini mukteziyenin mevaddı esasiyesi dahi emniyet-i can ve mahfuziyet-i ırz ve namus ve mal ve tayin-i vergi ve asâkir-i mukteziyenin suret-i celb ve müddet-i istihdamı kaziyelerinden ibaret olup şöyle ki dünyada candan ve ırz-ı namustan eazz bir şey olmadığından bir adam onları tehlikede gördükçe hilkat-i zâtiye ve cibilliyet-i fıtriyesinde hıyanete meyil olmasa bile muhafaza-i can ve namusu için elbette bazı suretlere teşebbüs edeceği ve bu dahi devlet ve memlekete muzır olageldiği müsellem olduğu misillû bilâkis can ve namusundan emin olduğu halde dahi sıdk-u istikametinden ayrılamayacağı ve işi ve gücü hemen devlet ve milletine hüsn-i hizmetten ibaret olacağı dahi bedihi ve zahirdir ve emniyet-i mal kaziyesinin fıkdanı halinde ise herkes ne devlet ve ne milletine ısınmayıp ve ne imar-ı mülke bakmayıp daima endişe ve ıztıraptan hâli olamadığı misullû aksi takdirde yani emval-ü emlâkinden emniyet-i kâmilesi olduğu halde dahi hemen kendi işi ile ve tevsi-i daire-i taayyüşiyle uğraşıp ve kendisine günbegün devlet ve millet gayreti ve vatan muhabbeti artıp ona göre hüsn-i harekete çalışacağı şüpheden âzadedir ve tayin-i vergi maddesi dahi çünkü bir devlet muhafaza-ı memaliki için elbette asker ve leşkere vesair masarif-i muktaziyeye muhtaç olarak bu ise akçe ile idare olunacağına ve akçe dahi tebaanın vergisiyle hasıl olacağına binaen bunun dahi bir hüsn-i suretine bakılmak ehem olup eğerçi mukaddemlerde varidat zannolunmuş olan yed-i vâhit beliyyesinden lehülhamd memalik-i mahrusamız ahalisi bundan evvelce kurtulmuş ise de âlt-ı tahribiyeden olup hiçbir vakitte semere-i nâfiyası görülemeyen iltizamat-ı usûl-i muzırası elyevm cari olarak bu ise bir memleketin mesalih-i siyasiye ve umur-u maliyesini bir adamın yed-i ihtiyârına ve belki pençe-i cebr-ü kahrına teslim demek olarak ol dâhi eğer dânâ bir iyice adam değilse hemen kendi çıkarına bakıp cemi harekât-u sekenatı gadr ve zulümden ibaret olmasiyle b’d-ezin ahâli-i memalikten her ferdin emlâk ve kudretine göre bir vergi-i münasip tayin olunarak kimseden ziyade bir şey alınamaması ve devlet-i aliyyemizin berren ve bahren masarif-i askeriye ve sairesi dahil kavanin-i icabiye ille tahdid ve tebyîn olunup ona göre icra olunması lâzımedendir. ve asker maddesi dahi berbinval-i muharrer mevadd-ı mühimmeden olarak eğerçi muhafaza-ı vatan için asker vermek ahalinin farize-i zimmeti ise de şimdiye kadar cari olduğu veçhile bir memleketin aded-i nüfus-ı mevcudesine bakılmayarak kiminden rütbe-i tahammülünden ziyade ve kiminden noksan asker istenilmek hem nizamsızlığı ve hem ziraat ve ticaret mevadd-ı nâfiyasının ihlâlini mucip olduğu misûlu askerliğe gelenlerin ilânihâyet-il-ömür istihdamları dahi futuru ve kat’ı tenâsülü müstelzim olmakta olmasiyle her memleketten lüzum-u takdirinde talep olunacak neferat-ı askeriye için bazı usûl-i hasene ve dört veyahut beş sene müddet istihdam zımnında dahi bir tarik-i münavebe vaz ve tesis olunması icab-ı hâldendir.

    velhasıl bu kavanin-i nizamiye hasıl olmadıkça tahsil-i kuvvet ve mamuriyet ve asâyiş ve istirahat mümkün olmayup cümlesinin esası dahi mevadd-ı meşruhadan ibaret olduğundan fîmabad eshâb-ı cünhanın dâvaları kavanin-i şer’iye iktizasınca alenen berveçh-i tetkik görülüğ hükmolunmadıkça hiç kimse hakkında hafî ve eli idam ve tesmim muamelesi icrası caiz olmamak ve hiç kimse tarafından diğerinin ırz ve namusuna tasallut vuku bulmamak ve herkes emval ve emlâkine kemâl-i serbestiyetle malik ve mutasarrıf olarak ona bir taraftan müdahale olunmamak ve faraza birinin töhmet ve kabahati vukuunda onun veresesi ol töhmet ve kabahatten beriyy-üz-zimme olacaklarından onun malını müsadere ile veresesi hukuk-ı irsiyyelerinden mahrum kalınmak ve tebaay-ı saltanat-ı seniyyemizden olan ehl-i islâm ve milel-i saire bu müsaadât-ı şâhânemize bilâistisna mazhar olmak üzere can ve ırz ve namus ve mal maddelerinden hükm-i seri iktizasınca kâffe-i memalik-i mahrusamız ahalisine taraf-ı şâhânemizden emniyet-i kâmile verilmiş ve diğer hususlara dahi ittifak-i ârâ ile karar verilmesi lâzım gelmiş olmakla meclis-i ahkâm-ül adliye ââsı daha lüzumu mertebe teksir olunarak ve vükelâ ve rical-i devlet-i aliyyemiz dahi bazı tayin olunacak eyyamda orada içtima ederek ve cümlesi efkâr ve mütaleatını hiç çekinmeyip serbestçe söyliyerek işbu emniyet-i can ve mal ve tayin-i vergi hususlarına dair kavanin-i mukteziye bir taraftan kararlaştırılıp ve tanzimat-ı askeriye maddesi dahi bâb-ı seraskeri dâr-ı şûrasında söyleşilip herbir kanun karargir oldukça ila maaşallah taalâ düstur-ül amel tutulmak üzere bâlâsı hatt-ı hümâyunumuza arzolunması ve işbu kavanin-i şer’iyye mücerret din ve devlet ve mülk ve milleti ihya için vaz olunacak olduğundan canib-i hümayunumuzdan hilâfına hareket vuku bulmayacağına ahd-ü misak olunup hırka-i şerife odasında cemi ülema ve vükelâ hazır oldukları halde kasemi billah dahi olunarak ülema ve vükelâ dahi tahlif olunacağından ona göre ülema ve vüzeradan velhasıl her kim olur ise olsun kavanin-i şer’iyyeye muhalif hareket edenlerin kabahat-i sabitelerine göre tedibat-ı lâyikalonanın hiç bir rütbeye ve hatır ve gönüle bakılmayarak icrası zımnında mahsusen ceza kanunnâmesi dahi tanzim ettirilmesi ve cümle memurînin elhaletülhazihi miktar-ı vâfi maaşları olarak şayet henuz olmıyanları var ise onları dahi bir tanzim olunacağından şer’an menfur olup harabiyet-i mülkün sebeb-i âzamı olan rüşvet madde-i kerihasının fimabâd adem-i vukuu maddesinin dahi bir kanun-i kavi ile tekidine bakılması.

    ve keyfiyât-ı meşruha usûl-i atîkayı bütün bütün tagyir ve tecdid demek olacağından işbu irade-i şâhânemiz dersaadet ve bilcümle memalik-i mahrusamız ahalisine ilân ve işâa olunacağı misiullu düvel-i mütehabbe dahi bu usülün inşallah-ı taalâ ilelebed bekasına şahit olmak üzere dersaadetimizde mukim bilcümle düvelül mütehabbe sürefasına dahi resmen bildirilmesi hususlarına.

    bu defa irade-i hayriyet ifade-i mülukânem talikiyle ol bâbda muadelet-i efsai sunuh ve sudur olan hatt-ı hümayun meymenet-i makrun-ı şahaneme geçen şehr-ü şaban-ı şerifin 26. pazar günü saray-ı hümayunumda vaki gülhane meydanında cümle ulema ve vükelâ ve vüzera ve rical ve büyük ve küçük kâffe-i ketebe ve hademe-i devlet-i aliyyem ile sufera-i mümaleyhi davet ve istanbul’da bulunan mecmu hademe-i şeriat ve meşaik-i tarikat ve hatipler ve imamlar ve rum ve ermeni ve katolik patrikleri ve hahambaşı ve her bir esnafın kethüdaları celp birle cemiyet ettirüb meydan-ı mezkûrda tertib olunan divan-ı hümayunumda ben dahi binnefs hazır olduğum halde cümle muvacehesinde alenen okutup din ve devlet ve mülk ve milletim hakkında derkâr olan niyet-i hayriye-yi padişahanemi herkese ilân ve işâd ve mucibınce amel ve hareket olunmasını bilfiil sadrazam sütude şiyem ve vekil-i mutlak kaviyül himeme tavsiye ve tenbih ile hilâfında bulunacaklarına lânet eyledim. ve badehu muktezayi ahdü misâk-ı hümayunum üzere hırka-i şerife odasına gidip kibar-ı ulema ve havas-ı vükelâ ve vüzera-i saltanat-ı seniyyem hzır olduğu halde hatt-ı hümayunumda münderiç olan kavanin-i şeriyenin harf ve harf icrasına. ve mevad-ı esasiyenin fürüatına dair ekseriyet-i ara ile karar verilen şeylere müsaade eyliyeceğime ve hafi ve celi haricen ve dahilen taraf-ı hümayunuma ilkâ olunan şeyler kavanin-i müesseseye tevfik ve tatbik etmedikçe kimsenin lehine ve aleyhine bir hüküm ve ferman etmiyeceğime ve vaz olunmuş ve olunacak kavaninin tağyirini tecviz buyurmıyacağıma vallahi deyüb kasem-i billah olunduğu misüllü anlara dahi bu husus üzerine yani zat-ı şevket-i semat-ı şahaneme ve mülk ve devletime ve millete kema-i sık ve istikamet ile hizmet edeceklerine ve hiçbir halde kavanin-i müesseseye muhalif hareket etmeyeceklerine ve işbu kavanin-i şahaneme muhalif hareket edenler olur ise hiç hatır ve gönüle ve meratibe bakmıyarak cümlesi davacılık edeceklerine velhasıl kalen ve kalemen ve kalben ve kâliben ve fiilen ve halen ve istikbalen mazallah-ı taalâ bir gûna hıyanet-i irtikâb etmeyeceklerine vallahi diye yemin verdirdim. ve buyurdum ki bugünkü günden sonra yukarda zikrolunduğu vechile herkes yani gerek müslim ve gerek reaya olsun tebayı devlet-i aliyyemden olan cemî nâs can ve malına ve ırz ve namusuna kemali serbestiye üzere malik ve mutasarrıf oluğ çünkü bir adamı şer’an ve kanunen davası alenen görülüğ hülüm olunmadıkça taraf-ı şahanemden kimse hakkında birşey yapılamayacağından vüzeradan ta çobana kadar sair nâsdan dahi kimse kimsenin bigayri hakkın fuzuli can ve malına ve ırz ve namusuna sakınıp el uzatmasın. ve meselâ bir kimsenin her ne türlü olur ise olsun bir davacısı veyahut az ve çok bir kabahatı zuhur eyledikte ol kimse doğru huzur-u şer-i şerife götürülüp davası her ne ise mukteza-ı şer’-i şerif üzere açıktan açığa gayet dikkatli görülerek hakkı hak olunsun ve kabahatli olanların kabahatlarına göre hakkında hasıl hükm-ü şer’-i olunursa öylece te’dip ve tekdir kılınarak andan ziyade birşey yapılmasın. ve şer’an katil veya başka türlü suretle cezası görülmek lâzım gelirse dahi dersaadette inha ve ilân olunmadıkça ve bu taraf dahi ol emirde şer-i şerif ve kanun-ı münife tatbik ve gereği gibi istiknâh ve tetkik birle badehu vaki olacak hükmü kavi üzerine taraf-ı eşref-ü şahanemden izin ve ruhsat-ı mülûkanem sadır oldukça ol makule büyük kabahatlerin hakkında bile gizli ve aşikâr katli ve idam muamelesi tecviz olunmasın. ve buna cesaret eden kimse her ne kadar büyük rütbede olur ise olsun başkası hakkında ettiği muamele kendi hakkında dahi öylece icra olunacağı velhasıl huzur-u şer’de ve kanuna dair maddelerde büyük ve küçük cümle beraber tutulacağı bilinsin. ve bir adam şer’-i ve kanun iktizasınca katlolunduğu halde öyle olan kimselerin yalnız kendisi kabahatlı olup varisleri ol kabahatden hissedar olmamalariyle anların malı miriden zaptolunmak veyahut varislerini bir gûna ver cevr ve eziyet kılmak kat’â caiz ve lâyık olamadığı, ecelden vereseleri hukuk-u irsiyelerinden zerre kadar mahrum olmasın. ve eğerçi bundan böyle zulüm dedikleri şey bütün bütün kaldırılarak vergi maddesi güzel ve kavi nizama bağlanacak ise de bu husus evvel emirde her yerin hal ve keyfiyeti aranılıp taranılmaya ve bu dahi biraz vakte muhtaç olduğu misüllü memleketlerden asker almak hususu dahi başıca şey oluğ hasılı bunların herbiri keyfiyeti etrafıyla düşünülüp ve yolu ve kolayı bulunup karar verildikte öyle çarçabuk icra olunamıyacağından vergi hususu meclis-i ahkâm-ı adliyemde ve asker usulü dar-ı şurayı seraskeride hemen bir taraftan söyleşilmekte olmakla iktiza eden nizamat-ı haseneleri karar bulup taraf-ı şahanemden dahi katiyen tensip ve irade olunarak ol bapda memalik-i mahrusa-i şahaneme başka başka fermanlar gönderilinceye kadar yine evvelki gibi cari ve baki olacaktır. ana binaen bu aralık işbu vergi maddesinden dolayı memleketlerin saliyâne ve teklif ve adetince hiç bir taraftan dokunulmayıp gerek buna ve gerek asker hususuna biminnihi taala ilerde nasıl nizam verilirse öylece cari olunmak üzere şimdilik yine evvelki gibi icra olunsun. fakat bunda dahi evvelki gibi zulüm ve taaddi olunmayarak fıkara ve reaya gayet himayet ve siyanet olunup hiç kimse incidilmesin. işte bu iki maddeden maada yukarda beyan olunan sair şeylerin şimdiden icralarına ve her mahalde ziyadesiyle dikkat ve ihtimam olunmak için anadolu ve rumelide bulunan bilcümle eyaletlere vesair lâzım gelen mahallere işbu ferman-ı alişânnım gibi başka başka fermanlar gönderilmiş olmakla sen ki müşir-i müşarünileysin, sana dahi balâsı hatt-ı hümayun-u şevket makrun-u şahanemle müzeyyen mahsusâ işbu emr-i âlişanem ıstar ve (tuğra-yi garra) ile tesyâr olunmuştur.

    imdi vüsulünde sen dahi işbu ferman-ı âlişanımı iptida kürsü-i eyalet olan konya kasaba ve kurasında bulunan mecmu meşayih ve ulema ve vücuh-ı ve sair efradı ahaliyi bir büyük meydana toplayıp cümlesi hazır oldukları halde tertib-i divan ederek merasim-i tazim ve istikbali yerine getirerek alenen feth ve kıraat ve mazmun-i münifi herkese telkin ve itaat ettirdikten sonra eyalet-i merkûme dahilinde bulunan sancakların havi oldukları sair kaza ve kasabalara dahi birer birer gönderûp büük ve küçük umum ahali ve reayaya güzelce anlatılarak cümlesinden taraf-ı eşref-i padişahanem için hayır dualar aldırmaya ihtimam ve dikkat eyleyesin. kaldı ki işbu emr-i irade-i şahanem-i mukdimleri gibi yani akib-i cülusu hümayunumda olduğu veçhile türlü manalar vererek ve cümleden evvel faraza derun-i hatt-ı hümayun-ı mülûkânemde yazılmış olan vergi hususunu işte artık padişahımız teklif ve saliyâneyi bütün affetmiş veyahut şöyle böyle olacak imiş deyüp yanlış anlayıp da bir gûna dedikodu etmek ve ihsan-ı hümayunum olan emniyet-i can ve mal ve namus keyfiyetlerinden dolayı küçük büyüğe ve büyükten ta en ednaya kadar alelumum zabitan ve sair memurlara zerre kadar itaatsızlık eyleme misüllü uygunsuzluklar vuku bulacak olur ise cesaret eden ve ruhsat verenlerin tedip ve terbiyesine bakılacağından buralarını dahi peşinen ve herkesin kulağına koyup şu irade-i seniyemden hulasa-i murad ve meram-u hümayunum ancak din ve devlet ve mülk ve milletimin ihya ve mâmuriyetine bais ve badi olacak asayiş-i hal-i ahali ve fukara maddesinin istihsali zımmında lâzım gelen hayırlı ve menfaatli usullere yapışılmak demek olduğunu ve evvel emirde asıl halkın rahatsızlığına sebep olan vergi maddesinin yolsuzluğu belâsını defedip ve hafifleterek bir hüsn-i suret verileceği iyice anlatıp herkesi yanlışlık muhatarasından muhafaza ve vükâyeye tekayyüd ile zürtma hilaf-ı emir ve rıza vâz ve hareketi tecviz ve begayet ihtiraz üzere olasın ve siz ki kuve irade-i merhamet ifade-i şahanem gereği gibi malumunuz oldukta mucip ve muhtezası üzere amel ve hareket birle cümle hakkında bu vechile erzan kılınan merhamet ve madelet-i seniyemin şükür ve kadrini bilerek gece ve gündüz devam-ı ömür-ü devlet-i şâhâne ve muvaffakiyet pâdişâhânem duvâvat-ı hayriyesine iştigal ve muvazeyet ve büyük ve küçük herkes ırz ve edebiyle mukayyet oluğ ve herhalde bais-i selâmet ve necâtdârın olan cadde-i şriat-ı mutahnaradan zerre miktarı ayrılmayıp cümleden matlub-u şahanem olan fariza-i sıtk ve istikameti gönül birliğiyle icraya say ve gayret eyliyesiz şöyle bilesiz alamet-i şerife itimat kılasız. hemen rabbimiz taalâ hazretleri cümlemizi muvaffak buyursun ve bu kavanin-i müessesenin hilâfına hareket edenler allah-ı taalâ hazretlerinin lânetine mazhar olsunlar ve ilelebed felâh bulmasınlar amin.

    fî 26 şaban, sene: 1255, yevm, pazar, 3 kasım 1839
  • mustafa reşit paşa tarafından hazırlanmıştır, maalesef bu dönemde kendilerine eskisine göre hayal sayılabilecek haklar tanınan türk halkının aklında tanzimata ilişkin kalan temel fikir: artık gavura gavur denmeyecek olmuştur.
  • herkesin bildiği gibi, devletimizde, kuruluşundan beri kuran'ın yüce hükümlerine ve şeriat yasalarına tam uyulduğundan, ülkemizin gücü ve bütün tab'asının refah ve mutluluğu en yüksek noktaya çıkmıştı. ancak, yüz elli yıl var ki, birbirlerini izleyen karışıklıklar ve çeşitli nedenlerle şeriata ve yüce yasalara uyulmadığından evvelki kuvvet ve refah, tam tersine zayıflık ve fakirliğe dönüştü. oysa, şeriat yasaları iel yönetilmeyen bir ülkenin varlığını sürdürebilmesinin imkansızlığı açık seçik ortadadır.

    tahta geçtiğimiz mutlu günden bu yana bütün çabalarımız, hep ülkenin kalkınması, ahalimiz ve fakirlemizin refahı amacına yönelik oldu. eğer, yüce devletimize dahil ülkelerin coğrafi konumu, verimli toprakları ve halkının yetenekleri gözönünde tutularak gerekli girişimler yapılırsa, yüce tanrı'nın yardımı ile, beş-on yılda kalkınabileceğimiz söz götürmez.

    ulu tanrı'nın yardımına ve peygamberimiz hazretlerinin ruhaniyetine sığınarak, yüce devletimizin ve ülkemizin iyi bir biçimde yönetilmesi için bundan böyle bazı yeni yasalar çıkarılması gerekli görüldü.

    söz konusu yasaların başında can güvenliği; ırk, namus ve malın korunması; vergi toplanması; halkın askere alınıp silah altında tutulma süresi gibi hususlar gelmektedir. şöyle ki; dünyada can, ırz ve namustan daha kıymetli birşey yoktur. bir insan bunları tehlikede görünce, yaradılıştan kötü olmasa bile, canını ve namusunu korumak için olmadık çarelere başvurur. bunun devlet ve memlekete zarar vereceği açıktır. buna karşılık, can ve namustan emin olan bir kimse sadakat ve doğruluktan ayrılmaz, işi ve gücü ile devletine ve milletine yararlı olur.

    mal güvenliğinin olmadığı yerde ise kimse devlet ve ulusuna ısınamaz, ülkesinin yükselmesi ile ilgilenmez, hep korku ve üzüntü içinde yaşar. buna karşılık, malından, mülkünden emin olmadığı zaman hep kendi işi ve işinin genişletilmesi ile uğraşır. devlet ve millet gayreti, vatan sevgisi kendisinde her gün artar.

    vergi konusuna gelince: bir devlet, ülkesini korumak için askere ve gerekli öbür masraflara muhtaçtır. bu, para ile olur. para, tab'adan toplanacak vergiler ile oluştuğundan bunun en iyi şekilde toplanması gerekir.

    evvelce gelir sanılmış olan "yed'i vahit" belasından ülkemiz hamdolsun, kurtulmuşsa da yıkıcı bir yöntem olup hiçbir zaman yararlı sonuç doğurmamış olan iltizam usülü hala sürüyor. bu, ülkenin siyasi işlerini ve mali konularını bir adamın keyfine, hatta cebir ve zulmüne teslim etmek demektir. bu adam iyi bir insan değilse hep kendi çıkarına bakar, bütün davranışlarında kötülüğe, zulme yönelir. bu nedenle, ülkemiz insanlarının her biri için, malına ve gelirine göre bir verginin saptanması ve kimseden bundan fazla birşey alınmaması gerekir. yüce devletimizin karada ve denizdeki askeri masrafları ile öbür masrafları yasalarla belirlenip sınırlandırılmalı ve uygulama ona göre yapılmalıdır.

    askerlik de, yukarıda belirtildiği gibi, önemli konulardan biridir. ülkenin korunması için asker vermek halkın başlıca borcudur. fakat, bir memleketin mevcut nüfusuna bakılmaksızın, şimdiye kadar yapıldığı gibi, kiminden tahammülünden çok, kiminden az asker alınması hem düzesizliğe; hem tarım, ticaret ve bayındırlık işerinin kötü gitmesine; hem ömür boyu askerlik bıkkınlığa; hem de nüfusun azalmasına yol açar. bu nedenle, her memlektten alınacak asker miktarı için uygun yöntem konulmalı ve dört veya beş yıl hizmet için sıra ussulü getirilmelidir. bunlar yapılmadıkça devletin kuvvetlenip gelişmesi, huzur ve asayişin sağlanması mümkün olmaz. bütün bunların dayanağı yukarıda açıklanan hususlardır.

    bu nedenle, bundan böyle suç işleyenlerin durumları şeriat yasaları gereğince açıkca incelenip bir karara bağlanmadıkça kimse hakkında, açık veya gizli, idam ve zehirleme işlemi uygulanmayacaktır. hiç kimse, başkasının ırz ve namusuna saldırmayacaktır. herkes malına, mülküne tam sahip olacak, bunları dilediği gibi kullanacak, bunu yaparken de devlet büyüklerinin müdahalesine uğramayacaktır. birinin suçluluğunun saptanması halinde mirasçıların o işle ilgileri bulunmayacağından suçlunun malları elinden alınıp varisleri miras hakkından yoksun bırakılmayacaklardır.

    yüce devletimizin tab'ası müslümanlarla öbür uluslar bu haklardan tam yararlanacaklardır.
    can, ırz, namus ve mal konularında, ülkemizin tüm halkına şeriat yasaları gereğince garanti verilmiştir. öbür konularda da oybirliği ile karar verilmesi için, meclisi ahkam-ı adliye üyeleri gerektikçe artırılacaktır. yüce devletimizin bakanları ile ileri gelenleri belirli günlerde orada toplanarak, görüşlerini çekinmeden açıkça söyleyeceklerdir. can, mal güvenliğine ve vergilerin belirlenmesine ait yasalar böyle hazırlanacaktır.

    askerlikle ilgili konular bab-ı seraskeri dar-ı şurası'nda görüşülüp karara bağlandıktan sonra sonsuza dek uygulanmaları için tasdik edilmek üzere tarafıma gönderilecektir. söz konusu yasalar sırf din, devlet, ülke ve ulusu kalkındırmak amacı ile çıkarılacaklardından bunlara tam uyacağımıza yemin ederiz. bu konuda, hırka-i şerife odasında, tüm din adamları ile bakanların hazır bulunacakları bir sırada yemin edecektir.

    din adamı ve vezirlerden yasalara aykırı hareket edenlerin, kanıtlanacak suçlarına göre, rütbelerine ve hatır ve gönüle bakılmaksızın cezalandırılmaları için özel ceza yasası çıkarılacaktır.

    memurlara yeterli maaş bağlanmış olup, henüz bağlanmış olanlarınkiler de belirlenecektir. bu yolla da, şeriata aykırı olan ve ülkenin gerilemesinde başrolü oynayan rüşvet belası güçlü bir yasa ile ortadan kaldırılmış olacaktır.

    bütün bu sayılan hususlar eski hükümlerin tümden değiştirilmesi demek olacağından işbu fermanımız istanbul halkına ve ülkemiz halkına duyurulacaktır. bundan başka, dost devletlerin de bu yönetimin sonsuza dek uygulanmasına tanık olmaları için fermanımız, istanbul'daki tüm büyükelçilere resmen bildirilecektir.

    tanrı hepimizi başarılı kılsın; yasalara uymayanlar tanrı'nın lanetine uğrasın ve ömürleri boyunca rahat yüzü görmesin. amin.
    kaynak: http://www.osmanli700.gen.tr/sectik/sectik15.html
  • osmanlı devleti'ne batı anlamında bir şekil vermek ve özellikle fransız ihtilali ile ortaya çıkan insan hakları ilkelerini, osmanlı ülkelerinde yaşayan halka da tanıtmak ve uygulamak için 3 kasım 1839'da gülhane parkı'nda okunan bildiri. diğer adı gülhane hattı hümayunu.
  • osmanlı imparatorluğu'nun kendini dönüştürme çabalarından belki de en önemlisidir.

    19. yy milliyetçilik akımının tüm avrupa'yı sardığı bir yüzyıldır. bu akımdan ilk etapta kozmopolit olan imparatorlukların etkilenmesi kaçınılmazdı, nitekim öyle de oldu: osmanlılar, avusturya-macaristan ve sonra da rus çarlığı'nda milliyetçi sesler yükselmeye başladı. ancak, bu durumdan diğer iki devlete nazaran güçsüz bir konumda bulunan osmanlı imparatorluğu çok derin bir biçimde etkilendi. nitekim, etnik nitelikli ilk isyanlar bu coğrafyada çıktı. ilk olarak 1804'de sırp, daha sonra 1821'de de yunan isyanları çıktı. yunan isyanı, batılı büyük devletlerin de desteği ile hedefine ulaştı ve dünya tarihinde ilk defa bir etnik kimlik, isyan ederek bir imparatorluktan ayrılıp bir ulus-devlet kurdu.

    işte tanzimat fermanı'na bu konjonktürel hava içerisinde bakmak lazım. osmanlı idarecileri, mevcut sosyal yapının devam ettirilmesi durumunda** imparatorluğun kısa sürede mutlak bir yıkılışa sürüklenebileceğini öngörerek, farklı kimliklerden insanları bir potada eritmeyi hedefleyen bir ideolojiyi bu hatt-ı hûmayun ile birlikte yaşama geçirmeye çalışmışlardır: osmanlıcılık. artık, dil, din, ırk farkı gözetilmeksizin, tüm osmanlılar eşit sayılacaktı. devlet, gayrimüslim tebaaya, müslim tebaa karşısında pozitif ayrımcılık yaparak, onları koruyacağını taahhüt ediyordu. yani kısacası, osmanlılar, etnik milliyetçiliğe karşı, kendi milliyetçiliğini oluşturmaya çalışıyordu.

    tüm bunların yanında, devlet yönetimi içerisinde getirdiği modernizasyon için bile, bu atılım çabası takdire şayandır. köhne düzenin iltizam usulünün yerine, modern vergi toplama usulleri uygulamaya konmaya çalışılmış, devletin merkezi idaresi güçlendirilip, valiler merkezden atanmaya çalışılmıştır.` :vb vb` tanzimat'ın başlattığı aydınlanma, osmanlı imparatorluğu için kaçınılmaz olanı engelleyemezken, onun yerine doğacak genç cumhuriyetin temellerini atmıştır.
  • fermanın o dönemki sefaretlere bildirilmesini durumunu - türkçesi, dayılardan garantörlük istemek - dönemin mühim devletlulerinden keçecizade fuat paşa, şöyle yorumlamış: "bir devlette iki kuvvet olur. biri yukarıdan, diğeri aşağıdan gelir.bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet (padişah) cümlemizi eziyor. aşağıdan ise bir kuvvet hasıl etmeye imkan yoktur. bunun için pabuççu muştası gibi yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. o kuvvetler de sefaretlerdir."
    kaynak: sina akşin neşretmiş bunları türkiye tarihi isimli kolektif eserde.
  • türk anayasal gelişmesinin başlangıcı sayılan belge. hatta ilber ortaylı'ya göre "hukuk devleti olma yolundaki ilk manifesto". cogunlukda daha önce hariciyede calışmış babıali bürokratları tarafından kaleme alınmıştır. usulen (daha önceki belgelerdeki gibi) "gucsuzluk ve fakirliğin şeriat kanunlarına uymamaktan ileri geldiği" tekrarlanmakla birlikte, osmanlı tarihinde ilk defa "restorasyon" değil "yenilik" öngörülmektedir.
    ferman , halkın hayatını canını ve dini inancını güvence altına alan ama bu güvenceyi hükümdara değil cıkacak yasal düzenlemelere baglayan bir özellik taşımaktadır.
  • aslina bakarsaniz bu ferman bir topyekun iyile$me hamlesi icin degil, donemim son yillarinda yolsuzluk ve ru$vet ile a$iri zenginle$en pa$alar, dalkavuklar tayfasinin ve sefaretlerin korudugu gayri muslim azinligin kazanilmi$ mallarinin guvenceye alinmasi icin ilan ettirilmi$tir.
    bu donemde devlet ve millet fakirle$irken, padi$ahin cevresi, di$ borclari baglayan burokratlar tayfasi, araci olan sefirler muthi$ zenginle$mi$lerdir. bu zenginlik oyle boyutlara varmi$ti ki artik padi$ahin killanip kelleleri ucurmasindan korkuyorlardi, korkmasalar da caldiklarinin tapusunu, garantisini talep ediyorlardi.